28 Aralık 2016 Çarşamba

2016' ya Fotoğraflarla Bir Bakış

Çarşamba, Aralık 28, 2016 23
2016 yılına toplu bir bakış yapmadan bırakmayız :)

Bu sene Elif 4.sınıf, Eren ise 3.sınıf öğrencisiydi.
Okul gezilerinin bolca olduğu bir yıl oldu. Elif' ler gidilmedik müze bırakmadılar.
Eren' ler ise sıkça tiyatroya gittiler.
Okul bahçelerine yapılan hobi bahçesi sayesinde farklı deneyimler yaşadılar. Sonrasında bahçeden topladıklarıyla güzel bir piknik yaptılar. 
Elif bu sene de çok kitap okudu. Eren de elinden geldiği kadar :) okudu. 
Eren Antalya' da yapılan 2016-2017 Türkiye Küçükler Satranç Turnuvasına katıldı. Büyük bir başarı elde edemese de kocaman tecrübeler ile geri döndü. Ve bu sene daha çok satranç çalıştı.
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da satranç turnuvaları hayatımızda önemli bir yer kapladı.
Elif yeni hobisi voleybolu, yılın sonlarına doğru daha çok sevmeye başladı. Bu sevgi sayesinde bir üst düzeyde antrenman yapmaya başladı. Lisansının çıkmasını ve maçlara katılmayı heyecanla bekliyor. 
Evimizin genç kız adayına bu sene bir havalar geldi :)
Elif için bu sene mahremiyet daha fazla önem kazandı. Çizdiği karikatürlerde de güçlü kız temasına vurgu yaptı :)
Sorumluluklardan çok fazla zaman kalmasa da arkadaşlarına yürekten bağlıydılar. Mümkün olduğunca onlarla birlikte olmaya çalıştılar.
Bu sene kocaman, kalabalık bir aile olmanın keyfini, güzelliğini yaşadılar.
Kuzenleriyle çok ama çok mutlu oldular.
2016 yılında Elif son tek haneli mumunu üfledi ve 9 yaşını bitirdi. Eren ise 8. yaşını kutladı.
Uzun yaz tatili boyunca havuzda, derede, denizde her yerde yüzdüler. Kapkara iki lokum oldular. Yazın tadını doyasıya çıkardılar. Ve henüz Aralık ayı bile gelmeden yeni yıl ağaçlarını süslemek için can attılar.
2016 yılını da tamamlamış olduk. Bu sene ülkemiz için çok ama çok üzücü günler yaşadık. Patlayan bombalar, darbe girişimleri, sınır gerginlikleri, haksızlıklar, kandırılmışlar, gözaltılar ve korkular içerisinde uğurluyoruz bu seneyi. Umuyorum 2017 senesi yaşanılan tüm olumsuzlukları siler, unutturur. Ümit ediyorum bizi çok güzel günler bekliyordur.

Bizi okuyan herkese de güzelliklerle dolu mutlu bir yıl diliyoruz. Hoş geldin 2017 :)

2015 yılı için tık.
2014 yılı için tık.
2013 yılı için tık.
2012 yılı için tık.
2011 yılı için tık.
2010 yılı için tık.

19 Aralık 2016 Pazartesi

Joko'nun Doğum Günü

Pazartesi, Aralık 19, 2016 9
JOKO'NUN DOĞUM GÜNÜ | ANKARA DT
1 perde | 1 saat 30 dakika
Yazan : ROLAND TOPOR | Çeviren : İCLAL MİNE KIRIKKANAT | Yöneten : İLHAM YAZAR

KONU
Concordia otelinde bir kongre düzenlenmekte, kongreciler bu kongreye katılmak için Joko’nun yaşadığı şehre akın etmektedir. Joko, bir sabah atık deposundaki işine gitmek için uyanır, sokağa çıkar, kongrecilerle tanışır. Sonra biraz daha tanışır. Sonra biraz daha tanışır. Sonra biraz daha ...

OYUNCULAR
DURUKAN ORDU-CEVAT DUMAN-EBRU NİL AYDIN-ZEYNEP EKİN ÖNER ÖZTÜRK-ZAFER GÜLLÜ-MEHMET AKAY-ALPER TAZEBAŞ-ULAŞ ERSOY-ERCAN EKER-ALPAY ATALAN-MURAT KESİM-BAŞAK VURAL-ARSAL MAZMANOĞLU-MEHMET ONUR KOCABAŞ-MİHRİBAN REZZAN SEYHAN-KORAY ALPER-BARBAROS EFE TÜRKAY
Joko' nun Doğum Günü İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesinde, Ankara' da ulaşımın en zor olduğu sahnelerden birinde gösteriliyor. Büyük Tiyatro önünden bir servis ile ulaşım sağlanabiliyor. Bu sahnede ilk 'Hayvan Çiftliği' ni izlemiştim. İnanılmaz etkilendiğim bir oyundu. Az duman, az dekor, sade kostümler, loş bir ışık düzeni, sahnelerle örtüşen müzikler, oyuncuların fiziksel performansı her iki oyunun da ortak özellikleri ve atmosferi inanılmaz etkileyici kılıyor.
Fransız yazar Roland Topor'un yazdığı, Mine Kırıkanat'ın çevirdiği oyunun yönetmenliğini, İlham Yazar yapıyor. Müzikler ise Ali Erel' e ait.
‘Joko’nun Doğum Günü’,  durup düşünülmesi, tekrar tekrar izlenilmesi gereken bir sistem sorgulaması. İnsanoğlunun kapitalizm karşısında direncinin nerede ve nasıl kırıldığını, halkın sırtından keyifle işlerini sürdürenlerle; her şeyin farkında olup, avantasına bakıp bunlara ses çıkarmayan insanların öyküsünü anlatıyor. Sonunda paranın esiri olup, kimliklerini kaybeden insanları, çok para aldıkları için sırtında taşıdıklarının nasıl üzerine yapışıp, sonra nasıl onlara yem olduklarını fark edemeyen insanların öyküsünü. 
Joko(Durukan Ordu), anne(Ebru Nil Aydın) ve kız kardeşi(Başak Vural) ile yaşayan ve su deposunda çalışan bir işçi. Su deposundaki işçilerin çalışma sahneleri, sanatsal yönden en çok aklımda kalacak sahnelerdi diyebilirim. Kongre üyelerinden Wanda (Zeynep Ekin Öner) performansıyla namına nam kattı. Öyle histerik bir karakterin üstesinden nasıl geldi, hayranlıkla izledim. Kongreci tiplemelerinin hepsi çok iyiydi. Doktor rolü ile Cevat Duman da inanılmazdı. Durukan Ordu zaten efsaneydi.
Sezonun en iyi oyunu diyebilirim. Ekip harika. Oyun metnini daha önce okuma şansım olmuştu, bu noktada yönetmenin farkını çok daha iyi ayırt edebiliyorsunuz. İlham Yazar kesinlikle ekstra bir alkışı hak ediyor. Bilet bulmak ne kadar zor olsa da vazgeçmeyin, denemeye devam edin. Tiyatrolu günler diliyorum.

16 Aralık 2016 Cuma

Evde Keyif Çatmak

Cuma, Aralık 16, 2016 26
Okullu iki çocuklu bir memur olarak yıllık iznimin her gününü, uzun yaz tatilini kurtarmak adına milim milim planlasam da bu sene hesaplarım şaştı. Temmuz ortasında izinden çağrılıp, bir süre yıllık izin kullanamayınca, sene sonuna 31 Aralık itibarıyla yanacak epey bir iznim kaldı. 

Ben 'evde nasıl keyif çatılır' konusu üzerine biraz kafa yordum ve bir liste hazırladım. Önce çayımı, üzerine kahvemi, üzerine bozamı sonra da salebimi içerim diyordum. Biraz uyur, biraz uzanır, biraz da otururum diyordum. Biraz dizi, biraz sabah programı izler, üzerine Türk filmi patlatırım diyordum. Bilgisayarımı açar, yanıma telefonumu koyar, karşıma da televizyonu alıp bir lezzet üçlüsü kurarım diyordum. Biraz Özgür Bacaksız, biraz Barış Bıçakçı, biraz da Melisa Kesmez okurum diyordum. Hatta bir çılgınlık yapar belki bir sinemaya bile giderim diyordum. Bloglarda özgürce gezer, arkadaşlarımı yorum yağmuruna tutar, yazı üstüne yazı yayınlarım diyordum. 
İlk gün sabah çocukları zifiri karanlıkta okula yolcu ettikten sonra gün ışıyana kadar uzanayım desem de uyku tutmadı. Kalktım hızlı bir kahvaltı sonrası hemen kızımın akşam yemeği siparişini hazırlamaya koyuldum. Zira bu hafta izinliyim deyince elime 5 günlük yemek listesi tutuşturmuştu :) O gün dışarıda ablamla buluşup iznime güzel bir başlangıç yaptım. Akşam ise çocukların aksırık, tıksırık, öksürük ve burun silme sesleri ile geçti. 
Hazır evdeyken, çocuklar da hastayken ve hava da buz gibiyken sabileri okula yollamak bir Türk anasına yakışır mı? Tabi ki de çocuklarımı ertesi gün okula göndermedim. O gün ıhlamur, tavuk suyu çorba, meyve ve bol bol serum fizyolojik ile geçti. Çocukların keyfine diyecek yoktu doğrusu epey de toparlanmışlardı. 

Ertesi gün de okula gitmediler. Yalnız bu defa evde iki enerjisini atamamış okul çocuğunu zapt etmek zor oldu. Bir ara güvercinlere ekmek verdiler. Bir ara pencere kenarlarından kar toplamaya kalktılar Ankara ayazında (sigortalarımın attığı an). Kah coştular, kah koştular. Evde biraz ders çalışalım dedim verilen ödevleri zor bela yetiştirdik. Biri bir yanımda biri bir yanımda 'annea şu soruyu anlamadım, annea şuna bir bakar mısın' lar eşliğinde bir 4.sınıfa bir 3.sınıfa laf anlatmaktan akşamüstü kafam ağırlaştı. Neyse ki gün sonunda ertesi gün okula gitmek konusunda pek heveslilerdi :)

Sonraki gün tam istediğim gibiydi. Sabahtan akşama bilgisayarın başında. Televizyon karşımda, telefon elimde. Gelsin kahveler gitsin çaylar. Ne çabuk da akşam oldu, ocağa yemeği zor attım :)

Bugün sabah çocukları okula yolladıktan sonra bir uyumuşum sormayın. On buçuğa kadar uyuyarak sanırım rekor kırdım :) Velhasıl bu izin hayata biraz mola vermek adına bana çok iyi geldi. Evimde yalnız olmayı özlemişim. Günlerce böyle yaşayabilirmişim gibi geliyor şu an. Acaba diyorum sıkılır mıyım? 







DEVAMINI OKU

15 Aralık 2016 Perşembe

Kuşak Farkı

Perşembe, Aralık 15, 2016 12
Çocukluğuma dair beni zorlayan anlardan biri eve gelen misafirlere hoş geldin deme ve el öpme faslıydı. Kendimi bir tiyatro sahnesinde çok çalışılmamış bir rolü icra eder gibi hisseder biran önce o anın bitmesini isterdim. Şimdi kendi çocuklarıma hoşgeldin-beşgittin zorlaması yapmamaya çalışıyorum. Ara sıra tepkilere maruz kalsak da içlerinden geldiğince iletişim kuruyorlar gelen misafirlerle. 

Kendini güzel ifade edebilen bir nesil geliyor. Talepleri var, hakları var. Kendilerini bir çok konuda anne-baba ile bir gören anlayışları var. Haksız da sayılmazlar. Kendi zamanımın kıyıda köşede büyüyen çocuklarının yanında, şimdi aile yaşantısı evin küçüklerine göre şekilleniyor. Yatma saatlerine kadar onların kanalları açık oluyor. Hafta sonu etkinliklerinde onların da keyif alabileceği seçenekler belirleniyor. 

Yeşilçam ile büyümüş bir nesil olarak, acıyı da mutluluğu da dibine kadar hissedebilen çocuklardık. Zenginliği değil paylaşmayı, elde etmeyi değil gururu, bir başarı varsa bedelini, onurlu yaşamanın önemini öğrendik. Oysa ben çocuklarımdan acıyı saklıyorum. Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurdu bile çok zararlı bulan annelere dönüştük. 
Çocukları teknolojiden uzak tutmaya çalışmak, ellerimizdeki akıllı telefonlarla ne kadar inandırıcı olabiliyor ben de bilmiyorum. Kızım 4.sınıfta ve sınıfında telefonu olan arkadaşları var. Ayrıca plaza gençleri gibi z kuşağının da ayrı bir dili var. 'Ezik' diyorlar birbirlerine. 'Ayneeen' diyorlar. 'Trollemek' diye bir kelime türedi mesela. 'Zaaaa' diye gülüyor bu çocuklar. Bir oyunda iyilerse çok 'pro' sun; Kötülerse çok 'noob' sun diyorlar. 'Amma da ego kasıyosun' gibi cümleler kuruyorlar. 

Çocuklarına vereceği eğitimden başka miras bırakamayacağını fark etmiş, orta direk anne-babalar olarak akademik başarıyı daha fazla önemser hale geldik. Teog senesi diye bir kavram var şimdi. O sene o aileyi unutuyoruz. İyi bir lise-iyi bir üniversite-iyi bir iş-iyi bir yaşam denklemini evimizin her yerine yazıyoruz unutmayalım diye.

Eskilerin çocukları yaşlılığın teminatı olarak gören anlayışı da kalmadı artık. Kendi ayakları üzerinde dursun, bize muhtaç olmasın, biz zaten onlardan bir şey beklemeyiz noktasındayız. Otel hizmeti veren modern yaşlı evleri projelerini de yakında çok daha fazla duyacağımızı düşünüyorum. Onca okumuş, iyi yetişmiş büyük bir jenerasyon emekliliğe hazırlanırken ve bunca ben merkezci z kuşağı yetişirken, yaşlandığımızda bizlere bakmalarını beklemek boş bir hayal gibi geliyor bana. İyisi mi biz başımızın çaresine bakalım.


3 Aralık 2016 Cumartesi

Felâtun Bey İle Râkım Efendi

Cumartesi, Aralık 03, 2016 4

FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ | ANKARA DT
2 perde | 2 saat 45 dakika
Yazan : AHMET MİTHAT EFENDİ | Oyunlaştıran : TÜREL EZİCİ | Yöneten : LEVENT SUNER
KONU
Garb ile Şark arasında sıkışmış bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanıp duran halka, söyleyecek çok sözümüz vardı elbet… Evet, bizde olan bizim kalsın, bozulmasın istedik. Zıtlar arasında hep hakikati aradık.
Osmanlı Tanzimat Dönemi İstanbulundaki Doğu ile Batı çatışmasından doğan “yanlış Batılılaşma”, medeniyet buhranı Felatun Bey ve Rakım Efendide hayat buldu. Buldu ki doğru yanlış ayrılsın… Fena mı ettik?
O zaman başlasın, Hayal-Haneyi Osmani Kumpanyasındaki bu oyun…
OYUNCULAR
ERAY ESEROL-BÜLENT ÇİFTÇİ-MUZAFFER SAYGI-CEYHUN BECERİKLİ-AYŞE SEVAL ERSU-SERTAN MÜSELLİM-TUĞBA YILMAZ-DİDEM RUHİ-ELVAN EKER-NİLSU AKMAN-EMİNE TEKİN ÜNAL-HÜLYA DİZMEN-HİCRAN YAVUZ-GİZEM GÜRER-EZGİ ŞAHİNGÖZ

Ahmet Mithat Efendi' nin 1875 yılında yazdığı ilk Türk romanlarından. Ana tema batılılaşma arzusunun kültürümüze etkileri, aile yaşantısına yansımaları. “Felâtun Bey ile Râkım Efendi”, Türel Ezici tarafından oyunlaştırılmış, 2008/2009 tiyatro sezonu boyunca İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiş, 2016/2017 tiyatro sezonunda ise Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Ben de oyunu dün akşam buz gibi bir Ankara gecesinde Küçük Tiyatronun büyüleyici atmosferinde seyrettim.

Ahmet Mithat Efendi deyince eski Türkçe, ağır metinler bekliyor insan ama hiç öyle değildi. Uzun zamandır bu kadar keyifli, bu kadar eğlenceli, bu kadar renkli bir oyun izlememiştim. Tam olarak müzikal diyemesem de sahnenin arkasında yer alan orkestradan oyuna eşlik eden ezgiler oldukça ön plandaydı. Kostümler ve danslar çok ama çok eğlenceliydi.

Kurgu oyun içinde oyun şeklinde. Bir seyircili prova, salona girdiğinizde sahnede az sonra sahnelenecek olan bir temsilin provası ile karşılaşıyorsunuz. Bir reji (Ahmet Mithat Efendi) tarafından yönlendirilen oyuncular, yer yer durdurulan, tekrarlatılan sahneler, verilen sufleler, oyuncuların kendi aralarında konuşmaları ile oyun doğallık içerisinde devam ediyor. Flash back sahnesi bile yapmışlar, kesinlikle çok başarılıydı :)
İlk gösterimini 1 Ekim' de yapmış olmasına rağmen oyuncular rollerine o kadar hakimdiler ki, yıllardır oynuyorlar diye düşünürsünüz. Zaten oldukça usta oyuncular var.

Eray Eserol' ü Behzat Ç.de Tahsin Müdür olarak hatırlıyoruz. Burada da Ahmet Mithat Efendi, Arap, İngiliz aile babası rolü ile çok başarılıydı.

Felatun Bey rolü ile Bülent Çiftçi en çok alkış alan oyuncu oldu. Felatun Bey kendini batı etkisine kaptırmış, eğlence düşkünü, hesapsız harcamaları ile oyun sonunda kaybedenleri temsil ediyor.

Rakım Efendi rolünde Muzaffer Saygı' yı Hayvan Çiftliği' nden anımsıyorum. Rakım Efendi adı üzerinde efendiliği, yakışıklılığı, tutumluluğu, çalışkanlığı, batı etkisinde kalmamış Osmanlı tarafı ile tüm bayanların hayranlığını kazanıyor. Muzaffer Saygı bu rolün hakkını vermişti.

Felatun Bey' in uşağı Kastamonu' lu Mehmet rolü ile Sertan Müsellim yan rol olmasına rağmen çok akılda kalıcı çok eğlenceliydi.
İngiliz kız kardeşler, Canan rolü ile Nilsu Akman ve tüm diğerleri performansları ile göz doldurdular. Felatun Bey ve Rakım Efendi sezonun adından çok bahsedilen oyunları arasında yer alacak diye düşünüyorum.
Temposunu hiç kaybetmeyen, akıcı, sürükleyici bir tiyatro ziyafeti için kesinlikle öneriyorum. İki saat kırkbeş dakikanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

1 Aralık 2016 Perşembe

2017'ye Doğru Hayaller Dilekler Hedefler

Perşembe, Aralık 01, 2016 17
Çook uzun zaman sonra sevgili Küçük Mucizelerim tarafından mimlemiş bulunuyorum :) Şöyle bir avşivime göz attım. En son 2013 Kasımında yine aynı blogger arkadaşım tarafından mimlenmişim.

SORU 1. Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan geçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

'Ay ben mükemmelim ki... Hem değişirsem ben olamam ama. Hatalarımla kusurlarımla severim bendenizi' diye cevap verebilmeyi isterdim lakin kendini fazlaca sorgulayan bir bireyim maalesef. Kendimi her bir sosyal statüme göre eleştiriyorum.
Bir çocuk olarak: Anneme ve babama daha çok vakit ayırıp, onlara daha çok yardımcı olabilmeyi isterdim. 
Bir kardeş olarak: Kardeşlerimle daha iyi iletişim içerisinde olmayı ve pek çok organizasyon planlamayı isterdim.
Bir eş olarak: Daha eğlenceli, daha esprili hayatı güzelleştiren bir eş olabilmeyi isterdim.
Bir anne olarak: Çocuklarını daha iyi tanıyan, daha iyi anlayan, onlarla çok oyun oynayan bir anne olabilmeyi isterdim.
Bir gelin olarak: Sevgimi daha çok gösterebilen, daha bir hoş sohbet bir gelin olmayı isterdim.

Ühüü çok yetersizim been :(

SORU 2. Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?

Daha uzun boylu olmayı, hep 30 yaşında kalmayı bir deee çok etkileyici olmayı :)) dileyebilseydim keşke ama çok daha gerçekçiyim dilek konusunda hele ki söz konusu sihirli bir değnek ise daha sağlam dileklerim var elbette :
-Kesinlikle bir ülke değişikliği olurdu ilk dileğim. İskandinav ülkeleri ya da Kanada olabilir.
-Sanatsal ya da sportif alanlarda daha yetenekli olmayı isterdim. Yani bir yeteneğim olsun :)
-Sağlık sorunlarının ailemden uzak olmasını dilerdim.

SORU 3. Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

2017' de daha aktif araba kullanmayı, daha fazla kendime vakit ayırabilmeyi, bir ev sahibi olmayı, kızıma güzel bir ortaokul bulmayı istiyorum. Tabi daha çok tatil yapabilmeyi ve daha eğlenceli bir yıl geçirebilmeyi de.
SORU 4. Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok para şart mı? Belki de değildir.

Piyangodan büyük ikramiye çıksa, süper olurdu. Piyango bileti almayı artık bırakmayı düşünsem de her sene alıyorum muhtemelen bu sene de alacağım :) Ailemi alır giderdim buralardan büyük olasılıkla ve hayatımın geri kalanını daha dingin bir ruh haliyle geçirirdim. Şöyle ılıman bir iklim, bir deniz kenarı, müstakil bir ev, özel bir tekne, bol bol hobi kulağa hoş geliyor. Gerekliliklerin değil isteklerin ağır bastığı bir yaşam kurardım. Gelecek kaygısı olmadan hayat güzel olurdu.

SORU 5. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.

Ay hangi devirde yaşıyoruz parasız nefes alamıyoruz neredeyse :) Bir düşüneyim:
Parasız doğa yürüyüşleri, bol bol kitap okumak, daha sık blog yazısı yazmak, daha çok tiyatro izlemek olabilir sanırım :)

Eveet; bu yazıyı okuyan, okurken ben ne isterdim ki diye düşünen, 2017 hayallerini paylaşmak isteyen herkese yolluyorum :)

görseller:pascal campion


24 Kasım 2016 Perşembe

Plaza Plaza

Perşembe, Kasım 24, 2016 14
Sıradan bir devlet memuru olsam da çalıştığım birimde ara sıra bazı büyük şirketlerin personelleri ile temas ettiğim oluyor. Genellikle İstanbul merkezli, uluslararası çalışan şirketlerin bu genç çalışanları ile bazen eğitimlerde bazen de belirli projelerde bir araya geliyoruz. Yaşam tarzlarını çok fazla tahmin edemesem de sular seller gibi yabancı dilleri olduğunu, muhtemelen yabancı dilde eğitim veren bir okul bitirdiklerini, tatillerini yurt dışında geçirdiklerini, çok çalıştıklarını, işleri gereği çok seyahat ettiklerini düşünüyorum.

Bu hafta da işimle ilgili bir eğitime katılıyorum. Eğitim notlarının bize birer kitapçık olarak sunulmuş, programın saat saat önceden belirlenmiş olduğu yoğun bir eğitim. Sonunda sınav ile değerlendirilecek olmanın tedirginliğini taşıyarak devam ettiğim bu eğitimde; eğitimcilerimizin anlatacakları terimlerin Türkçelerini hatırlayamamaları beni epey şaşırttı. Bırakın terimleri gerçekten ayrı bir dil bulmuşlar, onu kullanıyorlar. Yargılayamıyorum da onları çünkü o kadar alışmışlar ki artık farkında değiller. Sanırım İngilizce düşünüp Türkçe konuşmaya çalışınca böyle oluyor.

Buyurun buradan okuyun:

-Önümüzdeki hafta bir traininge katılıyor olacağım. Bu eğitimle ilgili hard copyler hazırlanmış, timeline iyi programlanmış durumda. Gün sonunda data bakımından overload olduğumu bir yere park ediyorum ve bunu off the record olarak söylüyorum. As soon as possible öğrendiklerimle ilgili bir to do list oluşturmam lazım bu da ayrı bir case.

Brief neey biz sucuk satıyoruz sucuuk (güldür güldür shov plaza dili) diye bağırmayı çok isterdim ama maalesef biz sucuk satmıyoruz :)))

not: belki örneklendirmek için bile yeterli ingilizcem yok ama aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalıştım, hatalarım var ise affola :)

güldür güldür plaza dili 
bu vesile ile tanıştığım dünyayı gezen bir plaza çalışanının harika blogu: bir hayalin peşinde

18 Kasım 2016 Cuma

Karanlık Sabahlara

Cuma, Kasım 18, 2016 16
Sabahların insanı olmayanlar, saat 11' e kadar yüzü gülmeyenler, gözünü işyerinde açanlar bilir; saat alarmının çalmasıyla yatak ile aranızda bir zıt kutuplar çekimi başlar. Ne kadar ayrılmaya çalışsanız da yatağın sizi çektiğini hissedersiniz. Ben de yatağın sıcaklığı, yorganın yumuşaklığı, yastığın rahatlığından  kendimi kurtarıp, banyoya ulaşan koridor yolunu gözlerim kapalı geçer, lavobada yüzümü yıkarken ancak açabilirim gözümü. Saat 7 de zihiri karanlık bir sabahı kucaklarım. 
Bir sene önceye kadar ileri- geri duruma göre oynayan saatler bu sene sabit kalınca ülke olarak zifiri karanlık sabahlarla tanışmış olduk. Doğudakiler neyse de batı illerinde yaşayanlar bizden daha kötü durumdalar. İstanbul, İzmir gibi batıda bulunan büyük illerimizde saat 8 e 10 kala güneş doğuyor şu an. Ne kadar erken yatsam da bu az uyumuşluk hissinden kurtulamıyorum bir türlü. 

Karanlık sabahlar bir tek doğmamış güneş ile de olmuyormuş bu sabah daha iyi anladım. Dün gece meclise sunulan ve salı günü tekrar görüşülmesine karar verilen önergenin içeriği :

"(2) Cebir, tehdit hile veya iradeyi etkileyin başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza Muhakemesi Kanununu 231 inci maddesindeki koşullara bakılmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır ve cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazın ortadan kaldırılmasına karar verilir"

midemi bulandırdı. Ne zaman bu hale geldik, kız çocuklarımızdan ne zaman vazgeçtik. Bu önergeye el kaldıranlar hiç mi düşünmediler kendi kızlarını, eşlerini. Tecavüzcüsü ile evlendirilen kız çocuklarının bir hayatları olabilir mi? Fail ile mağdurun evlendirilmesi ne demektir? Bu önerge tecavüzün meşrulaştırılması mıdır? Yapılan açıklamalarda bu önergenin tecavüzü kapsamadığını söylüyorlar. Tecavüzü kapsamayan cinsel istismar suçlarından bahsediliyor. Ortada bir suç varsa o suçun bir cezası olmalıdır. Suçlu evlenerek cezasından kurtulmamalıdır. Evlilik kurumu suçun aklanma yeri değildir. 

Ben bu ülkeye dair son umutlarımı bugünün karanlık sabahında kaybettim.

Görsel:Amanda Cass

16 Kasım 2016 Çarşamba

Gayri Resmi Hürrem

Çarşamba, Kasım 16, 2016 7
GAYRİ RESMİ HURREM | ANKARA DT
2 perde | 1 saat 45 dakika

Yazan : ÖZEN YULA | | Yöneten : ÖZEN YULA

Konu : Hurrem Sultan, hayatının muhasebesini yaptığı bir gün, vaktiyle yaptırdığı gizli bir odaya girer. Odada, hafızasını kaybetmiş bir cariye ile karşılaşır. Beraberce Hurrem Sultan' ın hayatından sahneler oynarlar, oyunlarla yaşarlar. Ancak bütün oyunlar en tehlikeli oyunla kesilir. Belki tek çıkar yol vardır. Hayat, iki kadına da, bizlere de süprizler hazırlamaktadır. 

Oyuncular : İpek Atagün Gezener - Gülin Ersoy






Sezonun ikinci seyirini Şinasi Sahnesinde prömiyeri sahnelenen Gayri Resmi Hurrem isimli oyun ile yaptım. İlk oyun olmasının heyecanını biz de sanatçılarla birlikte yaşadık. Işıl ışıl ve heyecanlıydılar. Daha önce İstanbul, Eskişehir, Van gibi bir çok devlet tiyatrosunda gösterilen bu oyunu bu kez de Ankara Devlet Tiyatrosu yorumu ile izleme şansını elde ettik.

Türk tiyatrosunun önemli bir yazarı ile tanışmama aracı olduğu için bu oyunu daha çok sevdim. Tarih meraklıları dışında, bir zamanlar çok popüler olan Muhteşem Yüzyıl dizisini izleyenler Kanuni Sultan Süleyman, Hurrem Sultan dönemine gayet hakimler. Benim de takip ettiğim bir diziydi ve sarayın o ince çizgide yürünen, hayatının tek bir kişinin iki dudağının arasında olduğu, entrikalarla dolu, strateji uzmanlığı gerektiren hayatı beni çok etkilemişti. Gayri Resmi Hürrem, Osmanlı’nın en önemli dönemlerine tanıklık etmiş bir kadının hikâyesi. Çevirdiği entrikalar ve hırsıyla Osmanlı siyasetinde etkili olan Hurrem Sultan’ın.

Oyun içinde oyun tekniğiyle, yer yer kukla canlandırmalarıyla sahnelenen temsilde İpek Atagün Gezener (Hurrem Sultan) ve Gülin Ersoy (Cariye Hurrem) gayet başarılılardı. İlerleyen gösterimlerde performanslarının daha da oturacağını düşünüyorum. Tüm oyun Hurrem' in gizli odasında geçiyor. Bu odayı yapanlardan biri de Hurrem için çok özel biri olan Kırımlı ressam. Oyunun adı da oradan geliyor: Hurrem' in gayri resmi tarafı. Kimseyle konuşamadıkları, sırları, strajeleri bu odada hayat buluyor. Hele oğullarından Selim ve Beyazıd' ın taht mücadelesinde izlediği stratejiye hayran kalmamak olanaksız. Finalde ise izleyicileri bir sürpriz bekliyor.
Oyun sonunda eserin gösterimine katkısı olan tüm ekip sahneye çağrılıp tek tek alkışlandı. Dekor, kostümler, müzikler güzeldi. Orada Özen Yula' yı görmek ise bizim için ekstra bir keyif oldu. Bu sezon görmeyi istediğim çok oyun var, bu nedenle tiyatroya devam diyorum :)

9 Kasım 2016 Çarşamba

Kitap Okuma Ödevi

Çarşamba, Kasım 09, 2016 18
Ödevlerden devam edelim. Kızım ilkokul 4.sınıf öğrencisi. Bu sene ilk kez yazılılarla tanıştı. Önceki yıllar gibi fasülyeden değil gerçek yazılı oluyorlar ve karnelerine notlar puanlama sistemi ile (100 üzerinden) gelecek bu sene. 4.sınıf müfredat olarak epey zor geldi bize. Din Kültürü, Trafik ve İnsan Hakları olarak 3 yeni dersi oldu. Sosyal Bilimler baya bir inkılap tarihi kıvamında. İnsan Haklarında 82 anayasasıyla giriş yapmışlar. Matematikte açılar gayet sembollerle gösteriliyor. Velhasıl 4.sınıf ile 3.sınıf arasında epey bir fark gözlemliyorum.
Bunların yanı sıra bir kitap listesi verdi öğretmenimiz. Bu kitapların neyse ki özetini çıkarın demedi ama yazılı olacaklar. İlk kez uygulanacağı için nasıl bir tarzda olacak bilmiyoruz. 
Elif kitap okumayı zaten çok seviyor. Bol resimli kitaplardan yavaş yavaş yetişkin kitabı düzeyine geçiş yapıyorlar. Kitapların üçünü bitirdi. Okumayı teşvik eden ödevleri seviyorum. 
Kitapların tamamı Günışığı Kitaplığından. Esrarengiz Komşu 1 ve 2 Eren' lerin geçen yıl sınıf olarak okuduğu kitaplardı. Ben de Geleceği Görme Ortaklığından giriş yaptım listeye. Hikayeler gayet sağlam, okumayı seven çocuklara belki alternatif olur :)

4 Kasım 2016 Cuma

Ödev Gerekli mi?

Cuma, Kasım 04, 2016 23
İlköğretim çağında iki çocuğu olan bir anne olarak son zamanlarda gözüme en çok ödev konusu çarpıyor. Bazı veliler ödevlerin gereksizliğini, bazıları sadece öğretmen-öğrenci arasında kalması çocuk ile aileler arasında bir çatışma konusuna dönüştürülmemesini, bazıları dozunda ve nitelikli verildiği zaman gerekli olduğunu düşünüyor.
Herkes saatlerce ödev yapmanın, sayfalarca yazı yazmanın, çocuğun kendi başına altından kalkamayacağı düzeyde proje ödevi tarzında (ki neyse ki kaldırıldı) ödevlerin, ezbere yönelik ödevlerin anlamsızlığı ve işe yaramayacağı konusunda aynı fikirde.

Ödev gereksiz diyenlerin argümanları: Ev ödevi olmasın, çocuklar okulda öğrenebildiklerini öğrensin, fazlasını istiyorsa ve kendisi talep ediyorsa çabalasın, zaten günümüz çocukları neredeyse günlerinin tamamını okulda geçiriyorlar, evde kaldıkları süre içerisinde bari özgür ve serbest kalsınlar. Ayrıca bu ödevlerin çocukların akademik başarısına da katkısı tartışılır.
Ödev verilsin ama veli karışmasın: Ev ödevinin sorumluluğu sadece çocukta olsun. Ödevi yaptırma sorumluluğu ise öğretmende olsun. Çocuk ödevlerini yapmazsa sonuçlarına katlansın. Veli, öğretmen rolünü üstlenmesin. Çocuğuyla sadece ebeveynlik ilişkilerini yürütsün.

Ödev gerekli diyelerin argümanları: Ev ödevleri, anne babaların çocuklarının akademik olarak hangi seviyede olduklarını anlamalarını sağlar. Tekrar etmek, bilginin kalıcılığı için önemlidir. Ödevler çocuklara sorumluluk aşılar ve bağımsız olarak çalışmayı öğretir.
Gözlemlerim: Öğretmene daha fazla ödev verilsin diyen veliler gördüm. Çocukların dersleri ile birebir masaya oturup ilgilenen ya da tamamen bu işi çocuğa bırakanları gördüm. Öğretmenim ödev vermedi diye açıp tek satır kitap okumayan çocuklar gördüm. (Çok yakından:)

Ev ödevi verilmediğinde çocuklarımızın o zamanı nasıl geçireceklerini de düşünmek gerekiyor. Tablet, telefon, televizyon sarmalında mı kalacaklar yoksa spor, sanat, araştırma gibi alternatifleri sunabilecek miyiz?

Düşüncelerim: Kitaptakileri deftere birebir yazma, kitap özeti çıkarma ve şiir ezberleme ödevlerini anlamıyorum, anlamadığım için sevmiyorum. Neyse ki böyle ödevlere çok az maruz kalıyoruz. Öğrenilen bilgiyi pekiştirmeye yönelik, çocukları yormayan ödevleri ve kitap okuma alışkanlığı kazandırmayı amaçlayan ödevleri seviyorum.

Sorularım: Veliler ödev sorumluluğunun neresinde olmalı? Nitelikli ve kararında ödev nasıl olur? Ödev her gün verilmeli midir? Ödev konusunda çocuklar ne düşünüyor?

25 Ekim 2016 Salı

Feride

Salı, Ekim 25, 2016 18
Feride masalarımızı siler, odamızı temizler. Sabahları çok güler yüzlüdür. Hiç aksatmadan herkese ayrı ayrı günaydın der. Kış aylarında işi daha zordur çünkü karlı yağmurlu havalarda odalar daha çabuk kirlenir. Feride izin alınca tuvaletteki kağıtlar biter. Dökülen çaylar, kırılan bardaklar elimizden öper. 

Feride' nin iki tane yeğeni var. Benim çocukların yaşındalar. Bana sık sık sorar, ödevlerini yapıyorlar mı, okumayı söktüler mi, kitap okuyorlar mı? Feride' nin yeğenleri önemli. Çocukların babası (Feride' nin abisi) vefat etti. Anneleri ise çocuklarını bırakıp, gitti. Feride ve yaşlı annesi çocuklara bakıyorlar.  

İlk başta babaanne ve iki çocuk köydelerdi. Feride ise diğer kardeşlerinde kalıyordu. Bana hep söylerdi, sığıntı olmak çok zor. Eşyalarım hep bavulda. Sonra bir ev aldı, annesini ve yeğenlerini yanına getirdi. Zorluklarla dolu yaşantısı ama hep pozitif hep güler yüzlü.

Feride güzel görünmeyi sever. Akşam dörtte mavi önlüğünü çıkardı mı bambaşka biri olur. Herkesin giyim tarzına, saç boyasına dikkat eder. İltifat eder bizlere.  Feride yardımları doğallıkla kabul eder. Elinde poşet oda oda şekersiz çay içenlerin şekerlerini toplamasına herkes alışmıştır. Yeğenlerinin eğitim, kırtasiye, giysi masraflarına herkes elinden geldiğince destek olmaya çalışır. 

Hayat ona bir sevimsiz sürpriz yapmış, O bir orantılı cüce(nanozomi). Sanırım abisi de aynı durumdaymış. Genetik olduğunu bildiği için yeğenleri de nanozomi olacak diye çok korktu. Onları doktora götürdü. Neyse ki çocuklarda bir şey çıkmadı. 

Son zamanlarda asi oldular iyice, hiç sözümü dinlemiyorlar diyor. Annesiz babasız bu çocuklara yetebilecek miyim diye çok endişeli. Gönül işlerine çok hevesli ama ben evlenemem diyor. Bu çocuklar ne olur ben evlenirsem. Oysa ki öz anneleri eşi vefat edince, öz çocuklarını bırakıp başka bir adamla evlenmiş ve şimdi yeni çocukları var. Anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum. Hiç arıyor mu diye sordum bir keresinde hiç aramıyormuş. 

Feride' ye bir kısmet çıktı. Ağzı kulaklarında anlatırken. Görüşmeye gitti, çocuktan hoşlandı. Ama hayal benimkisi diyor. Olmaz bu iş diyor. Bazen benim hayatım hep böyle mi olacak kendi ailemi kuramayacak mıyım diye hayıflanıyor. Çok düşünceli, kara kara düşünüyor.

Uzun uzun düşündü, sonunda evlenmeye karar verdi. Nasıl olacak dedim. Annesi ve çocuklar abisine taşınacakmış. Ama evleri çok yakınmış, benim bir elim hep onların üzerinde olacak dedi.

Gelin oldu Feride 8 Ekim' de. Hala balayında kendileri, işe dönmedi henüz. Merakla bekliyorum dönmesini, mutluluklar Feride' cim. Hayatının bundan sonrası umarım hayallerinin çok ötesinde olur.

21 Ekim 2016 Cuma

Euridice'nin Elleri

Cuma, Ekim 21, 2016 4
EURIDICE'NİN ELLERİ | ANKARA DT
1 perde | 1 saat 15 dakika
Yazan : PEDRO BLOCH | Çeviren : LÜTFİ AY - TARIK LEVENDOĞLU | Yöneten : YURDAER OK

KONU: Oyun; “aynı çatı altında yaşamalarına rağmen birbirlerini tanıyamayan insanların bencillikleri, beşeri zaafları ve anlayışsızlıklarının, evlilikleri nasıl iflasa sürüklediğini” anlatmaktadır.

OYUNCULAR:
UĞUR ÇAVUŞOĞLU


Bu sene sezon açılışını geçen yıl olduğu gibi tek perdelik bir oda tiyatrosu temsili ile yaptım. Oda Tiyatrosu, 60 kişilik seyircisi küçük sahnesiyle kendimi tiyatronun çok yakınında hissetmemi sağlıyor. Oyunun lezzeti hala zihnimde. Uğur Çavuşoğlu oyunun seyirci ile temas eden bölümlerinde mütevazi, samimi ve sıcaktı. Ses tonu çok çok etkileyici, gerçek anlamda profesyonel bir sanatçıydı dün akşam izlediğim. 
                         


Oyunun adı nasıl okunuyor: Öridikenin Elleri (Tavares' ten öğrendim)
Oyunun kısa konusu; Kahramanımız Gumersindo Tavares’in beklentilerini, sıkıntılarını eşi ve ailesi göremez. Eşinin bitmek bilmeyen sanatsal organizasyonları, çocuklarının hobileri, kayınvalide ve kayınpeder ile aynı evde olma durumu, yaşadığı hayat onu inanılmaz bir şekilde rahatsız etmektedir. O da karşısına çıkan kolay bir çözümle sorununa çare aramıştır.

Hikayesine bir mağdur gibi başlıyor ama satır aralarında ruhundaki bencilliği ayırt edebiliyorsunuz. Örneğin hiçbir kitabı basılmamış bir yazar olmasına rağmen kıskanıldığını düşünmesi. Ailesini terk ettiği 7 yıl boyunca aslında neler çektiğini anlatması. Çocuklarının başarılarını kendisine maletmesi. Gizli bir narsizm içinde.
Fakat 7 yıl sonra geri döndüğünde bıraktığı gibi midir her şey? Neler kaçırmıştır? 

Oyuna, hakkında okuduğum yorumlar nedeni ile düşük bir beklentiyle gittim. Ama okuduklarımın aksine 1 saat 15 dakika boyunca saate bakmadım. Akıcı bir metin, profesyonel bir sanatçı, olgun bir yorum izledim. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Uğur Çavuşuğlu' na hayran kalacaksınız.