21 Nisan 2021

Yardım Et Anne

Çarşamba, Nisan 21, 2021 16

Tam aşkımı ilan edecektim anne, bunu hayal etmiş, aynanın karşısında çalışmış ve yapmaya karar vermiştim. Yaklaşık bir yıl önceydi, pandemi işte o zaman ilan olundu. Önce okullar tatil oldu, sonra sınıfça gideceğimiz resim sergisi ve Kapadokya gezisi. 

 

Sistemde bir açık yakaladım ben anne! Sistem toplumsal değerler saldırısına uğradı, insanlık tarihi toplumun üzerine çöktü. Şairleri ve şiirlerini unutmaya başladığımızda, siber güvenlik duvarlarımıza da eş zamalı saldırıların başladığını söylemeye çalışıyorum. Benden başka kimse göremiyor mu bunları? Şiir diyorum anne şiir, en son ne zaman bir şiir kitabı aldın, anımsıyor musun? Peki sen hiç şiir yazdın mı ya da sana şiir yazan oldu mu anne? Sana seni anlatan, sana senin yansımanda kendini anlatan biri oldu mu hiç hayatında?

 

Tüm matematik problemlerini çözebiliyorum aslında ama hep uzun yoldan çözüp, çok zaman kaybediyorum. Zamanı yetiştiremiyorum ben. Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp, üçer üçer inen çocuğun içinden söylediği şarkıya karar veremeden daha, arkadaşlarım toplam merdiven sayısını bulmuş oluyorlar anne...

Merak ediyorum, sürekli baktığınız ve tüm dünyayı içine sığdırdığınızı sandığınız ekranlarınızda, var mı bir insan sıcaklığı, bir ağaç gölgesinin serinliği ya da ekmeğin buğusu? Her ekran birer solucan deliği sanki, girenleri yutuyor anne. Zaman çok önemli, bırak şu akşamlarını öldüren o dizileri izlemeyi. Hayal et anne, düşün... Ya hiç vaktimiz kalmadıysa istediklerimizi yapmaya... Ertelemek çare değil, ben çok geç kaldım aşkımı ilan etmekte, sen yaşamakta geç kalma anne. Kamerasını bile açmıyor derslerde artık, yüzünü unutacağım neredeyse...

 

Bak anne anlatacağım sana; Sene başıydı, onu fark ettiğimde orman yeşili gözleri ile aramızda koyu, derin bir nehir akmıştı. O an donakalmış, bakışlarımı ayıramamış, çok utanmıştım. Sonra tuvalete kaçmış, duvara yumruk atmıştım. Yetmemiş kendimi sağanak yağmur altında ıslatmış, sonra Ayı Osman' a sataşıp, kendimi hırpalatmıştım. İşte aşkım tam olarak böyle başlamıştı anne.

 

Bana normal değilim diye çok kızıyorsun, biliyorum. Kim normal ya da kim değil, nereden bilebiliriz ki? Beni böyle sev anne... Sen hiç çalıların rüzgarda sürüklenişine kızan bir kaya gördün mü? Peki ya daldan düştüm diye ağaca küsen bir elma? Aşık bir hindibaya rastladın mı ya da nefret dolu bir ayrık otuna veya tembel bir sarmaşık ya da söz dinlemeyen bir yoncaya? Böyle şeyler hiç olmaz, doğada sukunet olur, kabulleniş olur, kimse neden diye sormaz ve olabileceğinden fazlasını beklemez anne.. Lütfen sen de kızma artık bana.

 

Belki de mağaralarımızdan hiç çıkmamalıydık. Arılar kovanlarından çıktı mı, ya kuşlar yuvalarından, karıncalar gökdelen inşa etmeye kalkıştı mı? Teknoloji geliştikçe insanlık geriliyor anne. Tabiat ana bizi evlatlıktan çoktan reddetti. 


Artık örselenmiş ruhuma anlattığın masallar, söylediğin ninniler beni teselli etmiyor. Pamuk ipliğine bağlı mutluluğum en ufak bir sarsıntıda, bir saatin sarkacı gibi sallanıp duruyor. Bir yama yapıp geçmişi onarabilir misin anne? Vahşi insanlığın çirkinleştirdiği bu gerçekliği, digital bir yama ile düzeltebilir misin? 'Artırılmış sanal gerçeklik' ten bahsediyorlar bana... Neresinden tutsam elimde kalıyor bu söylem. Zaten gerçek olanı nasıl artırabileceklerini düşünüyor bunlar? Gerçek gerçektir, sanal gerçekleri reddediyorum ben anne. 

 

Şu iki tam bir öğrenci çaresizliğime, mutfaktan gelen kızartma kokusu ile umut olabilir misin? Bir hayal çöplüğü, düşünce kirliliği oldu geçmişim, affedemiyorum bizleri. Ya yanlış zamanda doğmuşum ya da benim tarihim yanlış yazılmış anne. 

 

Şimdi gidiyorum ama geri döneceğim. Cebimde ne telefonum var, ne cüzdanım, ne de anahtarlarım... Kapıyı çalarsam, açar mısınız anne? Eğer bir gün kim olduğumu unutursanız; cebimde taşıdığım renkli taşlardan, deniz kabuklarından ve ay çöreği kırıntılarından tanıyın beni.

Not: Uzun pandemi sürecinde ruhundan örselenen gençlerimizin ağzından bir yardım isteği olarak kurgulanmıştır.

2 Nisan 2021

Koşarken Düşürdüklerim

Cuma, Nisan 02, 2021 14
Seni gördüğümde ne kadar hüznüm varsa bir çığlık olup, kuş sürüsü gibi çıktı ağzımdan. Yokluğunda yaşanmış acılarım boşlukta bir kırbaç gibi çınladı zihnimin karanlığında. Geçmişe silah çekmiş zaman, bir buğunun dağılışı gibi çekildi havadan. Sanki hiç ayrılmamış, hiç gitmemiştim kıyılarından..

Satılık zamanların, kiralık hayatların, çıkarcı birlikteliklerin bedelini, kutsanmış liralar ile ödemeye başladınız. Ayağınızı yorganınıza göre uzatmayı ezber etmişken, arzularını neye göre uzatacağınızı hiç sormadınız. İstekleriniz ve hayalleriniz de hayatlarınız kadar sıkıcıydı. En zor sınav ise gerçekleri görebilen ancak görmezden gelenlerinize düştü. Onlar; Kaderin biçtiği ömrün, yazıldığı gibi okunmadığını fark etmelerine rağmen, içlerinde bitmek bilmez sorular ile gizli ittifaklar yapıp, hapishanelerinin koşullarını iyileştirmeye razı gelenlerdi.  Soruyorum şimdi sizlere; Yaşayabileceğiniz tüm heyecanlara yetmiyorken nefesiniz, kötü ihtimaller denizinde boğuluyorken hevesiniz, anları uzatabilmek uğruna nelerden vazgeçebilirsiniz?
Sadece bir kaç saniye iken aklımın gözlerine uzaklığı, aramızdaki mesafeleri kim açıklayabilir. Nasıl avutacağız kendimizi; Bir çıkmaz sokaktan, aydınlığa açılan bir yol bulmak umudu ile, yaşayıp da pişman olmanın karşısına, yapmaya cesaret edemediklerimizi koyduğumuzda?

Soruyorum şimdi sizlere; Çok konforlu hayatlarınız, bol sıfırlı banka hesaplarınız ve hep bir ağızdan yaptığınız ahlak hocalığınız ile yarattığınız kolaycı cennetlerinizde, inancınızı sorgulamayı bile unutmuşken ve yaşamaya en yakın yanınız nefes alıp vermekten ibaret kalmışken kendinizi iyi hissediyor musunuz?
İçimde bin uçurum var, hangisine düşsem sen varsın. Koşarken düşürüyorum birer birer anılarımı. Düşlerim nereye düşse, gözlerin oluyor tüm gerçek dediklerim. Peki ya sen nereye saklardın yüreğini? Kalbinin kıpırtısını duymamak için, onu denizi ve gökyüzünü göremeyeceği nereye kilitlerdin? Yüreğini aydınlığa çıkarmaktan sen de korkma hiç. Ben karanlığa hapsolmaktan isyankar benliğimi, gerçeklik tavında dövülmesi için çıkarıyorum yeryüzüne...

Küçük küçük evlerinizin içine büyük büyük kederler sığdırdınız. Mobilyalarınıza toz konmasın uğruna üzerlerini çaresizlik, umutsuzluk ve kabullenişlerle süslediniz. Gün sonu tutanaklarınızı ihtiyaçlar hiyerarşisinin en altlarına kanaat edip, öyle imzaladınız. Dört odalı, çok metrekareli yaşam alanları satın almaya çalışırken ömürlük banka kredileri ile ruhunuzu sattınız. Özgür ve güçlü olduğunuzu düşünürken kendinizi tutsak edip, mutluluğu dışarı kaçırdığınızı anlayamadınız.
Bizi anımsatan bir ezgi ilişirse kulaklarına, bir yıldız kayarsa örneğin ya da beklenmedik bir gökkuşağı çıkarsa ve her şeye rağmen yüreğin inadına çırpınıyor ise hala ait olduğu yere gidebilmek için, lütfen umudunu yitirme.

Ben uydurmadım ki tüm bunları... Hepsini kalbim söyledi. Hiçbir kalıba sığdıramadığım asi ruhum kaleme aldı. Hissettikleri ile cesur yürekler yaptı editörlüğü ve ilk teneffüs zili ile sınıflarından taşıp, okul bahçesine saçılan, hala sıcak kalpleri, körelmemiş sevinçleri, kirlenmemiş gözleriyle umutlu çocuklar okudu.

Not: İllüstrasyonlar Arghavan Khosravi