31 Ocak 2013 Perşembe

planlanmış eğlence fiyaskosu

Perşembe, Ocak 31, 2013 18
ne zaman önemli ve büyük bir gün için heyecanlansam, ne kadar eğleneceğimi, aman da neler giyineceğimi planlasam o gün büyük bir hayal kırıklığıyla biterdi... ya ağrı kesicilerin bile dindiremediği bir baş ağrısı musallat olur ya da herkes eğlenirken, içimde bilemediğim bir kasvet ve donuklukla kalırdım. hep hayalini kurduğum arkadaşlarımla geçireceğim doğum günleri, yeni yıllar, zor bela bin bir takla ile evden alınan bir gecelik arkadaşta kalma izinleri böyle hüsranla biterdi... 

ve aksine ne zaman plansız programsız gelişen bir eğlenceye dahil olmuşsam bir eğlenir bir eğlenirdim... sabahlar olmasın, güneşler doğmasındı... neden daha önce böyle yapmamıştık ve hemen tekrarını yapalımdı, yapmasına ama o asla bir öncekinin tadını vermezdi ki... 
işte böyle bir kısır döngüydü söz konusu olan. ben de bu olaya "planlanmış eğlence fiyaskosu" adını verdim.... tecrübeyle sabitti, bir kaç kaynaktan teyit etmiştim, sadece benim değil çoğu kişinin başına gelmekteydi. eğlenmeyi sistematik bir şekilde planlıyor ve arzuluyorsan, sonuç fiyaskoydu...

ve fakat bu teorim, evlendiğim gece gerçekleşmedi. düğünden planlı programlı ne olabilir ki? büyükleri eve yollayıp arkadaşlarla eğlenmeye başlayınca, geceyi çakırkeyif gelin olarak noktalamıştım. zor indirdiler pistten, herkes duygusallaşıp ağlarken bile benim gözüm eller havayadaydı.... aslında o günden tek beklentim kazasız belasız, tartışmasız prosedürü tamamlayıp, herkesin gönlünü hoş etmekti. şimdi düşünüyorum da o gün böylesine eğleneceğimi hiç hesap etmemiştim! o zaman yaşadığım planlanmamış bir eğlenceydi:) 

gördüğünüz gibi teori sağlam, eğlenmek mi istiyorsunuz, planlamayın, önerilere açık olun, esnek olun, şans verin ve yapın :)

28 Ocak 2013 Pazartesi

bir mim....

Pazartesi, Ocak 28, 2013 14

"bir zamanlar mimler vardı blog dünyasında şimdi neredeler" derken duydu sesimi sevgili nilhan :) bir blog efsanesine göre mimi fazla bekletmek iyi sayılmaz, en kısa zamanda yazıp uçurmak lazım başka sayfalara....

şu an ......... çok sevinirim.
işte olmak yerine tamamı öğretmen olan aile efradının hakkını vererek geçirdiği 15 günlük şubat tatilinde onlarla olabilseydim...

şimdi ......... olmak vardı.
uzun bir ahşap iskelenin ucunca, tek bir salaş masada, bir kaç meze ve dalga sesleri eşliğinde, sevdiğim adamla gün batımını yudumlamak vardı...

nerede o eski günler?
tüm kardeşlerimin baba evinde ve her birimizde ayrı hikaye(aşk) olduğu, curcunalı telaşlı kalabalık eski günler, şimdi neredeler...

............. özlüyorum.
bir yaz akşamı iş çıkışı plansız yapılan arkadaş buluşmalarını...

............ çok severim.
yolculukları, erken açan çağla çiçeklerini, yürüyüşleri...

.............. nefret ederim.
uyuşmazlıklardan, gerginlikten, kavgadan...

bugünlerde çok fazla dinledim.
selda bağcan "uğurlar olsun"...

şimdiki ruh halim.
dingin...

insanları en güzel bu mimler anlatıyor bence, kim cevaplamak isterse bu mimi, gönlünden geçiren kimse lütfen yazsın :)

not: illüstirasyon nicoletta ceccoli

22 Ocak 2013 Salı

geçmişe yolculuk

Salı, Ocak 22, 2013 25
geçmişe yolculuklar neden hep insan kendisiyle uzun süre yalnız kalınca başlar? isimler, yüzler, anılar, keşkeler insanın başına üşüşür... her gün biraz daha derinlere, yıllarca kapalı kalmış üzeri tozlu anılara yol aldıkça bir kaç ışık huzmesi unutulmaya yüz tutmuş yerleri aydınlatır. bazen gördüklerimiz bizi gülümsetir, bazen hüzünlendirir...

elif doğduğunda ve ben uzun süre evde konuşamayan beni anlamayan bir bebekle yalnız kaldığımda geçmişi düşünmeye başladım... üniversite arkadaşlarım ilk duraktı, tek tek hepsini düşünüyordum, yaşarken durup düşünecek vaktim olmayan detayları sınıflandırarak, bir nevi arşiv çalışması yapıyordum. sonra daha ileriye lise yıllarıma uzandım, tanrım o çocuk ben olamazdım ve umarım elif benim gibi olmazdı... derslerim fena sayılmazdı ama dershane ve okul, sosyal hayatıma açılan kapının sadece anahtarlarıydı...

eren doğup da bebekli hayatın "alt temizle, emzir, gaz çıkar, uyut"tan oluşan rutini başladığında ise sessiz çocukluğumun ürkek anılarına yani en derinlerine kırdım dümeni; "çocukluk günlerim ve ailem"...

beni en çok yaralayanlar, en savunmasız hissettirenler, en yoğun duyguları yaşatanlar, en büyük kırgınlıklarım, en büyük pişmanlıklarım, pansumanla iyileştirmeye, yara bandıyla kapatmaya çalıştıklarım hep bu günlere aitti... çocuk olmak çabuk kanmak, savunmasız olmak, kaderine razı olmak, çare bulamamaktı... örselenen ruhumu rahatlatmak için bulduğum savunma mekanizmaları, yetişkin hayatımda karakterim olacaktı: sessiz, uyumlu, ılımlı, kalabalıklar içinde kaybolup yitmeye, mümkün olduğunca fark edilmemeye çalışan ben....

geçmişi düşünmek kaçınılmaz olarak, kaderin her birimize çizdiği rollerin şekillenmeye başladığı döneme, çocukluğa götürüyor insanı... beni tekrar çocukluğumla buluşturan, satır aralarında kendimi bulduğum sevgili ayşe' nin kozasına teşekkür ediyorum...

illüstrasyon:amanda cass

11 Ocak 2013 Cuma

yastık adam

Cuma, Ocak 11, 2013 10
Yazan : MARTIN MCDONAGH | Çeviren : YUSUF ERADAM | Yöneten : İLHAM YAZAR
Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir yazar! Yazılan öykülerde kurgu ve gerçek karışıyor. Bu öyküler çocuklarınıza okumak isteyeceğiniz türden olmayabilir. Sanat, zekâ, polis şiddeti, çaresizlik ve masumiyet çatışıyor!
Dengeler üzerine soluksuz izlenecek bir polisiye gerilim.

2 perde 2 saat 15 dakika. 13 yaş altı seyircilerimizin izlemesi tavsiye edilmez.
Not: 
2010-2011 Sanat Kurumu - En İyi Çeviri Ödülü - Yusuf Eradam
2010-2011 Baykal Saran Tiyaro ödülü - En İyi Oyuncu - Tolga Tekin



bu yıl devlet tiyatrolarına mümkün olduğunca sık gitmeye çalışacağım... bir delinin hatıra defterinden sonraki tercihim "yastık adam" oldu. yukarıdaki ön bilgiler ve biraz internet araştırmasıyla hafif tırsarak gittim oyuna çünkü ciddi bir gerilim oyunu olduğu ve hatta insanların dayanamayıp salonu terk ettiği yönünde yazılar vardı. ancak forum sayfalarında okunan yorumlara pek itibar etmemek gerektiğini ya da abartıldığını söyleyebilirim. çünkü 2 sahne dışında irkilmenize sebep olabilecek hiç bir gerilim yok bence...

işlenen bazı çocuk cinayetlerinin, bir öykü yazarının öyküleri ile benzerliği nedeniyle, 2 polis tarafından sorgulanması ana temayı oluşturuyor. sorgulama ilerledikçe oyundaki 4 karakterin {1-sorgulanan öykü yazarı Katuryan (Murat Çidamlı) 2-Katuryan' ın spastik kardeşi Michal (Buğra Koçtepe) 3-iyi polis Tupolski (Mesut Turan) ve 4- Tupolski' nin şiddete meyilli yardımcısı Ariel (Tolga Tekin)} geçmişiyle ilgili çarpıcı ve şiddet içeren gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. sorgulama esnasında Katuryan' ın öyküleri okunuyor sıklıkla ve bu öykülerden biri "yastık adam"... öykülerine ölümüne bağlı olan Katuryan, bu öykülerin kardeşi üzerindeki etkileriyle yıkılıyor...

ben metni çok sevdim, daha fazla anlatmak istiyorum ama gitmek isteyenlerin keyfini kaçırabilir diye kendimi tutuyorum. hikayenin ilerleyişi, aralardaki bağlantılar, kafada hiç bir soru işaretine yer bırakmayan çözümlerle çok net bir polisiyeydi... katuryan ana karakter olsa da oyun, tüm karakterlerin hikayesiydi... oyuncular gerçekten inanılmaz başarılıydı, performansları mükemmeldi. hala gitmediyseniz kaçırmayın derim... 

10 Ocak 2013 Perşembe

bu masaüstü temalarına bayıldım

Perşembe, Ocak 10, 2013 8
bilgisayarımın masaüstü arka planını sık sık değiştirmeyi seviyorum. bunun için özel bir klasör tutuyor, beğendiklerimi kaydediyorum. ama bu kadar güzellerine rastlayacağım hiç aklıma gelmezdi. bir çoğunu indirip, kaydettim. ben mi abarttım bilmiyorum ama bu illüstrasyonlara tek kelime ile bayıldım :)
















bunlar benim seçtiklerim, sitede çok daha fazlasını bulacaksınız. sitenin adresi www.vladstudio.com.tr ve site girişinde sanatçının bu tanıtım notu var :
Vladstudio, Rus dijital sanatçı Vlad Gerasimov tarafından geliştirilen bir projedir. 1998'de web siteleri ve yazılım uygulamaları için kullanıcı arabirimleri tasarlamaya başladım, ancak boş zamanım olduğunda masaüstü duvar kağıtları yaratıyordum. Zaman içinde bu hobim bir iş haline geldi ve bugünlerde tam zamanlı olarak bilgisayarlarınız ve mobil aygıtlarınız için duvar kağıtları tasarlamayla uğraşıyorum. İşimi seviyorum ve çalışmalarım dünyanın her tarafından birçok kişi tarafından sevildiği için de mutluyum!
bence mutlaka göz atın, öyle beğendim ki paylaşmadan edemedim :)

7 Ocak 2013 Pazartesi

kitap okuma şevki

Pazartesi, Ocak 07, 2013 30
uzun zamandır kitap okumaya çalışıyorum, murathan mungan' ın şairin romanı'nı gayet keyifli zevkle ama oldukça uzun sürede bitirebildim... sonra araya bir çırpıda okuyabildiğim empati (adam fawer) girdi. gene daha önce okuduğum yüksek topuklar'ı (murathan mungan) bir kez daha okudum. bu arada aşka veda' yı (can dündar) okudum beğenerek. sonra ayşe kulin' in bora'nın kitabı' nı bir solukta bitirdim. oh dedim yaa araştırma, tarih, edebiyat falan geçtim şöyle dedim akıcı uçucu çıtır çerez okuyacağım ben artık, geçmiş benden felsefe edebiyat... nereden denk geldim best seller listesinden 7.gün' ü (ihsan oktay anar) aldım. yani 7 gün sonuçta su gibi geçer gider diye düşünmüştüm. yok arkadaş gitmedi bitmedi. süründü epeyce elimde, tam kitap okuma şevkimi kaybediyordum ki yeter yahu dedim zorlamayacağım, bırakıyorum. çok nadir yaptığım bir eylemdir okuduğum kitabı yarıda bırakmak.

sonra bir kitap siparişi verdim. içinde mümin sekman' ın kişisel gelişim serisinin ve ne zamandır okumak istediğim george orwell' ın hayvan çiftliği' nin yer aldığı... hayvan çiftliği' ni tek oturumda 3-4 saat gibi bir sürede bitirdim, hatta arada çocuklar beni rahatsız ettikçe onlara da okudum. gayet de beğendiler valla :) iktidar yanılsamasını ve yönünü şaşıran devrimleri anlatan bir politik taşlama... sonra suç bende değil yaptığım yanlış tercihlerde diyerek, hemen o gazla bin muhteşem güneş(khaled hosseini), iskender(elif şafak), hikayem paramparça (emrah serbes), serenad (zülfü livaneli) ve o muhteşem hayatınız (oya baydar)'ı edindim. şu an bin muhteşem güneş' i yarılamış durumda mesut ve bahtiyarım.

e tabi oku oku nereye kadar, bünye bir yerde acıkıyor. yanında elmalı kek ve çay olursa kitap okuma şevki apayrı bir keyif diyerek, tarçın kokularına elmaları da ekleyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum :)

2 Ocak 2013 Çarşamba

merhaba 2013 merhaba silgi tozu

Çarşamba, Ocak 02, 2013 26
annem derdi de önemsemezdim, bu silgi tozu hatırı sayılır kalıntı bırakıyormuş geride...  elif ile 2 sayfa ödev yaptık her taraf silgi tozu oldu. seneye okula başlayınca ödev yaparken yanımıza bir şarjlı süpürge koymamız gerekecek sanırım :)
elif' in günlük aile katılım ödevleri oluyor bir de. mesela odanızın ısısını ölçüp bir kağıda yazın, tükenmez kalem ve kurşun kalemin kullanım yerlerini öğrenin, yatağınızın uzunluğunu ölçün vb. ya bunlar kolay da okula başlayınca proje ödevleri falan oluyormuş, ben milli eğitim bakanından o anaların babaların anasını ağlatan proje ödevleri ile el yazısını kaldırmalarını şiddetle talep ediyorum. ben şimdiden zorlanıyorum, seneye elif, sonraki sene eren okula başlayınca ne yapacağım bilmiyorum.
elif' in son resimleri... hep kuşlar, çiçekler, kalpler, yıldızlar, kelebekler, uğur böcekleri :) iç dünyasının ne kadar eğlenceli olduğunu anlıyorum yaptığı resimlerden.



bu sene herkesin yeni yıl dilek listesi gerçek olsun, merhaba 2013!