17 Eylül 2018 Pazartesi

10 Yaş

Pazartesi, Eylül 17, 2018 5
10 yaş;
Tuhaf ve buz gibi bir espri anlayışı,
Garip bir youtuber aksanı,
Karizma olma telaşı,
Kanka, baba, abi, olum gibi sesleniş tarzları,
Elif ile laf yarışı,
Salona saçılmış çoraplar,
Clash Royal oyunu ve futbolcu kartları ile geçti:)
11 için hazırlıklarımız tamam. Elif için kullandığım ekipmanları kaldırmıyorum, bir yıl daha saklıyorum çünkü:)
11. yaşının ilk gününde 5.sınıfa başlıyorsun. Hep olduğu gibi öylesine hazır öylesine telaşsızız ki seninle yeni bir şeylere başlarken. Geçen seneki tedirginliğimiz, arayışlarımız, bocalamamız, soru işaretlerimiz hiç biri yok şimdi. Okulun, servisin, öğretmenlerin, hatta ders konuları bile hafızamızda :) 
Duygusallığın, duyarlılığın, uyumlu oluşun ve büyükleri anlayan kişiliğinle işimizi hep kolaylaştıran oldun. Sarılmayı, teması, sohbeti seven, olumsuz şeyler hissettiğinde hemen etkilenen, gözlerimize bakıp içimizi görmeye çalışan hassasiyetin ile nasıl bir yetişkin olacaksın merakla bekliyorum. Çocukluktan gençliğe geçişinin her anını ilgi, mutluluk ve heyecanla izliyorum. 
Canım oğlum, yeni yaşını, yeni okulunu, yeni hayatını kutluyorum :)

8 Eylül 2018 Cumartesi

Ezgi & Joao

Cumartesi, Eylül 08, 2018 18
İlkler hep özel olur ve unutulmaz. 5 Eylül' de de beni ilk kez teyze yapan yeğenim evlendi.
Berlin' de yaşadıkları için önce orada nikah yapıldı. Tabi ki sonra da Ankara' da:)
Damadımız Portekiz, Azor Ada' lı:) Tüm sempatisi ve sıcakkanlılığı ve bildiği sadece üç cümle ile (merhaba, hoş geldiniz, teşekkür ederim) kalbimizi fethetti :)
Genç davetlilerin sayıca daha fazla olduğu organizasyonda, giriş dansından itibaren klasik düğün konseptinden farklı, çok ama çok eğlenceli bir akşam yaşadık. Ancak bu tabi ki 'ah zaman nasıl  da hızlı geçiyor, bu kadar büyüdün mü sen' duygusallığını yaşamamıza engel olmadı.
Elif ve Eren için Ezgi Ablalarının evlilik daveti harika bir deneyim oldu. Hem tüm kuzenleri ve ailenin bir arada olduğu, birlikte dans ettiği mutlu bir akşam oldu hem de annelerini nikah şahidi olarak görmenin de bir payı olduğunu düşündüğümü belirtmeden geçemeyeceğim :P
Ve bu yıl Hacettepe Eczacılık Fakültesini onur listesine girerek bitiren iki numaralı yeğenim, O bir prenses :) 
Üç ve dört numaralar :) Teyze olmak harika :D
Sen benim için elinden tutup, parka götürdüğüm, büyüdükçe akıl küpü olup, akıl sorduğum, saatlerce anlattıklarını dinleyebileceğim ilk göz bebeğim olarak kalacaksın. Tüm sorumluluklarını sosyalleşmelerinden, eğlencelerinden ödün vermeden en iyi şekilde yerine getirebilen gençlere bayılıyorum:) Mutlu ol bir tanem:) 

2 Eylül 2018 Pazar

Babam ve Deneyleri

Pazar, Eylül 02, 2018 16
Babam Balıkesir Eğitim Enstitüsü mezunu, kendisi emekli matematik öğretmenidir. Çocukluğuma baktığımda onunla ilgili en beğendiğim özelliklerden birinin de hayatı bizlere fizik, kimya ve matematik bilimlerinin deneysel uygulama alanı olarak vermeye çalışması olduğunu düşünüyorum:) Ve hala bir şeyler hatırlayabiliyorken de yazmak istedim.

-Anımsadığım ilk şey evde uçan balon yapmasıydı. O zamanlar annem ve babam öğretmendi ve milli bayramlarda, özel kutlama günlerinde okula gittiğimizde henüz kimsede uçan balon yokken ve yaygın bir şekilde satışı da yapılmıyorken kardeşim ve bende birer tane uçan balon olurdu. Herkesin ilgi odağı olduğumuzu ve babama büyük bir hayranlık beslediğimizi söylememe gerek var mı? Hatta balonu uçurmakla da kalmaz henüz çok küçük yaşta olmamıza aldırmadan bizlere havadan daha hafif olan hidrojen gazı ile balonu nasıl doldurduğunun bilimsel açıklamasını da yapardı.
-Babam kara ve deniz avcılığının yanı sıra tarım ve hayvancılık ile de ilgiliydi. Gümüşhane ve Kürtün' e bir hafta konaklamalı av gezilerine gider, dönüşte pestil, teker kaşar, av kuşu özellikle keklik getirirdi. Bu konularda kitaplar okur, Karadeniz' deki bahçeli müstakil evimizde pek çok şey yapardı. Çifte için fişek hazırlama ekipmanları en ilgimi çekenlerdendi. Bak kızım bunlar saçma, bu barut ateşlenecek, fişek tıpası açılacak diye anlatırdı. Balık avı için kuş tüylerinden çapari oltası hazırlardı. Balıklar bu tüyleri yem zannedecekti. Onunla ilk kez kara avına çıktığımı, bana ateş etmeyi öğrettiğini, çiftenin neden geri tepebileceğini, balık avına çıktığımızı, ağ serdiğimizi, çapari yaptığımızı, bana kürek çekmeyi öğrettiğini, bir ağaç aşıladığımızı ve yabani bir meyve ağacının nasıl aşılandığını uygulamalı görürken, aşılama türlerini de anlatmayı ihmal etmediğini hatırlıyorum.

Gündelik hayatın içinden bize verdiği bir çok örnek olurdu. Öğretecekleri hiç ama hiç bitmezdi.
-Örneğin Ankara' dan memlekete giderken ağzı kapalı boş su şişelerimiz ya da toplarımız büzülürdü. Bunun sebebi deniz seviyesine inmemiz ve atmosfer basıncının artmasıydı.

-Eğer yolda giderek kulaklarımız tıkanıyorsa sebep yine basınç farkıydı.

-Yumurtalarımız memlekette daha geç kaynıyor dolayısıyla kayısı yumurta yiyebilmek için daha az süre tutmamız gerekiyordu. Bu da suyun normal şartlar altında 100 derecede kaynaması oysa rakım arttıkça basınç azalacağından Ankara'da örneğin 98 derecede kaynamasından kaynaklanıyordu.

-Bir gün büyükçe bir su tankerinden kovalara su aktarmamız gerekmişti. Hortum ile suyu çekme işlemini gerçekleştirdiğinde kendisine büyücüymüş gibi baktığımı hatırlıyorum. Tabi ki her şeyin bilimsel bir açıklaması vardı babamın dünyasında bu da yer çekimi ve basınç farkı ile ilgili bir durumdu.

-Evde tamir edemediği bir şey yoktu. Eve usta geldiğini hatırlamıyorum.

-Lisedeyken dönem ödevim pil yapımıydı. Babamla birlikte yaptığımız pili hiç unutmuyorum. Oduncudan talaş, elektrikçiden kablo, ampul almıştım. Ve pilini kendimizin yaptığı basit elektrik devresi kurmuş, ampulü yakabilmiştik.

-Tabi ki tüm kavanozları kas gücüyle:) açabiliyordu ama evde yalnız olduğumda ve açacak kimseyi bulamadığımda kullanmam için; ısı ve genleşme ile kavanoz kapağını ısıtıp kolaylıkla kavanozu açmayı ayrıca konserve kavanozlardaki havayı bıçağın kenarı ile çıkarıp, basıncı eşitledikten sonra kolayca açabileceğimi de öğretmeyi ihmal etmedi.

-Babam renkli çay yapardı evde. Önce bardağa sıcak suyu koyar sonra şeker ekleyip iyice karıştırır ve çok ama çok yavaş bir şekilde dem kısmını döküp iki renkli çay oluştururdu. Tabi ki iki sıvının yoğunluk farkı nedeni ile birbirine karışmadığını anlatmayı da unutmazdı.

-Suyla doldurduğumuz plastik şişeler buzluğa koyulup dondurulunca neden şişe büyürdü? Çünkü dondurulan sıvılar genleşirdi:)

-Hiç bitmeyen matematik ve geometri soruları olurdu. Saatlerce bir sorunun çözümüne uğraşır, hatta formül oluştururdu.
-Sapan kullanmayı, sapan yapmayı öğretti. Böylece fındık harmanına dadanan kuşları oturduğum yerden korkutup, kaçırabiliyodum. Ayrıca basit kuş tuzağı yapmayı öğretmişti. Özellikle kışın aç kalmış kuşlar için büyükçe bir leğeni yarı yarıya kara saplayıp, bir çubuk yardımı ile yarı açık bırakıp, içine ekmek kırıntıları koyarak kuş tuzağı yapardık. Tabi çubuğa bağladığım ipin bir ucunu alıp, saklanırdım, kuş gelince ipi çeker, leğen düşer, kuş hapsolurdu :)

-Gel bakalım kızım bu elma neden kararmış?(oksitlenme) Masadaki yarım bıraktığımız elmayı gösterirdi. Annen bu yoğurdu nasıl mayaladı, nasıl süt böyle katılaştı biliyor musun?(canlı mayalar) Bak bakalım tam da kaloriferin üzerinde tavanda neden böyle is oluşmuş?(ısınan hava yükselir) Kızım hasta olmuşsun ama neden ateşin çıktı biliyor musun?(vücudun mikroplarla mücadelesi). Bak şu tepedeki sisi görüyor musun?(havadaki su buharının donması) Neden bu sabah bu çimenler ıslak ıslak yağmur da yağmamış oysa? Ya da pencere buğulanmış, çünkü dışarısı daha soğuk.(yine havadaki su buharı) Aaa şimşek çaktı ama gürültüsü gelmedi. Hadi say bakalım ne kadar çok sayarsan şimşek o kadar uzağa düşmüş demektir.(ışık ve ses hızı)

-Akşamları memlekette yemek sonrası yürüyüşlerimizde gördüğümüz iskele babalarının gemileri bağlamak için olduğunu babamdan öğrendim:) Peki ya ağaçları neden yarıya kadar kireçle beyaza boyuyorlardı? Çünkü kirece karınca ve böcekler çıkmazdı. Peki doğada mantar topluyorsunuz diyelim, hangisi zehirli nasıl bileceksiniz? Kopardığınızda süt çıkıyorsa, o mantar zehirsizdir :)

-Muazzam tarih bilgisini de söylemeden geçemeyeceğim. Tarih konusunda bilmediği bir şey yoktu. Her bilgi tarihli, isimli, kaynaklı, birbiriyle bağlantılıydı.

-Spor hayatının vazgeçilmeziydi. Ankara' nın en soğuk kış günlerinde evde geçirdiği emeklilik günlerinde bile evin içinde kültür fizik hareketleri yapar bizlere de yaptırırdı.

-Yapabileceğim her şeyi kendi başıma yapmam konusundaki büyük desteği ayaklarım üzerinde durabilmem için büyük katkı sağladı. Kendi sorunlarımızı çözebilmemiz, dışarı işleri ile ilgili bize verdiği sorumluluklar ve verdiği güven oldukça yüksekti. 

-Cuma akşamları bizlere hafta sonu programımızın neler olduğunu sorardı. Ayrıca önemli kararları almak için tam katılımlı aile toplantıları düzenlerdi. Bu toplantılar gayet ciddilik içerisinde yürütülür 'saati, gündemi, alınan kararları' hep belli olurdu.  

-İleri görüşlü, yeniliklere açık, modern görüşlü ve altı kızını tamamen akıl ve bilimin ışığında yetiştirdiği ve her birimizi okutup, meslek sahibi yaptığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Bizlere cinsiyetimizden kaynaklanan bir engelleme ya da gerçekleştiremeyeceğim bir hedef olabileceğine dair bir mesaj  asla vermedi. Umarım daha uzun sağlıklı, mutlu yıllarımız olur zira hayat bilgisi dersinde daha ondan öğrenecek öyle çok şeyim var ki...

27 Ağustos 2018 Pazartesi

2018 Yaz

Pazartesi, Ağustos 27, 2018 12
Hangisi gerçekti; sabahları alarm ile uyanıp, saatimi akşama kurduğum, hep cumayı beklediğim çalışma zamanları mı yoksa biyolojik ritmimi yakaladığım, en sade halimle yaşadığım tatil günleri mi? Büyükşehir ve çalışma hayatını sevdiğim, kendime söylediğim büyük bir yalan olabilir miydi? Eğer bir yaşam tarzı kaçınılmazsa, bir şekilde kendimize hoş göstermemiz, eğlenceli kılmamız gerekiyor o hayatı. Bu tatilin kendimle aramda yarattığı en büyük uçurum bu fikir oldu.
Ankara' dan Altınoluk' a giderken Bursa' ya uğradık.
Şehir merkezinde Tophane, Saat Kulesi, Osman ve Orhan Gazi Türbeleri, Koza Han, Ulu Cami, Şehir Müzesi, Irgandı Köprüsü' nü gezdik.
Ertesi gün ise Mudanya' da Mudanya Mütarekesi' nin imzalandığı köşkü ve
Tahir Paşa Konağı' nı gezdik. Tahir Paşa Konağı' ndaki 'baş oda' beni büyüledi. Her yeri el işçiliği ile bezenmişti, tavanı bile! Hava oldukça sıcak ve nemliydi. Gezmek harika ama aynı zamanda yorucu da :)
Sonrasında Tirilye' ye geçtik. Havası kesinlikle daha esintili ve rahattı. Harika, küçük, renkli, süslü, kişilikli:) evler gördük. Fatih Cami öncesinde St.Stephanos Kilisesi' ymiş. 8.yy.da kilise olarak yapılmış ve 16.yy.da kiliseye çevrilmiş.
Sonrasında Tirilye' ye yukarıdan bakan Çamlı Kafe' ye çıktık. Enfes bir manzaraydı.
Altınoluk' ta bir süre kaldıktan sonra ise Kadırga Koyu
Asos, Behramkale, Athena Tapınağı
Asos Antik Limanı
Yeşilyurt Köyü rotamızdaydı.
Kuzenlerimizle harika zamanlar geçirdik. Bot, kano, deniz bisikleti, dere, tepe, deniz, havuz, bisiklet üzerinde günlerimiz rüya gibiydi. Bir ay nasıl geçip gitti hiç anlayamadık.
Akçay, Altınoluk, Güre, Edremit, aquaparklar bizden soruldu.
Deniz kestanesi de topladık diplerden, kirpi balıklarını da elledik :) Kediler, köpekler hep dostumuzdu. (Langırta bir servet ödedik ama değmiş, baya öğrenmişler. İki kuzen, ablamla beni 11-0 gözümüzün yaşına bakmadan yendiler.)
Canım annem-babam, Edremit Kitap Fuarından bir kare ve ''bu dev zeytin ağacı benim olsun'' temalı bir kolaj :)))
Bu dünya tatlısı arkadaşımız gelin gelmiş Yeşilyurt Köyü' ne. Kocası ölmüş, oğlu sahte içki içip kör olmuş. Buncağız da bileklik yapıp satıyor. Mekik' miş yaptığı stil. ''Kimseler bilmez buralarda'' bir tek kendisi yapıyor :)

.........yazın bittiği her yerde söylenir 
söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine 
yaz biter 
eskir geceler,serin,hüzünlü 
yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri 
bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri 
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden 
yaşadığınızı duyarsınız teninizde 
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz 
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları 
ahşap panjurları 
yaz bitti 
bitmeyen şeyler kaldı geride... Murathan Mungan/Yaz Bitti
DEVAMINI OKU

27 Temmuz 2018 Cuma

PAUSE

Cuma, Temmuz 27, 2018 11
Hala(henüz mü demeliydim albayım:) bir kum tanesi gibi bir taş gibi dinlenmek mümkün olamasa da; 
Zorunluluk ve sorumluluk tanımı dışında kalan her an(yer-zaman-kişiler önemli değil albayım)
Tatil benim için artık.
Yine de bence bu yaz, beni farklı bir tatil bekliyor. Artık 'çocuklar çok büyüdüler' yetersiz bir tarif çünkü çocuklar fiziksel olarak baya bana tepeden bakacak kıvama geldiler. Bedenen kendilerini çok büyük görmek ile beraber zihnen ve deneyim olarak henüz hayata hazır değiller ;) Burada benim görevim başlıyor: Benim görevim-tabi eğer kabul edersem-(tabi ki ediyorum albayım:)Ben hep bugünleri beklemedim mi?Ve de son aldığımız habere göre maalesef;
''Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, " Yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır.') 
Ya işte insanlık öldüyse çocuklarımızı başıboş mu bırakalım? Onları öyle bir mesafeden takip edeceğiz ki kendilerini bir kuş kadar özgür hissedecekler lakin kafeste olacaklar. Yani tanjantı kotanjantı çok ince hesaplamak gerekiyor burada. 
İnsanlık ölse de annelik-babalık ölmedi albayım:))) Hele ki çocuklar ergen kategorisindeyse....
Tam bir ay(30 gün:) yaz tatili. İstikamet Altınoluk olsa da, pek çok yol üzeri ve civar yerleşim alanı kapsama alanımızda. Bayramdan sonra Ankara' ya dönüyoruz hem de 5. ve 6. sınıf öğrencileri ile :) 
Hoşçakal albayım.
"Ben de beynimi yıllık izne çıkarmak istiyorum. Bütün işlerimi bitirdim: Elimdeki son evrakı da bir alt kademeye havale ettim. Yarın tatile çıkıyorum çocuklar."
Not.Şu an okuduğum kitap Oğuz Atay: 'Tehlikeli Oyunlar' Tüm alıntılar oradan.
DEVAMINI OKU

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Ne Yani Dürüstüz Diye Biz Mi Kötü Olduk

Pazartesi, Temmuz 23, 2018 12
Ne derseniz deyin, ben doğru bildiğimden şaşmam. Bir ben de kalsam dünyada, düşündüğümü söylerim. Herkes yapıyor diye onlarla aynı şeyi yapamam. Kendinizle nasıl yalnız kalıyorsunuz arkadaşım ya? Kendinizle baş başayken hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Niye böyle atarlıyım, gelin bir bir anlatayım da siz kendiniz karar verin kim haklı.

Apartmana bir karı-koca taşındı. Adam emekli orgeneral mi tümgeneral mi pek anlamam bu işlerden, zaten çok göremedik kendisini, ama bir paşa. Karısı da Cengizay Teyze nasıl deyim, adam paşa ise Cengizay Teyze genelkurmay başkanı, o derece. Üç günde apartman görevlisini canından bezdirdi. Hepimize ayar vermeye başladı. Önce terlikleri toplattırdı kapı önlerinden, sonra çöpleri saatinden önce çıkarmayacaksınız dedi. İlk başta bize böyle biri lazımdı, iyi yapıyor diye düşünürken, ne olduğunu anlamadan işler çığırından çıkmaya başladı. Aslında görseniz bir komedi filmi çeviriyor sanırsınız Cengizay' ı. Ama giyim kuşam, tavırlar, mimikler, ses tonu o kadar ciddi o kadar gerçek ki kimse gıkını çıkaramıyor. Herkes oldu emir eri.

2 numaraya girenleri gözü tutmamış polis çağırdı. 5 numarada tadilat vardı, gürültüden uyuyamamış, kocasının beylik tabancası ile kapıya dayandı.  1 numaradaki Tahsin Amca geç vakit sarhoş geldi diye hepimizi ayağa dikip şahit yaptı, tutanak tutturdu. Şengül Teyze kedilere yemek veriyor diye belediyeyi başımıza musallat etti. 7 numarada öğrenciler tarikat toplantısı yapıyor diye evlerini bastırdı. Her gün olay, her gün olay. Hiç mi uyumuyor gece gündüz teyakkuz halinde Cengizay.

Arkasından da bir dedikodu, bir gıybet sormayın gitsin. Kadının ne deliliği kaldı, ne naziliği. Kimi diyor şikayet edelim, yok olmaz diyorlar sonra, kocası askeri istihbarattan emekliymiş, arkası çok sağlammış. Cengizay' ın arkasından konuşuyorlar ama yüzüne gelince hoş geldiniz Cengizay Hanımcığım'lar, ay ne iyi akıl ettiniz'ler, ay iyi ki geldiniz apartmanımıza düzen geldi'ler. Korkudan milim kıpırdayamıyor kimse, kadın ne derse kanun.

İki haftada bir dedi, apartman toplantısı tertip edeceğiz sırayla. Her şey muntazaman belli. 1 numaralı daire kısır yapacak, 2 numara peynirli börek vb. Bana da düşe düşe aşure düşmesin mi? Ne yedim ne de yaptım bu yaşıma kadar. Hikayesini sevmem en başta aşurenin. Neymiş her şey bitmiş de üzümle nohutu karıştırmış da falan filan. Cengizay' a dedim, dur demenin vakti geldi. Bu işi dedim, yaparsam ben yaparım. O deliyse, ben zırdeli. Vakittir, dedim. Savaş boyalarımı sürdüm, çıktım karşısına. Rüzgar durdu, zaman durdu, sessizlik hakim, nefesler tutuldu, sadece kalp atışları duyuluyor ortamda. Ben dedim, aşure yapmak istemiyorum Cengizay Hanım, dedim. Ben dedim, aşureye karşıyım. Yemem de, yapmam da dedim. 

Ortamda bir sessizlik, herkes Cengizay' ın gözüne bakıyor.  Cengizay' da tepki yok. Durdu durdu durdu, gözleri doldu, hepimiz fark ettik. Sonra hışımla arkasını dönüp, küüt diye daire kapısını yüzümüze çarpmasın mı? Üç gündür ayak sesini bile duymuyoruz. 

Ay arkadaş ne kıymetli Cengizay' ınız varmış, apartman kapımda. En hatırlıları sokuyorlar ki araya, gidip özür dileseymişim de, aşureyi onlar yaparlarmış da, falan da filan da... Huyumdur, haklıysam geri adım hayatta atmam. Yalaka takımı bana çok kıl şimdi. Aman be umurumdaydı sanki. Özür dileyecek ne yapmışım ki ben? Aşure yapmam dedim, ne var bunda? Ne yani dürüstüz diye biz mi kötü olduk?

Not.Görsel internet ortamından tesadüfen bulunmuş olup, kaynağı bilinmemektedir.
       Öykü hayal ürünüdür.

22 Temmuz 2018 Pazar

Anıl-Benim Çocuğum

Pazar, Temmuz 22, 2018 4
O yıllarda orta sayılabilecek standarttaki yaşamımda her şey o kadar tek düze ve tahmin edilebilirdi ki, hayatın artık beni şaşırtamayacağını düşünmekte hiç de haksız sayılmazdım. Aslında bu hayatı kendim seçmiştim. Bu tercih bana güvenli, huzurlu bir hayat, hoş bir eş ve iyi bir evlat vermişti. Semra' ya karşı hissettiklerim tamamen pozitifti. Eğitimli, başarılı bir iş kadını, bilinçli bir anne, eğlenmeyi bilen bir arkadaş, sohbet edebileceğim bir dost, iyi bir insan ve güzel bir kadındı Semra.

O zamanlar yoğun çalışma tempomuza rağmen, her yaz çekirdek aile olarak tatil yapmayı önemserdim. Anıl daha küçükken genellikle tercihimiz otelden yana olurken, o sıralar rotalı tatiller yapmak bize çok iyi gelmiş, aramızdaki iletişimi güçlendirmişti. Ya da ben öyle düşünmüştüm. O sene Muğla-Antalya arası bir rota çizmiş, dinleyeceğimiz müzikleri, konaklayacağımız, göreceğimiz, yemek yiyeceğimiz yerleri bir bir belirlemiştim. Tatiller eskisi gibi beni heyecanlandırmasa da istekli ve keyifli görünmek konusunda oldukça yetenekliydim.

O yıl Anıl köklü bir kolejde 7.sınıfa geçmişti ve adı hep övgülerle, başarılarla anılıyordu. Jimnastik alanındaki il ve ülke dereceleri asla tesadüf değildi. Bunda aldığı aile disiplini, çalışma azmi ve genetik yatkınlığının katkısı gözardı edilemezdi. Oğlumla gurur duyuyordum ama kafamı fena halde meşgul eden bir şey vardı. Aklıma her geldiğinde beni kahreden, küçük ipuçlarını bir araya getirdiğimde zihnimin şiddetle reddettiği bir olasılık. İlk kez Anıl henüz konuşmaya başladığı yaşlarda hissettiğim ve hep bir his olarak kalması için büyük bir çaba gösterdiğim bir olasılık.

Bir kaç kez Semra' ya bu konudan bahsetmek istemiştim ancak aldığım aşırı tepki beni durdurmuştu. Bu kez ise durum çok farklıydı çünkü gördüğüm şeyi unutmam olanaksızdı. Son yıllarda Anıl da eskisi gibi iş birliği içinde değil, çok daha asi ve mutsuz görünüyordu. Giderek aramızdaki iletişim tamamen kopmuş, ayrıca hızlı kilo kaybı, sağlığı konusundaki endişelerimi artırmaya başlamıştı. O tatilde bu konuyu çözmeye en başından karar verdiğimi anlamıştım. Bir baba olarak yapılması gereken ne varsa yapacak ve ortada gerçekten bir sorun varsa bu tatilde hepsi hallolacak, huzurlu bir şekilde eve dönecektik. Bunca zaman, onca gözlem ile kendimi her türlü olasılığa hazırladığımı hissettim. Oğlum her ne olursa olsun, benim çocuğumdu, bunu içimden defalarca kez tekrar ettim. 
Hiç unutamıyorum; ilk duruşumuz; akşamüstü, bir butik otel, deniz kenarında... Anıl isteksiz, mutsuz, kulaklıkları hep kulağında. Semra telefonu ile hep meşgul. Ben çok heyecanlıyım. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. Önce dakikalar yıl gibi gelirken, saatler saatler saatler geçti ve biz hep konuştuk. Sabaha kadar, tüm içimiz boşalana kadar. Ağlayarak, sarılarak, kahrolarak, çaresizce, umutla konuştuk. Anıl ile tekrar iletişim kuruyor olabilmek doğru yolda olduğumuzun en önemli işaretiydi. Oğlum, kendi de ne olduğunu tam olarak anlayamamış olmakla birlikte transseksüeldi. Yani yanlış bedende doğmuştu. Aslında o bizim kızımızdı. Kendini kız sanıyordu. O yüzden hep yanlışlıkla kızlar tuvaletine gidiyormuş. O yüzden aynada hep göğüslerinin büyümesini bekliyormuş. O yüzden annesine ne zaman adet göreceğim diye sormuş. O yüzden mağazalarda hep kızlar bölümüne gitmiş. O yüzden sınıf arkadaşı Berke' ye bu kadar derinden bağlıymış. O yüzden, o yüzden, o yüzden, o yüzden....

Bu konuda hazırlıklıydım. Tüm olasılıkları okumuş ve ne ile karşı karşıya olduğumuzu az çok tahmin edebiliyordum. Semra benim gibi değildi. Ters giden bir şeyler olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu düşünüyordu. Çaresi neyse, neredeyse gidip tedavi ettirelim, diyordu. 

Bunları yaşayalı çok uzun zaman oldu. O akşamki ne yapacağımızı bilmezliğimizin üzerinden neredeyse on iki yıl geçti. Çok zor günler geçirdik. Bir dolu psikologla çalıştık. Yurt içinde yurt dışında bir dolu dernekle, doktorla, oluşumla iletişim kurduk. Hepsinden de ayrı ayrı faydalar gördük. Önce Anıl' a bir ucube olmadığını, onun gibi bir çok arkadaşı olduğunu gösterdik. Bir kızımız olduğunu tamamen kabullenişimiz iki yılımızı aldı. Ben çocuğumdan vazgeçmedim. Ne kızım, Anıl adını değiştirmek istedi, ne de ben onu değiştirmeye çalıştım. Şu an bir eğitim kurumunda Fizik öğretmeni ve mutlu, başarılı, kendine yetebilen, bağımsız bir birey. Ve kendisi gibi yanlış bedende doğan arkadaşlarına destek oluyor.

Anlatmak istedim, çünkü bizim durumumuzda olan birileri varsa yalnız olmadıklarını bilsinler. Bunun suç, günah, sapıklık, hastalık olmadığını bilsinler lütfen. Ve çocuklarına sahip çıksınlar. Onlar zaten çok yalnız hissediyorlar, lütfen onları yalnız bırakmasınlar. Onlar kızımız, oğlumuz ne fark eder? Onlar bizim çocuklarımız. Bizim çocuklarımız. 

Not: İzlediğim belgeselden çok etkilenerek yazılmış olup, kendi hayatımla ilgisi bulunmamaktadır.

İzleyelim, izlettirelim. Benim Çocuğum

1 Temmuz 2018 Pazar

Mezuniyet

Pazar, Temmuz 01, 2018 13
Canım oğlum, seninle bir dönemeci daha dönüyoruz bu sene. Kreş ve ilkokuldan sonra ortaokul havasını soluyacaksın artık. Karakterin yavaş yavaş şekillenirken bana hissettirdiğin şey bir bilinmezlikten öte güven duygusu. Her şeyi başarabileceğini, her zorluğun üstesinden gelebileceğini, her ortamda ve şartta ayakta kalabileceğini hissediyorum.
Arkadaş çevrenden ve onlarla iletişiminden edindiğim izlenim beni şaşırtsa da bazen, ilgiyle takip ettiğimi söyleyebilirim ilişkilerinde ilerleyişini. İlkokul arkadaşların ''Eren Baba'' diyorlar sana:) Öğretmenin bizim için büyük bir şanstı; ellerinden öpüyorum, teşekkürler ediyorum O'na. Umarım bu güzel şansın hep devam eder. Hep kalbi çocuk sevgisiyle dolu, ruhu apaydınlık, güçlü, adaletli, idealist, hem eğitici hem öğretici öğretmenler çıkar karşına.
İlkokul mezuniyet yemeğinde her anne gibi ben de gurur duydum seninle. Ancak daha şimdiden oğlanlar bu kadar artist, kızlar bu derece havalı olunca sizlerin lise mezuniyetini hayal bile edemedim oğlum:)
Ortaokulda da yine ablanın izinden aynı okula gitmeni planlıyoruz. Devlet okullarında okuyan çocuklar olsanız da elimizdeki imkanlarla mümkün olan en iyi seçenekleri sunmaya çalışıyoruz sizlere. Bir çok çocuğa göre çok şanslı olduğunuzun bilincindeyiz yine de. 

Yeni okulunda, yeni hayatında yine çok başarılı olacağına, kaliteni ve farkını, dürüstlüğün ve bilginle ortaya koyacağına eminim oğlum.

Rotan dürüstlük, pusulan vicdanın olsun, yolun açık olsun oğlum...

Not: Kreş mezuniyeti

30 Haziran 2018 Cumartesi

Salda Gölü-Burdur/Sherwood-Göynük

Cumartesi, Haziran 30, 2018 2
Çocuklar küçükken tatillerde amaç bir an önce sağ salim hedef noktaya en kısa sürede ulaşmak iken şimdilerde ''acaba yol üzerinde görebileceğimiz yerler var mı'' diye bakınır olduk. Onlarla birlikte yeni yerler görmek ve seyahat etmek şu sıralar bize en keyif veren aktiviteler arasında. Salda Gölü de Ankara-Antalya güzergahında 2-3 saat ayırarak çok rahat bir şekilde gezilebilecek muhteşem bir doğa harikası.
Burdur Yeşilova Salda Gölü:
Salda Gölü; Türkiye’nin Burdur iline bağlı Yeşilova ilçesinde bulunan ve 184 metre derinlikle Türkiye’nin en derin üçüncü gölüdür. Türkiye’ nin Maldivler’ i olarak isimlendirilmiştir. İlçe merkezine uzaklığı 4-5 km kadardır. Gölün Burdur merkeze uzaklığı yaklaşık 70 km’dir. Salda Gölü; karstik karakterde bir göldür. Göl ve çevresi kuş çeşitliliği açısından zengindir. Ayrıca çevresinin karaçam ormanları ile kaplı olması ve doğal hayatın canlı olması nedeniyle 1989 yılında Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir.
Yılda bir kez otel tatili yapmak bizim için neredeyse geleneksel hale geldi. Otel tatilleri beni gezi tatilleri kadar heyecanlandırmasa da çocuklar orada kendilerini cennete düşmüş gibi hissediyorlar. Hele ki arkadaşlar ve kuzenlerle birlikte yapılıyorsa oldukça dinlendirici ve keyifli de olabiliyor.
Bizim için Haziran ayı oldukça hızlı geçti. Temmuz' da Ankara yazı ile flört edip, Ağustos' u Altınoluk' ta geçirmeyi planlıyoruz. 

Bu sene ah yaz geldi okullar kapandı. Bu yaz çocukları sarımsaklasak da saklasak yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak temalı bir serzenişim olmadı:) Çünkü onlar artık büyüdüler ve evde yalnız kalmaya (internet online:) başladılar. Tabi babaannemiz ile aynı apartmanda olmak işimizi epey kolaylaştırıyor. Temmuz ayını bir hafta ev bir hafta yaz okulu şeklinde geçirmek konusunda onlarla anlaştık :)
DEVAMINI OKU