9 Şubat 2020 Pazar

Güzellik Yanılsaması

-Tık tık tık...
-Parola?
-Sarı saksağanlar soğanlı salata severler! Ha-diii açııınnnn kapıyı....
-Yaan-lııış....
-Tamam tamam 'Sarı saksağan soğanlı salata sever?' 
-Doğru, hadi çabuk içeri gelin...

Hayatımın en büyük serüvenlerine Nihat' ların bodrum katında kurduğumuz zor parolalı kulüpler sayesinde çıktım. Barış, Özlem, Nihat ve ben kurucu ve asil üyelerdik. Bizim mahallede bu kulüplere dahil olabilmek yüksek prestijli bir ayrıcalıktı. Kulübe girmenin ön koşulu bisiklet sahibi olmaktı. Üyeliğe kabul edilirseniz 'kulüp yemini' edip, rica minnet Barış' ın abisinin bakkal dükkanındaki yazıcıdan çıkardığımız kulüp kartlarına sahip olmaya hak kazanıyordunuz. Yazıcıyı kullanmamızın zorlukları ile kulübe yeni üye kabul edebilmemizin zorlukları, mecburen paralel bir çizgide ilerliyordu.
Her zaman en yaratıcı, en parlak ve en eğlenceli fikirler Nihat' tan çıkıyordu. Zihni bir fikir atölyesi gibi çalışıyordu. Onun yanında olduğum sürece asla sıkılmayacağımı, hep yapılacak yeni yeni önemli görevler icat edeceğini biliyordum. İşin güzel tarafı yaptıklarımızın, çoğunlukla faydalı ve büyüklerce kabul görebilir nitelikte olmasıydı. Ciddi işler, büyük projeler peşindeydik. Nihat' ların bodrum katında kurduğumuz zor parolalı kulüpler, kendimi ilk kez büyümüş hissettiğim ve içimde dünyada yanlış giden bazı şeyleri değiştirebileceğime dair ilk kıvılcımları yakaladığım yerdi. 
Nihat' la bisikletli piknik organizasyonu, haftalık mahalle gazetesi çıkarma, tiyatro sahneye koyma, bisikletle otuz kilometre uzaktaki komşu ilçeye gezi, topluca ildeki Tarkan konserine gitme, yaralı sokak hayvanlarını tespit edip belediyeye başvurma, mahalledeki birinci sınıf çocuklarına okuma kursu, pazardan dönenlerin poşetlerine yardım etkinliği, annesi kayıp kedi yavrusunu hayata hazırlama, kum plaj çöplerini toplama gibi şu an anımsayamadığım pek çok proje.. Ancak bunların tamamı belli kurallar içerisinde, gerekli materyaller kullanılarak, izinli, ilkeli, disiplinli bir şekilde yürütülüyordu. Her birimize projeler ile ilgili görevler veriyor, planlar yapıyor, sorun yaşayabileceğimiz durumları belirliyor, eğer başarırsak sonucunda elde edebileceğimiz kazanımlar ile bizi heveslendiriyordu. Hepimiz onu dinliyor, ne derse yapıyorduk. Bir liderin tüm özelliklerine sahipti. İletişimi etkili, ikna gücü ve özgüveni yüksekti. Hem bizden biriydi hem de sanki ikinci hayatını yaşıyormuş gibi deneyimli, güven ve hayranlık uyandıran biri. 
Mahalledeki tüm olaylara koşuyorduk. Bazen birer savaş muhabiri, bazen barış elçileri, hayvan hakları savunucusu, bir gezgin, bir filozof, bir kahraman, bazen çevre gönüllüsü, bazen de bir yardımsever gibi hissediyorduk. Detaylar aklımdan çıkmış, bazı olayları unutmuş olsam bile, duyguları, henüz onlu yaşlarımın başlarında hissettiğim o muhteşem duyguları unutmam mümkün değil.   

Bisikletleri doksanların sonlarına doğru sürüyoruz, biraz daha büyüyoruz. Başkalaşmaya başlıyorum. Yıllardır üst üste koyduğum tüm pozitif duygularım artık bir anlam kazanmak istiyor. Farklı hissediyorum. Nihat' sız duramıyorum, geceler boyu onu düşünüyorum. O kadar çok seviyorum ki hayal ettiğim o koskocaman dünya küçülüp küçülüp Nihat' tan ibaret kalıyor. Yanımda olduğu sürece yapamayacağız, birlikte başaramayacağımız, istedikten sonra gerçekleştiremeyeceğimiz hiçbir şey getiremiyorum aklıma. Dünyayı yerinden oynatabiliriz gibi geliyor, bize dair inancımdan zerre şüphem yok. Konuşmaya ve kendimi anlatmaya karar veriyorum.
'Tüm rütbelerimi söktüm sana gelirken, maskelerimi çıkardım, kalkanlarımı indirdim. Savunmasız sivillere ateş edemeyeceğini biliyorum çünkü' diye başlıyorum. Ve sevgimin derinliğini, sonsuzluğunu anlatmaya çalışıyorum ona. 'İnan bana' diyorum, 'tek bir kıvılcım göremesen de, yüreğimdeki yangına inanmalısın. Tek bir yağmur damlası göremesen de, sağanak halinde sana aktığımı bilmelisin.'

Ciddileşiyor, durgunlaşıyor... Benim taşkın coşkumu, tsunami misali duygularımı süt liman edecek ve etkisi aylar sonra bile hissedilecek uzun bir cümle kuruyor. Gündeliğin yüzeyinde gibi görünen ancak derinliği düşündükçe boyumuzu aşan bir cümle. Kırmıyor, incitmiyor, değersizleştirmiyor, ancak reddediyor. Hiçbir şey söyleyemiyorum...
Uzun bir süre onu görmek istemiyorum, kaçıyorum, saklanıyorum. İçten içe beni beğenmediğini düşünüyorum, hatta eminim buna. 'İnsan korktuğu için mi kaçar, kaçtığı için mi korkar' bunun ayırdına varamayacağım kadar uzun bir süre görmüyorum onu... Nihat da yoluma çıkmıyor. Yoluma çıkabileceği her köşe başı detay bilgisine sahip olmasına rağmen, karşılaşmıyoruz. Sonunda cesaretimi toplayıp bodrum katına gidiyorum. Hala o kadar güzel ki benim için tüm yaşadıklarımız. Çocukluğumun mimarı, en büyük şansım diyorum ona, hiç kızamıyorum. Biraz kendime kızıyorum, biraz anneme, biraz da daha güzel olmama engel olan genetik kodlarıma... Hayal kırıklıklarımı topluyorum tek tek yerlerden, korkularımla göz göze geliyorum, ellerimden tutup kaldırıyorum kendimi, sarılıp, teselli ediyorum ve tüm kırıntıları süpürerek o bodrum katını tertemiz bırakmaya çalışıyorum.   

Ve defterime not düşüyorum:
Bana 'güzellik' ten bahsediyorlar. Geçiciliğinden, uçuculuğundan, aslolanın iç güzellik oluşundan. Hiç kimse çirkin olduğu için reddedilenlerden, hor görülenlerden ve 'çirkinlik' ten bahsetmez... Oysa çirkinlik çırılçıplak ve buz gibi bir gerçekliktir her zaman güzellik yanılsamasının yanı başında...

Not: Görseller Pascal Campion' a ait olup, öykü kurgusaldır.

9 yorum:

  1. Bence çirkinim diye teşebbüsten vazgeçme; başlangıç çok iyiydi. Girişimci bir insansın devam etmeliydin. Belki de Nihat çekingen bir insandır, kendini ifade edemiyordur. Denemeye devam bence.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şaka bir yana çok harika bir öykü, çok teşekkürler.

      Sil
    2. Yaaw tam gidiyodum tekrardan :)))) Şaka şaka :))) Teşekkürler :)

      Sil
  2. Neyse ki güzelsin güzeliz, ;)

    YanıtlayınSil
  3. Sen ne yaptın böyle... Şahane duygular, şahane cümleler...
    Yorumuna, kalemine sağlık arkadaşım... Sen hep yaz ben hep okuyayım seni ♥

    YanıtlayınSil

haydi söyle :)