8 Kasım 2012 Perşembe

bir delinin hatıra defteri

erdal beşikçioğlu' na hayranlığımdan dolayı gitmeden önce ciddi olarak heyecan yaptığım bir gösteri oldu. aklımda hep nedense elvin beşikçioğlu' nun doğmak üzere olan bebeği vardı. öyle bir durumda oyuna çıkamayacağını düşünüyordum. sahneye girdiğimizde bu kare ile karşılaşılaştık. 

izleyicilerin yerleşmesi 10 dk kadar sürdü. bu süre zarfında vinçten sarkan bacağın beşikçioğlu' na ait olma olasılığı aklıma gelse de pek ihtimal vermemiştim, meğer ona aitmiş. 1 saat 15 dk boyunca sürekli konuştu. hem sözel hem fiziksel performansı çok etkileyiciydi. 


oyunu izlerken erdal beşikçioğlu' nu da behzat ç.' yi de unuttum. popriçin ile meslektaş olduğum ve benim başımda da şube müdürü, genel müdür vs olduğu için kendimi karaktere gayet yakın hissettim. "kim demiş ki 7 nin 1 i memurum diye, kim karar veriyor bu statülere" diye başlayan düşünceleri sonunda ispanya kralı olduğuna inanmasıyla devam ediyor. eser zaten delirmenin sistematiğini anlatıyor bana göre.        

Oyunla ilgili : 'Rus ve dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Nikolay Vasilyeviç Gogol’un kaleme aldığı kısa öykü, Çar I. Nikolay devrinde yaşamış küçük bir devlet memuru olan Aksenti İvanoviç Popriçin’in ruhsal gelgitlerle başlayan ve akıl hastanesine kapatılmasıyla sonuçlanan yaşamını konu alır. Sıradan bir memur olan Popriçin’in hayatı, şube müdürünün kızına aşık olmasıyla değişir. Günlerini Sofi’yi takip ederek geçirmeye başlayan Popriçin’in tek istediği genç kızın, kendi varlığından haberdar olmasıdır. Ancak, aralarındaki sınıf farkı Popriçin’i umutsuz bir aşka mahkûm ederek ruhsal bozukluğunun derinleşmesine neden olur. 1840’ların Petersburg’unu esir alan bürokrasinin sert bir eleştirisinin de yapıldığı öykü, kimi eleştirmenlerce Gogol’un sıradan bir memurun gözünden Çarlık Rusya’sının çarpık düzenini resmettiği bir alegori olarak kabul edilirken, kimilerine göre ise öykü, şizofreninin edebiyattaki bilinen ilk yansımasından ibarettir. '

Seyircileri, sahnenin ortasına yerleştirilmiş, sisler içinde bir iş asansörü karşılıyor; kendi etrafında üç yüz altmış derece dönebilen ve tiyatronun tavanına kadar yükselebilen bir iş asansörü bu. Popriçin (Erdal Beşikçioğlu) ışıktan bir kafesin içindeki asansörün üzerinde hareketsiz yatıyor. Aynı renkten altlı üstlü, kışlık iç giysileri var üzerinde, eli yüzü yara bere içinde, bileklerinde intihar denemelerinin acı izlerini taşıyor. Zorlanarak konuşuyor ilkin. Ayağa güçlükle kalkarak bakanlıktaki görevinden, diğer memurluklarda dönen dalaverelerden söz ediyor. “Onlarca kabloyla bağlandığınız hayatta her gün aynı hat üzerinde gidip gelen sizler, benden çok mu farklısınız?” diye sorar gibi bakıyor gözlerimizin içine. Sonrası malum. Özgürce konuşuyor Popriçin, ortodoks düşüncenin paradigmalarına Don Kişotvari bir yıkıcılıkla saldırarak. Onu bağlayan, hareketlerini, söylemini denetim altında tutan kurallar yok. Sonuçsuz bir serzeniş onunkisi, dinleyenlerin, içlerindeki hayal kırıklıklarıyla eşlik ettikleri bir yenilgi türküsü. '

sonunda oyun oldukça duygusallaşıyor, çaresizliği ve acıyı tüm şiddetiyle hissediyorsunuz ve popçirin' in vinçten parmaklıklara tırmanıp, sahnenin üzerinde dolaşarak, bir kapıyı tekmeleyip sahneyi terketmesiyle son buluyor. oyuna gitmek isteyenlere; bu sene sadece cüneyt gökçer sahnesinde gösterilecekmiş. biletler numarasız olduğu için salona girince herkes bir bocalama yaşıyor. biz bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine çiftler tarafından girip ilk gördüğümüz sandalyelere oturduk ve oyunun %70 ini çok rahat izledik. bilet bulamayanlara azimle aramaya devam etmelerini öneriyorum.   

16 yorum:

  1. Bir an blogları karıştırdığımı sandım. Sonra eski bir post okuduğumu sandım. Çünkü başka bir blogger bu oyunu aylar önce paylaşmıştı. Ve o da çok etkilenmişti senin gibi.
    Ne mutlu size. Bizim burada tiyatro kültürü pek yok maalesef :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evett aynı cümlelerle ben de anlatmıştım:)

      Sil
    2. evet nilhancım ebru anlatmıştı. o zaman ben de çok etkilenmiştim taa o zamandır beri bilet bulmaya çalışıyorum düşün :)))

      http://nehirida.blogspot.com/2011/04/bir-delinin-hatra-defteri.html
      o da burada :)

      Sil
  2. Çok istedim izlemek, oyunu çok iyi biliyorum tiyatrodayken birkaç tiradını atmıştım. Erdal'ı sahnede izlemeyi de çok isterdim, keşke Ankara'da olsam, turnesi var mı biliyor musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nazlıhan turnelerinin olduğunu sanıyorum ama net bilmiyorum :)

      Sil
  3. Bu arada çok güzel anlatmışsınız, izlemek kadar özetleyip detaylarla anlatabilmek de önemli!:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim, alıntı kısmını (italik ve küçük puntolu) benim yazdığımı düşünmediniz umarım :)

      Sil
  4. NE GÜZEL BİR OYUNMUŞ AMA İSTANBULDA YAŞIYORUM ANKARADA OLSAM BENDE TAKİP EDER BİLET BULMAYA ÇALIŞIRDIM MUTLAKA

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gelirseniz bekleriz :) arada turneleri oluyor sanırım, belki gelir istanbul a da :)

      Sil
  5. Canımcım aklıma geldin nasıl bahsetti acaba dedim.Vallahi aynı his ve cümlelerle anlatmışız:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ebru aslında ben senin yazını da okumuştum ama ayak kısmı aklımdan çıkmış. hatta eşime "bu ayak e.beşikçioğlu'na ait çıkarsa çok şaşıracağım" dedim. alıntı kısmını tiyatroline dan yaptım zaten ben de :) çok güzeldi ama yaaa çok :)))

      Sil
  6. Ben de çok merak ediyorum aslında, ama maalesef yakalayamadım hiç..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. elif umarım en kısa zamanda yakalarsın :))

      bu arada gerçekten de erdal-elvin beşikçioğlu çiftinin 2.bebekleri dün akşam doğmuş, 7 kasımda :))) ne diyeyim malum oldu sanırım bana :))))

      Sil
  7. ahhh sonunu yazmayacaktıın!!! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ıtır başı sonu yok aslında, konu o kadar spesifik ki, o yüzden oyundan detaylar verebildim :)

      Sil
  8. Erdal Beşikçioğlunu çok severim ve acayip bir Behsat hayranıyım.Eminim çok güzel bir oyundur,ne mutlu size :)

    YanıtlaSil

haydi söyle :)