3 Ağustos 2019 Cumartesi

Güven

Kaçıncı kez kendine vermiş olduğu aynı sözü yine tutamamıştı. Oysa kendi ile baş başayken düşündüğünde her şey o kadar kolay, net ve anlaşılırdı ki… Kendine yenildiğini, kendi kendinin sözünü dinlemediğini, içinde ondan bağımsız hareket eden ve kontrol edemediği başka bir kendisi olduğunu düşünüyordu şimdi. Şimdi... Şu an; anı gösteren, takvim ve saatlerle zamanı böldüğünde ve saate baktığında gördüğü rakamlar mıydı yoksa bulunduğu yüksek dairesinin penceresinden görünen, rengârenk ışık yollarıyla aydınlanmış bu kent manzarası eşliğinde düşündükleri, hissettikleri, elinde tuttuğu kadehten burnuna ulaşan koku mu? 
Her şey nasıl bu hale gelmişti, nasıl böyle sarpa sarmıştı. Bize bir şey olmaz, biz iyiyiz, sağlıklıyız, mutluyuz, varlıklıyız, güçlüyüz kibrinden şu an ne kadar da uzaktı. Oysa kötülükler kötülerin başına gelmez miydi? Edindiği tüm bilgi ve deneyimler bu fikri desteklese de bazı şeylere engel olamıyordun, nedenini bilemiyor, gelişini göremiyor, anlayamıyordun. Sadece başına geliyor ve sen bununla yaşamaya, başa etmeye çalışıyordun.

Kurgu hep aynı şekilde gerçekleşiyordu. Pazar sabahları, bu kez farklı olacak, kesinlikle atılan her zehirli oktan kaçınacağım, tüm silahlı cümlelere çiçeklerle cevap vereceğim diyerek, kahvaltı için fırından aldıkları ve kuşandığı zırhı ile annesinin evine gidiyor, bir saat sonra öfke ve gözyaşlarıyla oradan olabildiğince hızla uzaklaşıyordu. Bugün de aynı şeyler tekrarlanmış ve gecenin ilerlemiş bu saatinde kendine duyduğu büyük öfke ve başarısızlık hissi uçsuz bucaksız bir çaresizliğe dönüşmüştü. 

Aile bazen güvende olduğumuzu düşünürken, kabuk bağlayıp iyileşmiş olduğunu sandığımız en derin yaralarımızın tekrar kanadığı bir yer olabiliyordu. Ve bunu yapan sizi en çok seven kişi, anneniz de olabiliyordu. Ve bu onun suçu da, kimsenin suçu da olmayabiliyordu. Başlarına gelen şeyin belki açıklaması vardı yeryüzünde; şans, kader, talihsizlik, tecrübesizlik. Onların başına gelmişti işte, hepsi buydu.

Eğer bir yıl önce birisi karşısına geçip, senin hatan yüzünden baban felç olacak, yatağa bağlı kalacak dese; (O bilgili, tuttuğunu koparan, karizmatik, sportif, herkesin imrenerek baktığı, kendini bildiği andan itibaren varlığı ile hep gurur duyduğu başarılı iş adamı) Ve annen, (babanın gözlerinin içine bakan, dünyaya babanın gözleriyle bakan, bir dediğini bin anlayan, babana hücrelerindeki son kromozoma kadar hayran, sana baktığında bile babanı gören annen), seni suçlayacak ve seni hiç affedemeyecek dese, demeyi bırak ima etse, imayı bırak, zihninin ucundan geçirse sadece gülüp geçeceği saçmalıkların onlarcasından biri olacaktı.

Ama olmayacak şey olmuş, darbeyi en savunmasız olduğu anda en güvendiği insandan yemişti. Güven duygusunun paradoksal yapısı hata yapmasına neden olmuştu. Birinin güvenilir olup olmadığını ancak ona güven duyarak anlayabiliyordu insan. O ise güvenilmemesi gereken birine güvenmiş, tüm benliğini ve sahip olduğu her şeyi hesapsızca, bile isteye ona teslim etmişti. 
Düğün günü O gelmeyince, nikah memuru artık daha fazla bekleyemeyeceğini söylediğinde, rimelleri gözyaşlarıyla birlikte çenesinden damlamaya başladığında, annesi tüm nezaketi ile davetlileri oyalamaya çalışırken, şirket avukatının babasını arayıp şirketin tüm hesaplarının boşaldığını, artık şirketin onların olmadığını söylediği andan ne kadar sonra babası yere düşüp fenalaşmış, ne zaman her yer ambulans sesleri ile dolmuştu anımsayamıyordu. Önce yağmur mu başlamıştı yoksa orkestra mı enstrümanları toparlamaya başlamıştı net değildi. Net olan sadece filmlerde olabilecek bir şey olmuş, içlerine aldıkları, kendileri gibi gördükleri biri sahip oldukları her şeyi alıp, bir başkasıyla ortadan yok olmuştu.

Şimdi hayatın ışıl ışıl parladığı, dünyanın güzelliklerle dolu olduğu, mutluluk ve güvenle yaşayacağı yılları sabırsızlıkla beklediği eski günleri, sadece uzak bir masaldı onun için.

Not: Kurgu tamamen hayal ürünü olup, gerçek hayatımla ilgisi bulunmamaktadır.

İllüstirasyonlar Nicoletta Ceccoli' ye aittir. 

6 yorum:

  1. Bundan çok güzel bir tv dizisi olur.
    Çok yeteneklisin. Sakın bırakma.
    Kalemine sağlık:)

    YanıtlaSil
  2. Emeğine sağlık, yine harika bir yazı kaleme almışsın ama ben devamını istiyorum bunun meraktayım :) Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun şeyler yazamıyorum işte, hep kısa kısa :))) Çok teşekkür ediyorum :)

      Sil
  3. hayat yaaaa işteeee maleselef hayat :)

    YanıtlaSil

haydi söyle :)