13 Nisan 2020 Pazartesi

Tek Başına

Bir şişe şarap seçti kendine, kadehine doluşunu izledi. Kırmızı, koyu, akışkan, hoş kokulu, baştan çıkarıcıydı. Minik bir kaç damla ile tattı, çok beğendi. Bir yudum içti, bir yudum düşündü. Kendini dışarıya kapattığından beri içeriye açılmayı alışkanlık edinmişti. İçerilerine, en derinlerine, zihninin ve benliğinin dehlizlerine... İçerisi dışarıdan çok daha büyük ve kalabalıktı... Tanıdığı insanlar, hataları, yetenekleri, beklentileri, anıları, komik ve çok üzücü anları, olduğu yer, varmak istediği yer, sevdikleri ve çok daha fazlasıyla bir dipsiz kuyuydu içerisi. Hayatım dediği şey, tek yöne alınmış bir bilet değil miydi zaten. Tek yön gidiş; üç molalık bir yolculuk, yazmaya başladı:
''İlk molaya kadar kendini bilme, var olma çabası. Ayaklarının üzerinde doğrulup ileriye baktığında nasıl da uçsuz bucaksız, heyecan verici bir serüvendir görünen. Konuştuğun her yolcu, attığın her adım seni yeni bambaşka dünyalara götürür. İkici molaya geldiğinde bu kez hem bıraktıklarına hem ileriye bakarsın. Değer verdiklerin, önemsediklerin ve seni sen yapan her şeye. Ne istediğini çok iyi bilirsin, seni nelerin mutlu edebileceğini, bir zirvededir ikinci mola, görüşün keskin, deneyimlerin yüksektir. Yolculuğun amacının bir yere varmak olmadığını anlamış, biraz keyfini çıkarmaya başlamışsındır. Üçüncü ve son molada hala bakabileceğin bir geçmişin ve geleceğin vardır. Eğer hoşnut değilsen gördüklerinden hala bir şeyleri değiştirebilirsin. Birikimlerin ve deneyimlerinle, hala var olan enerjin ve yapabileceklerinle oradasındır. Delilik ve bilgelik arasında zerre tereddüt etmeden cümle alemi şaşırtacak tercihler yapabilirsin. İkincisinden daha yüksek bir zirvedir son mola. Artık gözlerini kısarak baktığında yolun sonunu kestirebiliyorsundur. Belki de yolculuk bitmiş sen yol olmuşsundur. '' diyerek noktaladı, defterine yazdıklarını...
Kadehi boşalırken, zihni yoğun bir şekilde çalışıyor, düşüncelerin sonsuzluğunda dolaşıyordu. Hayatın bir yolculuk ya da bir yol olduğunu düşünürken, ''Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır.'' diye fısıldadı. O kaçıncı moladaydı ve ne kadar değişmişti bu yolculukta geldiği noktada. Ne zamandır kitap satırlarının altını çizmeyi bırakmış, kalbini delice çarptıran düşler kurmayalı çok olmuştu. Düşüncelerini inançla söyleyip, inatla savunmuyordu artık sohbetlerde. Oltanın ucunda ona uzatılan her renkli parıltılı yeme 'mutluluk' diye kolayca yüreğini açamıyordu. Heyecanını ve coşkusunu yitirmişti. Gelecek ve geçmiş, gerçeklikten uzak birer illüzyon gibiydi şimdi. Gelecek ne getirecek kestiremiyor, geçmişin izlerini ise silemiyordu. Hayattan bir dizi ders almış, aldığı tüm derslerden sınıfta kalmıştı sanki... 
Yıkıcı deneyimlerden, fırtınalı duygulardan, sarsıcı terk edilişlerden gelmişti. Yanlış kişilere güvenmiş, yalnızlık vadilerinde gezinmiş, yine de akıllanmamıştı. İnsanların egolarına toslamış, bir ilişkiyi sığ zaferlere dönüştürmeden yaşamayı becerebilenlere denk gelmemişti. Değmezlere değer vermiş, olmazları kendine musallat etmiş, imkansızlara umut bağlamıştı. Çaresizlik içinde çırpınan yüreğine söz geçirememiş, kapana kısılmış bir kuş gibi gidip gidip pencere pervazlarına çarpan aklına yol gösterememişti. Görebildiği her ışığı çıkış noktası sanmayı bırakıp, kendini korumayı öğrenmesi çok zaman almış, kolay olmamıştı. Bu uğurda kanatları yaralanmış, pek çok fiyakalı tüyünü feda etmiş ama sonunda yalnız uçmayı başarmıştı. 
Evet, değişmişti. Heyecan ve coşku yerine dinginlik ve dengeyi tercih etmişti. Yaşantısına girmeye çalışan insanlara sıkı denetimler getirmiş, işinden arta kalan zamanının çoğunu sevdiği şeyleri yaparak kendisi ile geçirmeye başlamıştı. Huzur bulduğu kütüphanesi, gurur duyduğu eğitimi ve işi, rafine zevkleri, küçük burjuva keyifleri, Royal isimli kıymetli kedisi ve hayatına kendi kuralları ile aldığı çok az kişi ile... 

Üçüncü kadehin sonu çoğunlukla ruhunun huzur bulduğu dengeydi. Yavaş yavaş geceyi rahat bırakırken, ''Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık, sevilmeyi beklerken, beklemeyi sevmişiz...'' diye tekrarladı, gülümseyerek. Şimdi, hayatının son molası olarak gördüğü şu anda, yükselebildiği zirveden görebildiği kocaman, çok güçlü ve uçsuz bucaksız bir tek başınalıktı...

Not: Öykü kurgusaldır.
İllüstrasyonlar: Naoto Hattori
''Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır.'' : Murathan Mungan
''Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık, sevilmeyi beklerken, beklemeyi sevmişiz...'' : Cemal Süreya

7 yorum:

  1. ay üzücü yaaa. yol bitmesin aman :) yolda hep temizlik yapalım :) tek başına ama güçlüüüü :) çok güzeldi yine :)

    YanıtlayınSil
  2. İnanın ki böyle yazıları özledim. Hemen kadehimi kırmızı şarapla buluşturup hayallere bırakmak istedim. Güzel bir noktayı yakalamışsınız, yaşam boyu koşuyoruz düşünmeden. Mola verdiğimiz zamanlarda anlıyoruz nefes aldığımızı, hatalarımızı, geçmişten gelen derslerimizi, geleceğe dair ümitlerimizi. Fakat bu zorunlu bir mola. Bizim isteğimiz dışında. Bu yüzden geçmişimizde dair bir umursamazlık, geleceğe karanlık bakışımız. Ya da düşünmek bile istemiyoruz bunları.

    YanıtlayınSil
  3. Çok güzeldi Nihancım, tek başınalık hep vardı da şimdi daha gerçekçi.

    YanıtlayınSil
  4. Hayat işte Herkes farklı farklı yaşıyor

    YanıtlayınSil
  5. bugünkü yazımı kaçırmaaa, macbeth mutfakta, tiyatro şeysi :)

    YanıtlayınSil
  6. Çok etkileyici, düşündürücü ve insanı kendiyle yüzleşmeye iten bir yazıydı. Yaşam molaları hissetmeden akıyor çoğu zaman, hatalarıyla, pişmanlıklarıyla ya da geçici kazanılmış zaferlerle. Bitmesin o kadehler istedim, yüreğinize sağlık.

    YanıtlayınSil

haydi söyle :)