30 Nisan 2015 Perşembe

ulus-kale şehir turu

Perşembe, Nisan 30, 2015 12
hafta sonunda ankara' nın en sevdiğim yerlerinden ulus-kale civarlarını dolaştık. ahiler çarşısı bana çok sevdiğim blogger derya kuzusunu hatırlatıyor :)
vitrinlerde sayısız obje bulabilirsiniz. osmanlı padişahları başka bir hanın vitrinindeydi. ahiler çarşısında gümüş takıcılar, el dokuması kilimler, yastıklar var. görmeye değer...
 yalnız ve güzel ülkem deyişi beni hep hüzünlendirir.
sonra yürüyerek daha yukarılara çıktık. ilgimizi çeken dükkanlara girip çıkarak, bakıp dokunarak. makromeci amcayla tanıştık kocaman salıncaklar yapan... 
pirinç hanın avlusunda gözleme çay yapan aile işletmesinde dinlenmenin keyfine doyum olmaz.
yeni restore edilmiş, henüz restore edilmemiş binaların arasından daha yukarıya, kaleye doğru yürüyoruz. 
 ve kaleye ulaşıyoruz.


ankara' nın ne kadar büyük olduğunu, ne kadar binalaştığını, neredeyse hiç yeşil alanımız kalmadığını görünce üzülsek de kale gezisini keyifle tamamlıyoruz. 

26 Nisan 2015 Pazar

23 nisan

Pazar, Nisan 26, 2015 6
23 nisanda okulumuzdaki merasimdeydik. sabah kalktığımızda her yer bembeyaz kar ile örtülü ve hala yağış devam ediyordu. tabi ki bu durum bize engel olamadı ve saat tam 9 buçukta okulda sınıflarının yanlarında yerlerini almıştı çocuklar. 
her ikisi de kendi sınıflarının yanında olmak istediğinden anne-baba olarak ayrı takıldık törende. 
törenin sonunda elif' in sürpriz resim yarışması ödülü ile daha da sevindik.
çocukların hepsi pırıl pırıldı. çok duygulandık, çok gururlandık. şiirlerde, marşlarda gözlerimiz doldu. umutlandık gelecekten. çocuklarımızın kanatlarıyla yükselerek gelecek güzel günlerden.
gösterileri öğretmenlerimiz hiçbir yardım almadan kendileri hazırladılar. 
23 nisan çocuk bayramı tüm çocukların kutlu olsun.... 
bayramı kutlayamasalar da, onları ötekileştirmeyin. çocuklarınızı onlarla korkutmayın. aksine onların çalışmak zorunda olan, emekleriyle paralarını kazanan çocuklar olduklarını vurgulayın.

16 Nisan 2015 Perşembe

hayvan çiftliği

Perşembe, Nisan 16, 2015 2

HAYVAN ÇİFTLİĞİ | ANKARA DT
1 perde | 1 saat 25 dakika
Yazan : GEORGE ORWELL | Çeviren : ÖZGE KAYAKUTLU Oyunlaştıran : PETER HALL | Yöneten : BARIŞ ERDENK

Dünyaca ünlü İngiliz yazar George ORWELL’ın çağdaş klasikler arasına girmiş ve bir başyapıt olarak kabul edilen Hayvan Çiftliği adlı romanından uyarlanmış bu oyunda, bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini sömüren insanların yönetimini devirmeleri ve eşitlikçi bir düzen kurmaları anlatılır. Ama zamanla hayvanların zeki ve iktidar düşkünü önderleri domuzlar, insanlardan daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kuracaklardır.
Not:2013-2014 Sanat Kurumu En İyi Erkek Oyuncu Ödülü Özgür Öztürk
2013-2014 Sanat Kurumu En İyi Hareket Ödülü Sibel Erdenk

OYUNCULAR: ÖZGÜR ÖZTÜRK-DENİZ KEYF-GÜLİN ERSOY-ŞİVAN BİNİCİ-CENGİZ UZUN-ULAŞ ERSOY-AYŞE BERNA KONUR-UFUK ŞENER-MUZAFFER SAYGI-ENGİN BOSTANCI-EMRE GÜVEN-NAHİDE AYNI

çok görmek istediğim, kitabını büyük bir keyifle okuduğum bu oyuna elimde olmayan nedenlerle 3.kez bilet alışımda gidebildim. george orwell' ın politik fablını büyük bir hayranlıkla, şaşkınlıkla izledim. sosyolojik deneyleri hatırlattı bana. gelecek güzel günler, özgürlük, eşitlik söylemleri ile vadedilen devrimin nasıl bir diktatörlüğe dönüştüğünü üzülerek gördüm. şeker dağı ile sorgulanan ölümden sonraki yaşam, burjuvazi, işçi sınıfı, yazılı kanunların değiştirilmesi, sana hizmet etmesi için beslemen gereken köpekler, gücün getirdiği iktidar savaşları bana o kadar çok anlattı ki...


oyunu irfan şahinbaş sahnesinde izledim. sahnenin üç tarafına yerleştirilmiş izleyici koltukları ve gerçekçi dekoruyla sezonun en iyisiydi diyebilirim. oyuncuların performansı mükemmeldi bir buçuk saat boyunca ayak uçlarında, elleri toynak şeklinde ve kambur oynadılar. napoleon’u canlandıran özgür öztürk, boxer rolündeki ulaş ersoy, squaeler’ı oynayan ufuk şener, benjamin’i canlandıran cengiz uzun, clover’ı canlandıran berna okur, molie’yi canlandıran gülin ersoy ve şivan binici rolündeki Snowball performanslarıyla mükemmeldiler. her sahnesi her repliği ders niteliğindeydi. en etkilendiğim ise benjamin' in "görmediklerinize değil gözünüzün önündekilere kafa yorun" şeklindeki cümlesi oldu. performansı ile beni en çok etkileyen ise boxer, snowball ve napoleon' du.   

bu ölümsüz eseri kesinlikle kaçırmamanızı öneririm.

8 Nisan 2015 Çarşamba

ayakkabı bağlamayı öğrenmek

Çarşamba, Nisan 08, 2015 23
çocuk eğitiminde artık ayakkabı bağlama konusuna kadar geldik. ne zaman öğrendim, kim öğretti, kaç yaşındaydım kendi adıma hiç anımsamıyorum ama bu blog sayesinde çocuklarım hatırlayacak :)
çocukların spor ayakkabılarının ikisi de bağcıklı olunca ve her sabah ayakkabı bağlayıp, akşam ayakkabı çıkarmaktan gına gelince böyle bir ihtiyaç hasıl oldu. 
böyle yalancı ayakkabı yaptık, ellerine verdik, sabırla gösterdik, öğretmeye çalıştık. ama yok! daha çok çalışmaları lazım çok :)

3 Nisan 2015 Cuma

fakat blog bu derin bir tutku

Cuma, Nisan 03, 2015 16
internet olmadan adım atamadığımız, haberleri facebooktan takip ettiğimiz, twitter-instagram-pinterest hesaplarımızı sık sık kontrol ettiğimiz günlerdeyiz. kafamıza hiçbir şey takılmıyor artık çünkü hemen arama motorlarından hızlıca ulaşıyoruz tüm bilgilere. tüketim çağında sosyal medyada paylaşılanlar bir dakika sonra eskiyor, aşağılarda kalıyor, yeni haberler alıyor hepsinin yerini. özlemek yok, beklemek yok, büyümesinden habersiz olduğumuz akraba çocukları yok artık. iç içeyiz, her gün birlikteyiz. eskiden birileri doğum günümüzü hatırlayıp kutluyorsa onun için değerli olduğumuzu hissederdik. şimdi facebook bangır bangır bağırıyor. doğum günümüzü unutma şansı yok kimsenin. hepimizin telefonlarında yemek sırasında, banka kuyruğunda, tuvalette oynadığı en az bir oyun var. tüm boş zamanlarımızı dolduruyor teknoloji. 

böyle bir zamanda blog yazmak, mektup yazmak gibi natural geliyor bana. düşünüyorum, kurguluyorum, araştırıyorum, yazıyorum. sonra yazıya uygun bir görsel arayıp buluyorum. ön izlemeden kontrol edip, tekrar düzenliyorum. varsa cümle düşüklüklerim, imla hatalarım düzeltiyorum. tamamsa büyük bir hazla yayınla tuşuna basıyorum. yayınla tuşu, mektubu posta kutusuna atmak gibi...

mektuplaşmak güzeldi. yazdığım mektuba yaklaşık iki hafta sonra cevap gelirdi. heyecanla açar, okurdum. içinden bazen bir fotoğraf çıkardı. kenar süslerine, kağıdın rengine kokusuna bayılırdım. kağıtta leke bırakan bir çay damlası varsa, yaşanmışlığın izlerini taşıyan, gerçekliğimizin ispatıydı.
kalemin, kağıdın, mürekkebin yerini tutmasa da blog yazmak güzel. sanal dünyada kendimize ait bir sayfa, kendimizle doldurabileceğimiz, bizi anlatan, biriken, çoğalan, bazen birkaç yıl öncesinde kaybettiğimiz kendimizi fakat hep iyi ki başlamışım dedirten...