23 Haziran 2015 Salı

ulucanlar cezaevi müzesi

Salı, Haziran 23, 2015 14
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi veya Ulucanlar Cezaevi, 1925 ve 2006 yılları arasında Ankara'nın Altındağ ilçesinin Ulucanlar semtinde faaliyet göstermiş olan bir cezaevidir. Türk siyasi ve edebi hayatında da önemli bir yere sahip olan Ulucanlar Cezaevi'nin restore edilerek müze ve kültür sanat merkezine dönüştürülmesi projesi Altındağ Belediyesi'ne verildi. 2009 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarını 2010 yılında tamamlandı.
1923 yılında askeri depo olarak hizmet vermek üzere inşa edilen bir bina içine kurulan cezaevi, 1925 yılında yapılan tadilatlar ile cezaevi olarak kullanılmaya başlandı.
68 kuşağının önde gelen isimlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde cezaevi avlusundaki kavak ağacının altında idam edildi. 1980 ihtilalinin ilk infazı da 8 Ekim gecesinde, sol görüşlü Necdet Adalı ile sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu'nun idam edilmesiyle bu cezaevinde gerçekleşti. 13 Aralık 1980'de ise Erdal Eren'e verilen idam cezası burada infaz edildi.
Cezaevinde, Cüneyt Arcayürek, Mahmut Alınak, Fakir Baykurt, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Bülent Ecevit, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Yavuz Öbekci, Selim Sadak, Sırrı Sakık,Kemal Tahir, Metin Toker, Muhsin Yazıcıoğlu ve Leyla Zana gibi çok sayıda ünlü tutuklu ve mahkûm kaldı.
29 Eylül 1999'da başlatılan Hayata Dönüş Operasyonu sırasında cezaevinde 10 kişi öldü, 100'e yakın kişi de yaralandı.
1989 yılında Nur Sürer'in başrolünü oynadığı Uçurtmayı Vurmasınlar filmi bu cezaevinde çekilirken, Yılmaz Güney'in Duvar filminin de ilham kaynağı oldu.
1 Temmuz 2006'da kapatıldı.
ulucanlar' ı gezmek çok uzun zamandır aklımdaydı. ancak çocuklarla gezmek istemedim, oradan çıkınca da çocuklar için gerçekten ağır bir deneyim olacağını ve müzeyi çocuksuz gezmenin daha doğru olduğunu gördüm. etkilenmemek için taş olmak lazım. hele ki yakın tarihe biraz ilgi duymuş biraz okuyup araştırmışsak... ulucanlar' ın müze haline getirilmiş olması, duvarların badanalı, yerlerin temiz ve pis kokmuyor olması içinde yaşanan acıların gerçekliğini hafifletememiş. 

müzenin girişindeyiz, heyecanlıyım.

uzun dar bir taş koridordan yürüyoruz, yaşamın arkada kaldığını hissettiren bir koridor. her adımınızda kimlerin kimlerin bu koridordan geçtiğini düşünüyorsunuz...
gezi için devam ediniz oklarını izliyoruz.
9.ve 10.koğuş hilton koğuşları denilen. sebebi ikinci katta, manzarasının güzel ve az kişilik oluşları nedeni ile mahkumlar arasında hilton olarak anılıyormuş.



hiltondan cezaevinin görünüşü...


hilton koğuşları...
dört duvar, parmaklık ve hücreden ankara' ya bakış... 

hiltondan çıkıp geziye devam ediyoruz.
müzenin en etkileyici bölümlerinden biri. yan yana altı yedi hücre ve her birinden dışarıya ulaşan sesler, türküler, gardiyan gardiyan sesleri, dayak sesleri, suçsuzum sesleri...

müşahade odalarından çıkıp geziye devam ediyoruz. avlulardan, koridorlardan geçiyoruz. cezaevinin ziyarete açılan kısmı çok büyük, tamamını düşünemiyorum bile... 
geçtiğimiz koridorların duvarlarında asılı fotoğraflar, her birini okuyoruz, inceliyoruz.






büyük koğuşlardan biri belki 40 kişilik. burada hissediyorsunuz o ağırlığı, geçer mi bir ömür burada.






ve duvar yazıları. o kadar az kalmış ki boyanmasaymış keşke.


gazete sayfaları oldukça fazlaydı.
cezaevinde kalmış bir çok tanınmış kişinin kısa hayat öykülerini koğuşlardaki ranzalara asmışlar. çoğu sanatçı, yazar, gazeteci yani düşünce suçluluları... 
cezaevindeki biri için ne kadar derin ve anlamlı bir söz...
kişisel eşyaların sergilendiği bu kısım da en etkilendiğim bölümlerden biri oldu. deniz' lerin idam esnasında boyunlarına asılı olan levhalar, onları çekemedim, elim gitmedi...





sonra disiplin hücreleri, tecritler...

kapalı görüş bölümü.
küçücük bir yerdesiniz, birbirinin aynı yan yana odalar. 
genişlikleri ancak bir metre bu odaların.

ve şimdi hapsedilmiş olsa da bu darağacı, avludaki o ulu kavağın altına çok gitmişti... idam cezası 2004 yılında kaldırılmış. müzenin en utanç verici en üzücü bölümüydü.

bir yanda nazım bir yanda necip... iki büyük usta.


keşke daha iyi bir makinem olsaydı ve daha güzel fotoğraflar çekebilseydim. kesinlikle iz bırakan, etkileyen bir müze gezisiydi. ben gördüğüm için çok memnunum. fırsatı olanların değerlendirmesini mutlaka görmesini öneririm.