20 Şubat 2013 Çarşamba

pms ve passiflora

Çarşamba, Şubat 20, 2013 19
belki hep vardı ama sabrımı zorlayan durumlarla daha az karşılaşıyordum, fark edemedim. hafif bir gerginlik şeklinde atlattığım pms (pre-menstrual sendrom yani regl öncesi gerginlik) dönemleri son yıllarda beni üzecek kadar kendini hissettirmeye başladı. zararı yalnız kendime olsa önemsemezdim ama asabiyetimden tahammülsüzlüğümden nasibini çocuklar da almaya başlayınca çözüm aramaya başladım.
normal günlerde çok rahat idare edebildiğim kriz anlarında; kendimden korkacak kadar tepki gösterdiğim zamanlar oldu... sıradan bir iş gününü sakince tamamlayıp, evde akşamın ilk sorunuyla karşılaştığımda zıvanadan çıktığım, sonradan pişman olmama sebep olabilecek eylemlerde bulunduğum oldu. bu durumun pms' den kaynaklandığını bildiğim halde, elimden bir şey gelmemesi çok üzücüydü... mens öncesi günü bambaşka bir ruh haliyle geçiriyordum, başlar başlamaz ise yine eski sakin, mutlu, sabırlı, melek anneye dönüyordum. bunun bir çaresi olmalı diye düşündüm,  bir ilaç olsa anında etki eden, beni sakinleştiren, sürekli ve düzenli değil de sadece ihtiyaç duyduğum anda kullanabileceğim...
daha önce hiç antidepresan kullanmamıştım ancak bu ajanlara karşı ön yargım yoktu... yaşantımı daha konforlu bir hale getirecekse deneyebilirim diye düşündüm. şu şarkılara konu olan, bitkisel, zararsız passiflorayla başlamaya karar verdim. çocukları kreşten almaya bir saat kala bir tablet almak suretiyle son iki aydır kullanıyorum. ister psikolojik deyin, ister ilacın sayesinde daha mülayim geçti son periyodlarım... hatta bana hayatı televizyondan izliyormuşcasına bir olgunluk, kabulleniş getirdi diyebilirim... hiç bir yan etkisini tecrübe etmedim şimdilik. kullanın demiyorum asla, her bünye farklı ama kulağınızın bir köşesinde bulunsun :)
not:görseller internetten alınmıştır.

15 Şubat 2013 Cuma

6 yaş

Cuma, Şubat 15, 2013 21
kuzenlerle, teyzeler ve halayla, anneanne ve babanneyle yani en sevdiklerimizle harika bir 6 yaş kutlamasıydı... 

ve elif' in doğum gününü şenlendiren kardeşlerim :) dizi kadrosu gibiyiz yorumunu yapan en küçük kardeşime katılıyorum :) yeni sezonda ekranlardayız :)))

kızıma; ne yazsam hafif kalacak anlatmakta seni... büyüyüp de "nasıl bir çocuktum anne" dediğinde söyleyecek ne çok şeyim olacak. nereden başlarım acaba. ilk olarak sen çok iyi kalpli bir çocuksun, bir empati uzmanı, eğlence sihirbazısın. büyümüş de küçülmüş bilmiş bir çocuk değilsin, saf yanın temiz yanın öyle güzel ki... çocuk kelimesinin hakkını sonuna kadar veriyorsun. fiziksel cüssen yaşıtlarından ileri olsa da içindeki yürek hareketli, tehlikelere açık ve gözü kara... çok cesur bir çocuksun, ruhundaki otorite tanımaz ve özgür tınıyı şimdiden çok rahat duyabiliyorum. farklısın biliyorum. pembe prensesim, 6 yaş ile kanatlanıp hep güzelliklere yol almanı hep iyilerle karşılaşmanı diliyorum... 


7 Şubat 2013 Perşembe

bizim çocuklar

Perşembe, Şubat 07, 2013 26
yeni kelimeler türetmeye açıktırlar;  eren: anne sen de az mınzır değilsin... (munzur ve hınzırın karışımı)

söyleneni şıp diye anlarlar; eren: anne bana faydalı şekerden verir misin? anne: onun adı pastil oğlum. eren: anne bana postil verir misin?

uykudan önce tekrarlayan sağlık sorunları yaşayabilirler; elif: annee biraz yanımda durur musun, karnım ağrıyo da...(verilen bir kaç doz sevgi sonrası) anne: geçti mi? elif: evet ama birazdan tekrar ağrıyabilir...

oyun oynamayı severler; eren: anne sen "dana" oynamayı biliyo musun? anne: dana mı, nasıl bi oyun dana, hiç duymadım. elif: ya işte baya bir oyun, hani satranç gibi oynanıyo... anne: ha damaa :)))

duygusaldırlar; (kuzeninin elif' e hediye ettiği lazer ışık kalemi için) anne: elif' cim artık bununla oynarken pelin ablanı hatırlarsın... elif: evet ama o zaman da çok üzülürüm, çünkü onu ne kadar özlediğimi hatırlarım...

arabada plakalar ile oyalanmayı bilirler; eren:44 palatya demi? baba:evet, peki malatya' nın neyi meşhurdu? eren: sucuğu! elif: hayır eren sucuğu meşhur olan ay-fon!

içlerinde vatan sevgisi vardır; (anıtkabir gezisi sırasında) elif: eren hayır senin askere gitmeni istemiyorum, sen benim kardeşimsin, sana bir şey olursa çok üzülürüm. eren: bana bir şey olmaz, ben çukur kazıp içine saklanıp öyle ateş edeceğim, düşmanları yenince de geri geleceğim...

4 Şubat 2013 Pazartesi

33 varyasyon

Pazartesi, Şubat 04, 2013 10
Yazan : MOISÉS KAUFMAN | Çeviren : EKİN TUNÇAY TURAN | Yöneten : İSKENDER ALTIN 


Büyük bir sanatçı, fırtınalı yaşamıyla resimlere, filmlere konu olmuş büyük bir müzisyen: Ludwig van Beethoven. Ve Beethoven’ın dillere destan bir eseriyle, 33 Varyasyon’la ilgilen bir müzikolog, bir akademisyen: Dr. Katherine Brandt. Katherine’i New York’tan kalkıp Beethoven’ın doğduğu yere, Bonn’a getiren ne olabilir? 

2 perde | 2 saat 25 dakika











bu oyun benim için çok özeldi, çünkü üç 
ablamla birlikte izledik. şubat tatili sebebiyle tüm kardeşler ankara' da anne ve babamızın bulunduğu şehirdeydi. ben de bir tiyatro organizasyonu yaptım. anı biriktirmede böyle farklı tecrübelerin nasıl önemli olduğunu iyi biliyorum. 

oyun; beethoven' ın (erdal küçükkömürcü), bir müzik yayıncısı olan anton diabelli' nin yazdığı kısa ve sıradan bir vals için baştan reddedip neden daha sonra 33 muhteşem varyasyon yazdığını araştıran bir müzikoloğu (ipek çeken) anlatıyor. kızıyla iyi iletişim içerisinde olamamış bir anne olan katherine (ipek çeken) aynı zamanda als hastası (giderek ilerleyen bir motor nöron hastalığı). ve beethoven' ı anlamak için hastalığına aldırmayıp, bonn' a beethoven' ın el yazması orjinal çalışmalarının bulunduğu bir kütüphaneye gidiyor.


bu oyunu ilginç kılan şeylerden biri eş zamanlı ilerleyişi. yani eserin yazıldığı 1800' lü yıllar ile katherine' nin günümüzde geçen araştırmaları paralel işleniyor. bunun için iki katlı bir sahne (alt kat günümüz, üst kat geçmiş için tasarlanmış) ve plakalardan oluşan-sürgülü şekilde açılıp kapanan bölmeler kullanılmış. gelecek ve geçmiş arasındaki diyaloglar ve zaman örgüsü çok güzel harmanlanmış. ikinci ilginç tarafı dekor seçimi, oyunda çoğunlukla dekor yerine digital görüntüler var. mesela beethoven ormanda yürüyüş yaparken sadece sahneye yansıtılmış ağaç görüntüleri görüyoruz. bu durum pratiklik açısından iyi olsa da tiyatroda alışık olmadığımız bir soğukluk yaratmış bence...  ve müzik, sadece tiyatroya değil canlı piyano performansı ile klasik müziğe de doyuruyor insanı... 

oyunda verilen bazı mesajlar var aklımda kalan. biri katherine' e yardımcı olan kütüphane görevlisinin "belli ki kızın senin için sıradan bir valsten öteye geçememiş" demesi. diğeri ise müzikologun araştırmanın sonucunda ulaştığı nokta, beethoven' ın tüm bunları  "bir kum tanesinden yıldızlar kadar çok güzel şey yaratılabileceği" ni ispatlamak için yapmış olması.... 

velhasıl, ipek çeken ve erdal küçükkömürcü muhteşem birer performans sergilediler. 2,5 saat su gibi akıp geçti, inanılmaz keyif aldım. tiyatroya devam devam devam diyorum :)