14 Ocak 2020 Salı

İyilikle Kal

Mecbur kalmasam bu kadar çaresiz hissetmesem aramazdım seni. Eğer kendim bulabilseydim zihnimi bir fare gibi kemiren soruların cevaplarını çalmazdım hiç kapını. Teslimiyet ve kabullenişle geçen günlerim bir çığlık olup çığ gibi örtmeseydi üzerimi ve nefessiz bırakmasaydı beni, rahatsız etmezdim. Koşarak uzaklaşabilsem, kaçarak kurtulabilsem, unutmayı başarabilseydim; geceler bu kadar uzun, yokluğun bu kadar dayanılmaz olmasaydı keşke...
Hatırlıyor musun bir gün aniden çalıştığım kitapçıya gelmiştin. O anda uydurduğumuz komik ve saçma bir sebeple işten ayrılmıştım ve birlikte çok eğlenmiştik. Hep böyleydin, tahmin edilemez, anlaşılamaz, hem bir parçam hem de çok uzakmışsın gibi. Bazen yanımda olduğun ama çok ulaşılmaz göründüğün sessizlik anlarında seni gerçekten tanıyıp tanımadığımı sorardım kendime. O gün yine böyle bir anda bana söylediklerinin ruhumdaki izdüşümünü hiç unutmuyorum. Hayatın tanımladığım tüm güvenilirliğini temelden sarsan ve kendimi evrenin boşluğunda bir tüy gibi amaçsız hissetmeme neden olan bir şeydi. Hiç doğmamış, hiç yaşamamış, hiç sevmemiş gibi hissetmiştim. Başka bir dünyanın cehenneminde ya da matriksin tam içindeymişim gibi...
Sabaha benzemeyen sabahlara uyanıyorum. Sokak lambaları henüz sönmemiş, gözlerimin ışığı yanmamışken. Tüm şehir gibi belki uyanmıyor da uyanmış gibi yapıyorum. Gün doğmadan okula ve işine giden ışıksız gözlerin içinde kayboluyorum. Sana sorularım var hep içimden tekrar ettiğim. Yürürken, müzik dinlerken, bir bulut geçerken... Hayal kırıklıkları ve tamamlanmamışlıklarla bezeli. Sana sorularım var hangisinden başlarsam başlayayım, bitiremediğim. Oysa dünyanın tüm yanlışlarının yok edemediği bir tek doğru cevap yetecek acılarımı dindirmeye. İnsanın yaptığı hataları hiç öğrenemeyecek olabilme ihtimali diyorum, ne kadar hazin. 
Eğlenmek ve cesaretimizi kanıtlamak için düştüğümüz tüm budalaca ve saçma durumlar ilişkimizin karakteriydi. Edineceğimiz hiçbir mülk, adımızın önüne gelecek hiçbir unvan, banka hesabımızdaki hiçbir rakam bize bu kadar iyi hissettiremezdi. Hesapsız, plansız, gündelik mutluluklar ve heyecanlarla ve tüm samimiyetimiz ve sahiciliğimizle o günden payımıza düşeni yaşıyorduk sadece. Ne dünden artanları ne de yarından avans alınanları... Hatırlıyor musun bir gün hiç tanımadığımız birinin cenazesine gidelim diye tutturmuştun ve aynı akşam da hiç tanımadığımız birinin düğününe gidecektik. Cenazede kimse kimseye neden ağladığını sormaz demiştin, oysa ki herkes kendi sonuna ağlar aslında... O zamanlar kendi sonunu nasıl hayal ediyordun acaba, keşke sorabilseydim sana.
Herkes gitti biliyor musun? Sadece ben kaldım 2018 yılının Ocak ayında... Her şey aynı; kestaneler sobanın üzerinde, içtiğimiz salebin tadı dudaklarımda ve bıraktığın mektubun mürekkebi hala taze. Bazen şaşırıyorum zamanın sadece benim için durmuş olabilmesine. Zaman durdu, yeni hiçbir şey olmadı sen gittikten sonra. Hala güvercinler karşı çatıya attığım ekmekleri yiyorlar, televizyonun açma kapama düğmesi hala tutukluk yapıyor, hala banyonun kapısı gıcırdıyor ve ben hala yalnız uyumayı sevmiyorum. Yazdıklarını okuyorum bazı geceler, hiç iyi gelmiyor bana. Sen değil de başka biri yazmış gibi, sanki hep hayatın bitmesini dileyen biri.. Ölümü gözleyen, ölmeyi bekleyen, ölüme susamış biri gibi.
Hatırlıyor musun, bir gün çok soğuktu. Gökyüzünün günler süren griliğinden kurtulup, güneşi görebilmek için aniden güneye gitmeye karar vermiştik. Tüm yolculuk boyunca 'güneye giderken' i dinlemiştik. Sonra karşımıza çıkan lacivert sakin denizi, yumuşacık meltemi ve gökyüzündeki ışıl ışıl yıldızları görünce, bana sarılmış 'vasiyetimdir, kalbimi sana bırakıyorum' demiştin. Nasıl anlayamadım. Neden anlayamadım. Ya da anlasam ne yapabilirdim ki...

Eğer hazırsan şunu sormak istiyorum sana. Hangisi daha zor; dibe vurduğunu, her şeyin bittiğini, artık sona geldiğini düşünürken sana değer verenlerle birlikte kalabilmek mi? Yoksa her şeyin yolunda gittiğini zannederken herkes, hep böyle gitsin isterlerken, hep böyle mutlu, tutkulu, eğlenceli, neşeli... bir anda ortadan yok olup, kocaman soru işaretleri bırakmak mı gerinde?
Hatırlıyor musun, bir gece yıldız kaydığında ne dilediğimi sormuştun, ben de söylersem gerçekleşmeyeceğini söylemiştim sana. Bilseydim söylemeyince de gerçekleşmiyor dileklerim, mutlaka kulağına fısıldardım kalbimden geçenleri. Eğer duyuyorsan, şimdi cevap vermek istiyorum sana;
Ne kötüyken kalmak, ne iyiyken gitmek, tek dileğim sadece seninle birlikte hep iyilikle kalmak...

 Not: Görseller Rafal Olbinski, öykü kurgusaldır.

3 yorum:

  1. Her cümleyi başka sevdim.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş anne kalemi,harikasın :)

    YanıtlaSil
  3. güzeldi ya gözlerim doldu amaaa. var sende yazma bişiyi :)

    YanıtlaSil

haydi söyle :)