16 Ocak 2019 Çarşamba

Kör Baykuş

İran’ın yasaklı yazarı Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş romanından sahneye uyarlanan eser; insan benliğinin kaotik dehlizlerinde, bin yıllardır cevabını aradığı sorulara ulaşma çabasının ve varoluşunun bir senfonisi. Güzelliği ve saflığı arayan bir adamın (insanlığın) onu güzel bir kadın cisminde bulduğu yanılsamasına düşerek, yanan mumlar gibi eriyip tükenişi. Romanın karmaşık zihinli başkarakteri Sermet Yeşil’in etkileyici performansıyla hayat bulurken, ona gölgeler ve kuklalar eşlik ediyor. Sâdık Hidâyet’in karmaşık dünyası ve kaygıları Işıl Kasapoğlu’nun sihirli ve gizemli sahne estetiğiyle hayat buluyor.
Sâdık Hidâyet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğmuştur. Modern İran edebiyatının önemli isimlerinden biridir. İran’ın saygın ailelerinden birinin oğludur. Tahran’da Fransız Kolejinde okumuş ve daha sonra Paris’e gitmiştir. Yurduna dönünce kâtiplik yapmış, edebiyat toplulukları kurmuştur. Tek romanı Kör Baykuş (Buf-i Kur) 1936 yılında Hindistan’da yayımlanır. Fransızca, Rusça, İngilizce, Almanca gibi dillere çevrilmiştir. Hayatın bunalımlarını, tekdüze ve karanlık gerçeklerini, semboller ve şiirsel bir planla aktarmıştır. Afyon tiryakisi bir ruh hastasının güzellik ve dürüstlüğü aradığı bir yolda yenik düşerek kendisi şeytana teslim edişini anlatır.
Kör Baykuş, My Art Tiyatronun Ankara turnesinde Cermodern sahnede izleme şansı bulduğum bir oyun. My Art Tiyatro 2015 yılında Bursa' da kurulmuş bağımsız bir tiyatro topluluğu. Daha önce Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin sahnelediği 'Aslan Asker Svayk' ı yine Ankara turnesinde izlemiş ve Sermet Yeşil oyunculuğuna hayran kalmıştım. Benim için bu seçimin referansı Sermet Yeşil ve Işıl Kasapoğlu oldu.
Hayatta öyle yaralar var ki, ruhu inzivadayken cüzam gibi yer, kemirir. Bu acıları kimseye belli etmek de olmaz zira inanılmaz acıların nadir görülen olaylardan sayılacağı kanısı yaygındır. Birisi çıkıp da bunları söyleyecek, yazacak olsa, insanlar yaygın inançlara, kendi akidelerine göre kuşkucu, alaycı tebessümlerle karşılar. İnsanlık bir çaresini, ilacını bulamadı zira. Bir tek ilaç var: Şarapla, afyonla, uyuşturucu maddelerle yapay uykuya dalmak. Ancak böyle ilaçların etkisi geçici ne yazık ki! Teskin edecek yerde bir süre sonra acının şiddetini artırıyor.
Çok güçlü ve çok etkileyici bir metin ile karşılaştığımı söylemeliyim. Metnin yüzeyinde mesleği kalem kutusuna resim yapmak olan ve hep aynı mizanseni resmeden (Hep bir selvi ağacı çiziyordum. Ağacın altında kamburunu çıkarmış bir ihtiyar; Hindistan esrarkeşleri gibi abasına sarınmış, bağdaş kurmuş, oturmuş oluyordu. Başına şalını sarmış, hayret ifadesini göstermek için işaret parmağını dudaklarına götürmüş oluyordu. Karşısında da uzun, siyah giysili bir kız eğilmiş, ona nilüfer çiçeği sunuyordu. Aralarında bir arklık mesafe vardı) kahramanın günün birinde, odasının penceresinden çizdiği manzarayı görüp, oradaki kadına tutkuyla aşık olması ve başka bir şey düşünememesinin yarattığı buhranları görüyoruz. Kendini toplumdan soyutlayarak afyon ve şarap ile unutmaya çalıştığı bu aşkın ve gördüklerinin hayal mi gerçek mi olduğu noktasında tereddütleri varken, metnin alt katmanları daha genel çıkarımlar yapılabileceğini düşündürüyor seyirciye. Hep güzeli arayan insanoğlunun yanılsaması, eserin adındaki 'körlük' ifadesini çağrıştırıyor örneğin. Hayattaki herkes için tek gerçeğin ölüm olduğunu ise pek çok kez hatırlatıyor. Romanın yazıldığı dönem ve yayımlandığı coğrafya düşünüldüğünde yapılan varoluş ve tanrı sorgulamasının oldukça cesur olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Zaten İran' da yıllar boyunca eleştirilip, kabul görmeyen Sâdık Hidâyet, 9 Nisan 1951’de Paris’te havagazını açık bırakarak intihar etmiş.
Tek korkum, henüz kendimi tanımamışken, yarın ölüvermek! Çünkü hayat tecrübelerimden şunu anladım ben: Meğer benimle başkaları arasında ne korkunç bir uçurum varmış! Anladım ki, mümkün oldukça susmalıyım, mümkün oldukça düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Şimdi yazmaya karar verdimse, bunun tek sebebi kendimi gölgeme tanıtmak. Duvarda eğik bir gölge, yazdıklarımı olanca iştahıyla yutuyor sanki! Bu yüzden bir deneme yapacağım; bakalım birbirimizi daha iyi tanıyabilecek miyiz? Elâlemle bütün bağlantılarımı kopardığımdan beri, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.
Romanın tiyatro uyarlamasının ise hayal gücümü zorlayacak kadar yaratıcı ve bir o derecede de başarılı olduğunu düşünüyorum. Işık ve gölge ile yaratılan sahneler, kuklalar ile yapılan anlatımlar metinle çok uyumlu unsurlardı. Rejide farkını ortaya koyan Işıl Kasapoğlu' nu tebrik ediyorum:)

Temsilde, şekil olarak kanuna benzeyen ve küçük bagetlerle çalınan ancak hem telli hem vurmalı olduğu için zil sesi gibi titreşimlerle harika mistik ezgiler çıkaran enstrümanın ne olduğunu ise ancak araştırarak anlayabildim. Ve ''santur'' isimli enstrüman ile karşılaştım:) İran ve Hindistan kökenli bir çalgı olan santur hakkında söylenegelen bir efsaneye göre, İran'da "kadın sesine benzediği" gerekçesiyle Şah tarafından 500 yıl boyunca yasaklanan çalgının kesintisiz kullanımı, 1800 yıl önce İran çıkışlı olsa da, 3500 yıl öncesi Mezopotamya'ya dayanmaktaymış.
Şu yoksulluk, miskinlik dolu dünyada ilk defa sandım ki hayatımda bir güneş ışığı parladı. Ama heyhat! Güneş ışığı değildi bu; belki sadece gelip geçici bir ışık; kadın ya da melek şeklinde görünüp kayan bir yıldız. O bir anlık aydınlıkta, bir saniye zarfında hayatımın bütün bedbahtlıklarını gördüm; bunların görkemini fark ettim. Sonra bu ışık, kaybolması gereken karanlık girdabında kör baykuş 15 yine kayboldu. Hayır, bu gelip geçici ışığı kendime saklayamadım. Üç ay mıydı; hayır, iki ay dört gün oldu onun izini kaybedeli. Ama büyüleyici gözlerinin hayali, o gözlerin cazibeli kıvılcımı hep kaldı hayatımda. Hayatıma bu kadar bağlı olan bir şeyi nasıl unutabilirim ki?
Ve son olarak Sermet Yeşil performansı inanılmaz keyifliydi. Mimikleri, vücut dili, ses kullanımı çok akılda kalıcı ve etkileyiciydi ve kuklaları canlandırmadaki başarısı hayranlık uyandırıyordu. Sevmek, çalışmak, yetenek ve sanatın bir dışa vurumuydu adeta :)

Eğer imkan yaratabilirseniz kaçırılmaması gereken unutulmayacak bir iş olduğunu düşünüyorum Kör Baykuş' un My Art yorumunun. 
İyi ki tiyatro var :)

8 yorum:

  1. uzun zamandır tiyatroya gidemedim ve kendime çok kzıyorum..üniversitedeyken ne kadar çok giderdim..şeytanın bacağını kırmalıyım birara...sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kırmalısınız bence de :) Sizin takvimli blogunuzda bir kaç tiyatro oyunu da görmek istiyoruz :))

      Sil
  2. Tiyatro izlemek apayrı bir keyif... Öğreticiliği ise bambaşka...
    Senin oyun yorumlarını ve bakış açını çok seviyorum. En az izlemek kadar keyif veriyor bana♥
    Öpüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok saol Şebocum çok tatlısın teşekkür ediyorum :)

      Sil
  3. Öff hep kültür hep sanat hep sanat. Niniciğim seni fotomodel olmaya davet ediyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onu da olacağım, hepsini yapacağım:)) Yaş sınırı yok değil mi :))

      Sil

haydi söyle :)