16 Haziran 2019 Pazar

Antalya II

''Aramamalıyım, aramamalıyım...'' 
Kaçıncı kez son bir şey için açılan telefonlar ve yazılan cümleler, dilenen iyi dilek ve temennilerden sonra hala gösterebildiği bu zafiyet ile yüzleşebilmek ne zordu. Hayatı daha yaşanılası, güneşi daha parlak, tüm esprileri daha komik yapan şeyin; evrende bir araya gelen bir kaç harfin oluşturduğu cümlelerin zihninde anlam bulduğu o dakikalar olması kabul edilemezdi. Bu hafif, keyifli akıntının, bir süre sonra hızlanarak, adrenalini yüksek bir lunapark oyuncağına dönüşmesi öngörülemez bir gelişmeydi. Hayat da zaten öngörülemez oluşu ile cezbedici değil miydi? Yine yeni bir mesaj ile: ''Yeterince iyi tatiller dilemiş miydim sana, üç kez dilemek yeterli mi peki iyi bir tatil için :))'' Dayanamayışının dayanağı, hep bulunan bahaneler :)
''Eğer bir gün aşık olursam, bunu nasıl anlayacağım?'' 
Öyle masum, bir o kadar da açık yüreklilikle sormuştu ve cevabıma göre aşık olup olmadığına karar verecekti;
-Eğer onu her an merak ediyorsan ve yaşıyorsan ancak gündelik rutinin içerisinde zihninin geri planında hep çalışan bir arayüze hapsolmuşsa bu fikir; gündeliğin tüm yoğunluğuna rağmen boş kaldığın ilk anda bir sağanak yağmur gibi yağıyorsa içine; bir şarkı, bir şiir, bir film hep onu hatırlatıyorsa sana hiç boşuna uğraşma bence, mücadele etme, teslim ol...
Sınavın en zor sorusunun kopyasını almış gibi yüzüne yayılan bir gülümseme ile ayrıldı yanımdan.
''Hiç yapmayacağım şeyleri yapıyorum ağğbiii... Düşünebiliyor musun ben, sırf o seviyor diye Çin Lokantasına gittim örneğin. Yani diyorum ki tek yanımda olsun, yanında olayım da diğer tüm detaylar hiç önemli değil.''
-Geçer, dedim. Ama öyle ne zaman geçer, nasıl geçer diye benden reçete isteme, yaşa sadece... Hayatta bazı şeyler yaşanmadan, görülmeden, tüketilmeden geçmez, geçmemeli de. Hiç bitmez sanıyorsun ya hani, sonsuza dek sarılayım, doyamam diyorsun ya... Doyarsın...
Evrenin en büyük sırrını açıklıyormuşum gibi baktı yüzüme ve: ''Doyamam ağğbii'' dedi :)
''Vazgeçtim'', dedi. Benim olmayacak, beni sevmeyecek. Ağzımla kuş tutsam da o menekşe gözler bana aşkla bakmayacak.
-Bu kadar kolay mı vazgeçiyorsun, dedim. Hani konuşacaktın, anlatacaktın her şeyi?
''Başkasını seviyormuş'', dedi. Mangaldan yükselen dumanın arkasından buğulanmış gözlerini seçebiliyordum.
''Ama ben onu sevmeye devam edeceğim. O kadar çok seviyorum ki onu, iyi olsun, mutlu olsun, benimle olmasın, hayatta olsun sadece, yeter bana, varlığıyla avunacağım ve bekleyeceğim, 'olur ya bir gün' ün cılız umut ışığını saklayıp en derinimde, bekleyeceğim.''
Hayranlıkla baktım yüzüne;
-Bravo dedim, şimdi inandım gerçekten ne kadar sevdiğine. Ve ekledim; ''Annesinden dayak yediği halde, yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocukmuş aşk...(CS)''
''Şımarıyor iltifat edince, sevdiğimi bile söylemiyorum artık. Daha ne yapayım, e anlasın birazcık o da... İşten doğru eve geliyorum, kazandığım hep onlara, nereye isterlerse götürüyorum daha ne yapayım?''
Dedim ki: - Ya bir gün sen söylediğinde onu sevdiğini, o duymazsa yüreğinin sesini? Sen şimdi sevgini esirgeyerek terbiye verdiğini sanıyorsun ya, yapma... Sevmek böyle bir şey değil, sevgide hesap kitap olmaz. Esirgediğin her sevgi sözü, bir gün karşına sevgisizlikten taşlaşmış bir kalp olarak çıkarsa eğer, sakın suçlama onu ve şaşırma sakın...
''Tam 38 saat oldu görüşmeyeli ve hiç aramadım ve yazmadım da biliyor musun?'', dedi. Belli ki o da telefonunu yüreğinin yerine koymuş, ekg' sinin çıktısını whatsapp mesajlarından alıp, yaşayıp yaşamadığına oradan karar veriyordu.
-Peki dedim, hiç dayanabildiğin oldu mu? Yani sen yazmadan onun seni arayıp, sorduğu?
Düşündü, 'yok' dedi, olmadı ama hiç cevapsız bırakmadı beni.
-Bekle, dedim. Hiç kimse hatırlamayacak kadar meşgul değildir, kendi önceliğini öğrenmek istiyorsan, beklemeyi bilmelisin...
Belli belirsiz bir ''doğru tabi'' sonrası telefonu alıp, uzaklaşırken, son rekor denemesini sonlandırdığını anladım: 38 saat 7 dakika ile...
---------------------------------------------------------------------------------
''Beni hatırladığını umuyorum, yazmış. Ben de 'hatırlamak için önce unutmak gerekir, hiç unutamadım ki seni' yazmak istedim, yazamadım. Elim gitmedi. Her gece sana uyuyorum, sabahları sana uyanıyorum, aklımdan çıkaramıyorum ki, diyemedim. Hatta cevap bile yazmadım, umutlanmasın diye.''
-Peki, dedim. Eğer sen değilsen, kalbinin sesini kim dinleyecek? Herkes aynı yolda aynı yöne yürüyor diye bunun en doğru yol olduğunu söyleyebilir miyiz? Sevginin sıcaklığında erit egonu ve sevgiye teslim et kendini, en güvenli yol budur.
Beni anladı mı bilmiyorum ama kuyruğu dik tutmak uğruna yitirilen bir mutluluk olasılığı daha evrende toz oldu sanki...
Gelişinde ilkbahar çiçeklerinin rüzgarda salınışı vardı. Hem uçuyor gibi hem de mutlu bir rüya görüyor gibiydi.
-Ne oldu dedim, söyleyebildin mi?
''Söyledim,'' derken yüzüne yayılan gülümsemenin tüm dünyayı ısıtabileceğini düşündüm. ''O da beni seviyormuş, dedi. Her şey birden o kadar farklı görünmeye başladı ki gözüme, daha önce yaptığım her şeyi tekrar yapmak istiyorum onunla yeniden. O kadar merak ediyorum ki her anını, yüzünden geçen her ifadenin yüreğindeki yansımasını bilmek istiyorum. Benden habersiz hiçbir şey geçmesin aklından, kaçırmak istemiyorum. Her an onu düşünüyorum, ona düşüyorum. Aklımdan hiç çıkmıyor. O da beni seviyormuş anne'', diye ekledi, gülümseyişine engel olamadan.
-Bazı şeyleri biz zorlaştırıyoruz aslında, dedim. Oysa hep dürüst ve içten olursan hiç yanlış anlaşılmazsın. 
Huzurla baktı yüzüme ve sanıyorum ilk kez biri bana gözleriyle sarıldı.
---------------------------------------------------------------------------------
''Siz böyle hep birlikte tüm gücünüzle ötmezseniz eğer, güneş doğmayacak sanki...'' Yorucu, geç sonlanmış ve uykusuz bir gecenin bir kaç saat sonrasında gün doğumuna uyanmanın serzenişiydi bu.
Bir süre kuş cıvıltılarının güneşi doğurmasını dinledi. Sonra cama vuran yağmur damlalarının sesini duydu. Bu hoş sürprizin anımsattıkları içini ısıttı.
Bu mevsimde buralarda sabahı yağmur ile karşılayabilmenin ancak kalpten istenmiş bir dileğin mucizesi olduğuna hükmetmişti perdeyi aralarken. “Tüm dileklerin kabul olsun” diye geçirirken içinden yağmur damlaları saçları ile buluşmuştu bile...

Not: Bir süredir Antalya' daydık. Ve bunlar da gezi notlarımız:) Bir öncekiler için tık.

Metinler arasında kurgusal bütünlük bulunmayıp, tamamı farklı zamanlarda farklı durum ve manzaraların çağrıştırdığı kurgusal notlar olup, gerçek yaşantımla ilgisi bulunmamaktadır.

8 yorum:

  1. Ne güzel bir tatil olmuş cümbür cemaat eğlenceli :)
    Fotoğraflar arasında yazdıkların yine harikaydı, emeğine yüreğine sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. harika resimler harika tatil manzaraları..teşekkürler..sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Çok güzeldi sen mutlaka kitap yazmalısın, papağana bayıldım, tatil manzaralarına da.
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok saolun. Beni cesaretlendiriyorsunuz siz hep :)

      Sil
  4. ha haaa seni seniiiii tatil fotoları eşliğinde öykü hihihi :)

    YanıtlaSil

haydi söyle :)