30 Aralık 2013 Pazartesi

2013 e fotoğraflarla bir bakış

Pazartesi, Aralık 30, 2013 14
bu sene elif 6 yaşını, eren 5 yaşını bitirdi.
 aqua vega akvaryumu gezdiler, çok beğendiler.
 2013 şubat tatilinde anıtkabiri ziyaret ettiler.
eren ile baş başa bir eğitime katıldık. tecrübelerimiz tekrarını olanaksız kıldı :) 
 eren 23 nisanda halk oyunları gösterisinde yer aldı.
eskişehir gezisi yaptık.
 elif kreşten mezun oldu, eren ise ana sınıfına başladı.
elif ev işlerinde bana yardım etti, fotoğrafta fellah köftesi yaparken :)
 ailemizin son bekarı kız kardeşimi haziran ayında evlendirdik. 
 yaz tatilini kuzenleriyle altınolukta geçirdiler.
 eren' in latin erkeklerini andıran bu fotoğrafını çok seviyorum. 
veee elif 1.sınıfa başladı...
 kurban bayramı tatilinde antalya' da teyzelerleydik.
elif okuma-yazma öğrendi. facebookta gönderilere yorum yapmaya, (çok uzun olmamak kaydıyla:) benimle yazışmaya başladı.
2013 yılı bizim için güzel geçti... keşke dediklerim iyikilerden azdı... önceki yıllarda hapsolduğum annelik kimliğini biraz aralayarak tekrar kendimi birey olarak hissetmeye başladım. şehir dışı eğitimlere (henüz) tek başıma katılamasam da çocukları babalarıyla eve yollayıp, arkadaşlarımla vakit geçirebildiğim günlerim oldu. elif' in okula başlamasıyla yüksek tempolu bir hayata geçsek de şimdilerde bir düzene oturduk. 2014 de artık birer yaş daha büyümüş iki çocuğun annesi olarak hayatımın daha renkli ve özgür olmasını umut ediyorum. tabi ki her şeyden önce yeni yıldan sevdiklerim için sağlık sağlık sağlık diliyorum... nice mutlu senelere!


23 Aralık 2013 Pazartesi

tuz buz deneyi

Pazartesi, Aralık 23, 2013 9
bu deneyi uzun süre tv de favori programımız olarak kalmaya devam edecek gibi görünen "arka bahçede bilim" de gördük. her mutfakta olabilecek malzemelerle yapıldığı için herkesin kolayca uygulayabileceği bir deney... işte gerekenler : tuz, buz, su, iplik.
buzları bardaklara koyuyoruz,
ipi buzun üzerine koyup, bolca tuz ekliyoruz ve bir-iki dakika bekliyoruz. tuz kısa bir süreliğine buzu eritiyor, sonra hızla tekrar donarken ip içine hapsoluyor.

ipi yavaşça kaldırırken buz da iple birlikte havaya kalkıyor... bir kaç başarısız denemeden sonra başarabildik. ipi kaldırmak için aceleci davranmamak gerekiyor.

gayet eğlenceli basit bir deney, tavsiye ederiz :)

10 Aralık 2013 Salı

beyaz

Salı, Aralık 10, 2013 19
olmaz zannetmiştim, bana özel genetik bir şans, bir sırdı belki... dillendirmemiştim de çok fazla, ne olur ne olmaz, belki nazar falan değer diyerek... benden çok küçüklerde yavaş yavaş çoğalırken, sessizce, mutlulukla ve merakla beklemiştim... ne hissederim ilk fark ettiğimde ne düşünürüm hiç hesaplamadan, ihtimal haricinde tutarak ve zihnimin derinliklerine iterek beklemiştim... ama oldu! ben unutmuş olsam da yıllar beni ıskalamamış... saçımın iki telini beyaza boyarken zaman, aynalarda yer tespiti yapıyorum şu an... 36 yaşımı bitirmeme günler kala, ankara sonbahar sarışınlığından kış beyazına bürünürken, saçlarıma düşen ilk iki kar tanesini fark ediyorum şaşkınlıkla...

ne gelirse yaşanmışlığa dair kabulümdür, payıma düşen neyse yaşamdan tebessümle kabul edip, olgun yaşlarıma doğru adımlayacağım hayatı... (ver gazı ver coşkuyu) hoş geldin beyaz saçlarım hoş geldin :) 

25 Kasım 2013 Pazartesi

geniş zamanlar

Pazartesi, Kasım 25, 2013 12
bulunduğu yaşı olgunlukla, huzur ve mutlulukla karşılayanları çok seviyorum. insan her zaman olduğu yaşta hissedemiyor ama bunu ortalığa bangır bangır bağıran bir tarzda olmak da itici olabiliyor. giysilerden çok davranışlar bunu hissettiren... orta yaş üzeri birinin genç gibi giyinmesi sempatik olabilir ama öyle davranması asıl tuhaf gelen...

çocuklar büyüyüp, kendimize ayırdığımız zamanlar çoğaldıkça bir de telaş başladı bende... daha çok yaşamalıyım, daha çok gezip, daha çok eğlenmeliyim, yeni çıkan filmlere gitmeli, spor yapmalı, yenilenmeliyim... evet çocuklar büyüyor ama bizler de öyle, zaman gayet adil herkese karşı... oysa ne var bizler için biraz daha yavaş ilerlese, çocukların tüm gelişimlerini sindire sindire yaşarken, şu 30-40 yaş arası biraz daha rölantide geçse...

hayat rutini ve gündelik telaşlar zamanın geçme hızını ikiye katlıyor...  oysaki molalara ihtiyacım var benim. çocuksuz, sakin, işsiz ve zorunluluk hissetmediğim geniş zamanlara... şöyle bir akşamüstü sakince eve varabilmek, giysilerimi bile çıkarmadan aylakça bir şeyler atıştırıp, amaçsızca gezinmek istiyorum evin içinde...
ne ironi ki ileri yaşlarda bu huzura eriştiğim zaman biliyorum ki hayat döngüsünden nasibimi alacağım. bu kez işe, kreşe koşturan çocuklarımın bizlere ayıracak zamanı olmayacak... onlar gündelik telaşlar peşinde koşarken zaman onları öğütecek ama beni her saniyesiyle sarıp sarmalayacak, saatler günler uzayacak... belki bayrama ya da çocukların izin zamanlarına kuracağım saatimi, onların başka planları olmamasını umut ederek...

modern huzur evleri istiyorum... otel hizmeti satın alabildiğim, evimi anımsatan bir odayı eşimle paylaşabildiğim, beni içine hapsetmeyen, yaşamdan koparmayan, zavallı hissettirmeyen, bahçesinde yürüyüşler yapıp, benim gibi pinpon arkadaşlarımla okey oynayıp, dizi izleyebileceğim... sanırım gelişen ülkelerin gelecekte en çok buna ihtiyacı olacak. çünkü binlerce okumuş, eğitimli insan adım adım emekliliğe yaklaşırken, modern yaşam çekirdek aileleri bile birbirinden uzaklaştırıyor...

görsel:paulo flop

18 Kasım 2013 Pazartesi

beslenme çantası

Pazartesi, Kasım 18, 2013 16
kızımın birinci sınıfa başlamasıyla, beslenme çantası hayatımıza girdi... ilk zamanlar o kadar tecrübesiz hissediyorsunuz ki; ne koyacağım, ne kadar koyacağım, nereye koyacağım soruları sıralanıyor peşi sıra... veli toplantısında elimize bir liste verdiler de biraz rahatladık...

suluk seçimi: piyasada bulunan plastik suluklar koku yaptığı için tercih edilmiyor. onun yerine çelik suluklar var, ancak onlar da biraz ağır... biz tupperdan şişe aldık. hem fiyatı normal, hem hafif hem sağlıklı diye düşünerek. şu ana kadar da gayet memnunuz...

beslenme çantası : öyle cicili bicili çizgi film karakterli çantalar var ki :) kapalı kutu şeklinde olanlar, çanta şeklinde olanlar... okulun karşısındaki kırtasiyeden 15 tl ye, içi termal korumalı, fermuarlı, çanta şeklinde bir tane aldık. iyi ki çok küçük almamışız çünkü ancak yetiyor koyduklarıma...

beslenme kabı: marketlerde kalite kalite plastik kaplar var. bazıları gerçekten çok kötü kokuyor. bazıları da kullanışsız, açıp kapaması zor ya da kolayca devrilip dökülebiliyor. yine tupperdan sandviçler için istiridye set, çerezler- kahvaltılıklar için şeker üçüzler... biraz da fazladan aldım ki seneye eren de okula başlayınca yetsin bize hepsi...

beslenme örtüsü:  sıranın üzerine sermek için gerekiyor, ben evde bulunan ince mutfak havlularından kullanıyorum şu an. ama netten araştırınca becerikli annelerin ne kadar güzel, isim aplikeli kullanışlı örtüler yapmış olduğunu görüp çok özendim :) bu iş için araştırma yapayım diyorum, bir elif' e bir eren' e yapabilsem keşke diye aklımdan geçiriyorum....
beslenme hazırlama: bu aşamada verilen listeye sadık kalıyoruz. sınıf olarak perşembe gününü simit, cuma gününü tost günü olarak kararlaştırdık. okul kantiniyle anlaşıp beslenme saatinde sınıflara getirilmesini sağladık, bu şekilde biraz daha rahat oldu bizim için... pazartesileri elif' in özel isteği doğrultusunda börek yapıyorum. küçük meyve suları ve sütleri sıkça kullanıyoruz.

çocuklar sağlıkla beslenip, mutlulukla büyüsünler ve tüm bunlar olurken anneler daha az yorulsun, daha rahat olsun diyerek yazımı bitiriyorum :)

31 Ekim 2013 Perşembe

benim dünyam

Perşembe, Ekim 31, 2013 8
doğuştan görmeyen ve duymayan bir çocuğa nasıl eğitim verilir, hiç düşünmemiştim. ona nasıl ulaşılır, nasıl iletişim kurulur, karanlık ve sessiz dünyasına ışık nereden sokulur. sadece dokunarak yaşamını anlamlandırmaya çalışırken nasıl klavuzluk edilir ona... 8 yaşında en basit görgü kurallarından bihaberken, yalnızlığı asabiyete dönüşmeye başlamışken, tam da akıl hastanesine yatırılması planlanırken, "hoca"(uğur yücel) giriyor yaşamına "ela"(beren saat) nın...


duygusal bir başarı öyküsü, tam da mutlu mu emin olamadığımız bir sonla kalıyor hafızanızda sinemadan ayrılırken... beren saat bu rol için çok çalışmış olmalı, bakışları, yürüyüşü ve oyunculuğuyla başarılıydı. uğur yücel, ayça bingöl(ela'nın annesi), melis mutluç(ela' nın çocukluğu) ayrı ayrı izlenmeye değerdi...

hint yapımı "black" isimli filmin uyarlaması olduğu için bir çok eleştiriye maruz kalsa da konusu ve oyuncuları beni oldukça etkiledi... 

vee heyecanla yarın gösterime girecek olan behzat ç. ankara yanıyor filmini bekliyorum şimdi:)

23 Ekim 2013 Çarşamba

birinci sınıf

Çarşamba, Ekim 23, 2013 11
3 sene öncesini hatırlıyorum, ilk kreşli olduğumuz zamanları. akşamları eve gidip iki küçük çocukla ilgilendiğimiz, onları yedirmeye, giydirmeye, uyutmaya çalıştığımız, çoğunlukla onlarla birlikte uyuyakaldığımız, kendi başlarına oynayamadıkları, sık sık hastalandıkları, gece uykularımızın paramparça olduğu; ek olarak ev işleri yemek, çamaşır, temizlik ile ilgilendiğimiz, akşamların yetmediği günleri... aynı trafiği sabahları tersine yaşardık, evden ağlama ya da arıza olmadan çıkmışsak şükreder, çocukları salimen kreşe teslim ettiğimizde derin bir oh çekerdik... hafta sonu yaklaştıkça strese girer, pazartesileri iple çekerdik...

bana bunları hatırlatan okul döneminin başlamasıyla yaşadığımız yoğunluk... akşamları eve bir saat daha geç dönüyoruz ve sadece yemek, oyun, uyku değil; ödevler, beslenme çantası, okul hazırlığı da girdi hayatımıza... eve girer girmez jet hızıyla üzerimi değiştirip mutfağa koşuyorum, ön hazırlıkları olsa da yemek faslının bitmesi 8' i buluyor. hemen elif' in çantasına hızlı bir bakış ile o gün yaptıklarına, ödevlerine, eksik gedik eşyalarına göz gezdiriyorum. sonra ödev yapma süreci başlıyor. artık gündüz uykuları hayatımızdan çıktığı için elif' in gözleri saat 8 gibi mahmurlaşmaya başlıyor. ayrıca elif ödev yaparken eren' i sessizce oyalamak gerekiyor. sonrasında uyku öncesi rutinleri ve çocuklar uyuduktan sonra hala yapılmayı bekleyen işler... 

çocuğu okula başlayıp da vakti yetmeyenleri yeni anlıyorum. aslında beni uyarmışlardı birinci sınıf çok zor diye... "bunlar iyi günleriniz büyüdükçe işler zorlaşacak" diyen felaket tellallarından sanıp, kulak asmamıştım. oysa ki kreş döneminin güvenli, rahat günlerini arıyorum şu sıralar. ödev yaparken terleyen, yorulan parmaklar, kaybolan kalemler silgiler, düşen çeneler, bir harf yazıp mola isteyen küçük bir surat eşliğinde her akşam evimizde. bir de her gün beslenme çantası hazırlamak, suluk yıkayıp tekrar doldurmak şimdiden düşünmek istemesem de aklıma geliyor seneye eren' in de okula başlamasıyla
birlikte ikiye katlanacak olan işler. zor olan bir düzen tutturabilmek galiba. buna da alışacağız, bu günler de geçecek ve biz de biraz daha rahatlayacağız inşallah.... 


21 Ekim 2013 Pazartesi

bayramda antalya

Pazartesi, Ekim 21, 2013 10
ekim ayı falan dinlemedik, yüzdük...
 bir dinozorlu kaydırak bulduk, kaydık...
 at çiftliğine gidip, at bindik...
 
 berlin' de yaşayan 1 numaralı kuzenimizle hasret giderdik...
 yağmur sebebiyle akmasa da düden şelalesine gittik...

çekirdek aile pozu. çocuklar foto çekilirken illa ki bir muziplik yapıyor :)
piknik yaptık, okey oynadık, çocukları yatırdıktan sonra her gün bir film izleyip sinema keyfi yaptık, elif' e ödevlerini yaptırmaya çalıştık, eşimle bir gece firar edip fasıla gittik, eğlendik derkeen 9 gün su gibi akıp geçti...
bu sabah ise malesef gerçek hayata döndük, erkenden kalkıp, kreşe, okula, işlerimize dağıldık... 
umarım herkesin bayram tatili sevdikleriyle neşe içerisinde geçmiştir :)
DEVAMINI OKU

11 Ekim 2013 Cuma

eren' den inciler

Cuma, Ekim 11, 2013 6
bilmiş bir çocukla yaşamak çok komik, bazen öyle şeyler söylüyor ki unutmayım diye not alıyorum:)
eren kuzeniyle oynamaya devam etmek istemekte ancak halası duru' yu eve götürmeye çalışmaktadır. 
eren : biz oyun oynuycaz hala lütfen mesele çıkayma!

elif bir kardeşi daha olsun diye annesini ikna etmeye çalışmaktadır.
eren : her zaman istediklerin olmaz elif, işte hayat böyle bişey!
eren bana karşı sempati duymakta ve sevgisini göstermeye çalışmaktadır. o sırada mutfakta gözüne çarpan bir çıkartmayı gösterir: "anne bak bunu ben sana daha önce hediye etmemiştim, şimdi hediye ediyorum :)"

eren :-anne 20 yaşına gelince canpolat' la patagonya' ya gidebilir miyim?
-napıcaksınız orda?
-dinozorların yumurtlama alanını inceleyeceğiz de... 

anne: eren' cim şu oyuncaklarını toplar mısın?
eren: tabi canım tabi, başka emyin vaymıydı....

elif okul çıkışı üzgün görünmektedir.
eren: niye suratını astın kıss, yine noydu?

şimdiden herkese mutlu bayramlar diliyoruz:)

24 Eylül 2013 Salı

ben yaşlandığımda

Salı, Eylül 24, 2013 16
-sabah çok erken değil, güneşin ışık oyunlarıyla uyanan,
-güne taze ekmek ve gazete alınan kısa bir yürüyüşle başlayan,
-türk filmlerini aratmayan bir mahallede, eş dost ile ayaküstü dertleşen,


-cam önündeki sardunyalarıyla konuşan,
-hafif müzikler dinleyerek, bir şeyler okuyarak ruhunu besleyen,
-bayram planını çocuklardan önce yapan ve bol bol gezen,

-sağlıklı menülerle beslenip, düşük eforlu spor yapan,
-mutlaka ama mutlaka televizyon izlerken örgü ören,
-istemeyenlere nasihat vermeyen, tecrübelerini aktarmak için yanıp tutuşmayan,
-arada sırada dostları ile eğlenceli akşam yemekleri yiyen,
-eşiyle dışarıda el ele gezen,
-özel günlerde çocukları ve torunlarına güzel sofralar hazırlayan,
-çocuklarına ihtiyaçları olduğunda, gerektiği kadar ilgi verebilen,
-ve hala bu blogu güncelleyen,
                                              bir emekli olmak istiyorum...


17 Eylül 2013 Salı

5 yaş

Salı, Eylül 17, 2013 25
5 yıl önce doğumunla tam bir aile olduk, tamamladık...
can sıkıcı gaz sancıların geçince biraz sakinleştik, durulduk...
2 yaş buhranları ve diş çıkarma sıkıntısından sonra biraz rahatladık, uyuduk...
kreşe hemen alıştığında sevindik gurur duyduk...
3,4 derken 5. yaşın geldi inanamadık, şaşırdık...
sen eşyalarını koruyan, malı kıymetli denilen, parkta bahçede saçılan oyuncaklarımızı toplayıp yanımıza getiren bir çocuksun. odanda oyuncaklarınla oynadıktan sonra da odanı topluyorsun. ablana çok bağlısın, hep onunla olmak, oynamak istiyorsun... aranızdaki ufak sürtüşmeler genellikle senin hafif şiddette kıskançlık duygularından kaynaklanıyor. ortamın nabzını tutan yersiz zamansız talepleri olmayan bir çocuksun. çoğu isteğini ima ile dolaylı olarak anlatıyorsun. bazı şeyleri kendine dert edip sonra aklına geldiğinde bize söylüyorsun, bazen neden üzüldüğünü anlayamıyorum. içlisin, duygusalsın... dinozorlara, belgesellere ve tüm hayvanlara bayılıyorsun. ne kadar minyon olsan da çok çeviksin, çok hızlı koşuyorsun, esneksin, güçlüsün ve oldukça dengelisin. spora uygun bir yapın olduğunu düşünüyorum. 5 yaşında 110 cm 19 kilosun. arkadaşlarına hava atmayı seviyorsun. hala yarım konuşuyor bazı harfleri söyleyemiyorsun ama bilmişsin, büyümüşte küçülmüş gibisin.

küçük adamım iyi ki doğmuş iyi ki ailemize katılmışsın. 5. yaşın kutlu olsun, seni çok seviyoruz :)

8 Eylül 2013 Pazar

okullar açılırken

Pazar, Eylül 08, 2013 20
ilkokul seçimi gerçekten kafa karıştıran, uyku kaçıran bir süreç... özel okul alternatifini bir kenara bırakınca devlet okulları arasında iki seçenek kalıyor. yarım gün okullar ve tüm gün olanlar.

*tüm gün olanlar sabah 9 dan 2 buçuğa kadar sürüyor, genellikle bu tarz okullara 2 saatlik bir etüt programı koyarak 4 buçuğa kadar uzatıyorlar. öğle aralarında bir saatlik yemek zamanı var ve öğlen yemeği sorununu yemek şirketi ile anlaşarak çözüyorlar. çalışan ailelerin öncelikli tercihi bu okullar, dolayısıyla sınıf mevcutları epey yüksek. ancak 8 buçuk-5 buçuk çalışan aileler için çocuğu okula bırakıp alma işi sorun yaratıyor. bu alternatifi ilk değerlendirdiğimde çocukların okulda geçirdiği süre çok uzun geldi. öğlen yemeklerinde her ne kadar yemekleri önlerine gelse de tek bir öğretmenin o kadar çocukla yakından ilgilenemeyeği ortada. çocuklar bir saat gibi uzun bir süre tamamen kendi hallerinde okul içinde kalıyorlar. iki saatlik etüt yine sınıf öğretmenleri tarafından veriliyor ve ne kadar verimli geçeceği meçhul.

*yarım gün olanlar yani ikili öğretim yapanlar ise 1.sınıfları çoğunlukla öğlenci yapıyorlar. çocuk 1 gibi okula gidiyor, 6 gibi okul bitiyor. eğitimin öğleden sonra olması bir dezavantaj. arada 20 dakikalık beslenme tenefüsü var. bu alternatifi değerlendirdiğimde ise kalan yarım gün çocuğun nerede kalacağı sorunu gündeme geliyor. bakıcı mı özel etüt merkezi mi... bir de okulun eve mi işe mi yakın olması gerektiğinin düşünülmesi gerekiyor. evde çocuk ile ilgilenebilecek biri yoksa okulun eve yakın olmasının da bir avantajı yok. 

biz ne yaptık?
biz benim iş yerime yakın yarım zamanlı bir ilkokul ve gene iş yerime yakın bir özel etüt merkezinde karar kıldık. elif sabah etüde gidecek, orada kahvaltısını yapacak, 2 ders saati kadar bir zamanda ödevlerini yapacak, öğle yemeğini yiyecek ve etüt tarafından servis ile okula götürülerek öğretmenine teslim edilecek. ben öğlen tatillerinde çok rahat bir şekilde ders başlamadan elif' i ve öğretmenini görme şansı yakalayacağım. kısa sürede erişebileceğim bir yerde olması beni en çok rahatlatan düşünce... akşam ise okuldan kendimiz alacağız... 

maliyet analizi yaptığımızda da bu iki alternatifin birbirinden bir farkı yok. yani tam zamanlı okullarda etüt ve yemek hizmeti bedeli ile özel etüt merkezinin maliyeti hemen hemen aynı.

adres dışı kaydı nasıl yaptırdık?
meb 15 ağustos'ta ilköğretim kurumlarında kayıt ve nakiller konulu bir yönetmelik yayınladı. anne babaların çalıştıkları yere yakın okula kaydının yapılabileceği maddesi gerekçesiyle naklimiz sorunsuz olarak gerçekleşti. 

geçen sene bu vakitlerde 66 aylık çocukların ilkokul 1' e gitmeleri konuşulurken çok büyük kararsızlıklar yaşamıştık. elif 67 aylıktı, gitse belki başarabilirdi. gidip de başaranlar oldu, keşke göndermeseydim diyenler oldu. biz rapor alanlardandık. sanırım rapor alanlardan hiç pişman olan olmadı. hele ki okula mecburi başlama sınırı bu sene 66 dan 70 aya çekilince verdiğimiz kararın doğruluğundan bir kez daha emin olduk.

herkes çocuğu için kendi şartları içerisinde en doğru kararı vermeye çalışıyor, umarım verdiğimiz kararlar yüzümüzü ağartır ve tüm çocuklar için başarılı bir öğretim yılı olur :)

2 Eylül 2013 Pazartesi

tatilden kalanlar

Pazartesi, Eylül 02, 2013 13
#ıslak saçlarımızı güneş ve rüzgarda kuruttuk.
#cüzdanlarımızı bir kenara bırakıp, küçük çantalarımıza sadece para koyduk.
#balkonumuzdan sarı pembe beyaz akşam sefalarının nasıl gündüz kapanıp, akşam açıldıklarını izledik.
#evimizin kapısını yalnızca gece uyurken kapattık.
#arabaya binmeden günler geçirdik.
#en lezzetli domatesleri, salatalıkları, üzümleri, incirleri, şeftalileri yedik.
#ayakkabıları çorapları bir kenara koyup terliklerle dolaştık.
#evden izin almadan çıkıp site içinde özgürlüğün tadına vardık.
#bakkaldan yalnız başımıza alışveriş yaptık.
#bol bol havuzda denizde yüzdük, bisiklet sürdük.
#botla denize açıldık, kürek çektik, balık tutmaya çalıştık.
#kaz dağlarının eteklerindeki derelerde kazları ördekleri kovaladık.
#yeni yavrulamış anne kedilere süt verdik, köpekleri besledik, hayvanlarla haşır neşir olduk.
#gündüzleri öyle yorulduk ki akşamları erken yatıp anne-babamıza uzun yaz akşamları keyfi yaşattık.
#makyaj yapmadık, nasıl göründüğümüzü takmadık, süslenmedik.
#kuzenlerimizle teyzelerimizle anneanne ve dedemizle olmanın zevkini çıkardık.
#mangal yaptık, okey oynadık, çekirdek çitledik, bira içtik, türk tipi tatilin dibine vurduk :)
#tatilimiz bitsin hiç istemedik, yolculuk vakti gelince ankara' ya dönmemek için çok ağladık.
22 gün süren bu yaz tatilinde ilk kez sorunsuz uzun gündüz yolculuğu yaptık. çocuklar büyüdüğü için son 6 yılın en iyi tatiliydi. 
geri döndüğümüzde bizi ankara' nın serin iklimi ve eylül disiplini karşıladı. elif' in kaydını istediğimiz okula yaptırabildik. haftaya bizi alıştırma haftasının heyecanı bekliyor. 

DEVAMINI OKU