30 Ocak 2012 Pazartesi

bir kitap da sen bağışla

Pazartesi, Ocak 30, 2012 0
bir sınıf öğretmeninin imkansızlıklar içerisinde kütüphane kurma çabasını destekliyorum.

Kütüphane projesine destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?
- Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.
- Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.
- Facebook,twitter,friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve bu sayfaya link vererek destek olabilirsiniz.

Okul Bilgileri: HATAY’ın Reyhanlı ilçesine bağlı Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu

26 Ocak 2012 Perşembe

uyku sorununa veda

Perşembe, Ocak 26, 2012 16
az sayıdaki şanslı anne dışında çocuk sahibi olup da uykuya hasret kalmayan, delik deşik uykulardan yakınmayan, yeter diye isyan etmeyen yoktur sanırım. ilk başlarda emzirme seansları yüzünden uykusuz kalırsınız, bunu gaz sancıları izler ve ardından karşınıza diş çıkarma ağrıları çıkar.

gecede dört beş kez uyanmaya razı ve iki saatlik kesintisiz uykuyu hayal bile edemezken; "ben yatağına koyuyorum sabaha kadar uyuyor, böyle alıştırdım" diyen annelere hem özenerek hem de içten içe kızarak bakarsınız. en başlarda çocuğun uyuması için her yol mübahtır. ayakta sallama, kucakta pışpışlama, yanında uzanma size zor gelmez. ama üç yaş sınırı aşılıp, gece uykuları düzelince bu kez kendi başına kendi yatağında uyumasını ve sabaha kadar yatağında kalmasını istersiniz. oysa bu yaşlardaki çocukların çoğu yanlarında uzanılarak uykuya dalar ve geceleri ya anne baba yatağını ziyaret ederler ya da onları kendi yataklarına davet ederler.

yorgun bir günün ardından çocuklar uyuduktan sonra kendimize ayıracağımız bir iki saatin kıymeti ise tartışılmaz. ancak çocuğumuzun yanına onu uyutmak için cin gibi uzanır, çoğunlukla ondan önce uykuya dalarız. hele ki iki çocuğunuz var ve bu ritüeli her ikisi için de uyguluyorsanız anne,çocuk ve baba,çocuk olarak saat dokuzda tüm aile uyumuş olma ihtimaliniz epeyce yüksektir.

3,5 ve 5 yaşlarındaki çocuklarım uyku vakti geldiğinde pijamalarını giyip, dişlerini fırçalıyorlar. seçtikleri birer kitabı birlikte okuyoruz. sonra iyi uykular dileyip, odalarından çıkıyoruz. beş yıl sonra tekrar sabaha kadar herkes kendi odasında ve yatağında mışıl mışıl uyuyor.

uyku sorunu yaşayanlara biraz tecrübelerimden bahsetmek istiyorum;
*çok ağlayan gazlı bir bebeğiniz varsa, onu geçici olarak rahatlatabilirsiniz. malesef mucize bir çözüm yok, sadece zaman... çocuğunuz büyüyecek ve bu günler geçecek...
*yatağına koyduğunuzda uyuyan bir çocuğuz yoksa; ayakta sallamak, kucakta pışpışlamaktan daha kolaydır.
*gündüz uykusunu azaltmak her zaman gece uyku kalitesini artırmayabilir.
*gece sık uyanma sorunu iki yaşından sonra çok büyük ölçüde azalacaktır.
*üç yaş sonrasında bir çocuğu kendi başına uyumaya ancak konuşarak ikna edebilirsiniz. hiçbir şey anlatmadan yataktan kalkan çocuğu tekrar yatağına götürmek iğneyle kuyu kazmaya benzer.
*gece uykusu öncesi sıcak temas ve sevgi sözcükleri hem ona hem size iyi gelecektir.
*uyku konusunda değiştirmeyi istediğiniz bir alışkanlık varsa; kararlı, sabırlı ve istikrarlı olmalısınız.

bizim yöntemimiz şöyle; pijama giyme ve diş fırçalamadan sonra hep birlikte kitap okuma, odalarındaki gece lambalarını açma, biraz sohbet, iyi geceler dileyip öpme ve odadan ayrılma; eğer kalkarsa yatağına geri götürme, gerekiyorsa iki dakika yanında bekleme ve uykusu olmasa bile yatağında kalmaya ikna etme şeklinde oldu. gece kendi yatağında kendi kendine uyuyan kızım bir süre sonra bizim yatağımıza gelme alışkanlığını kendiliğinden bitirdi. sonrasında ise eren ablasının izinden yürüyerek bu ritüele uymaya başladı.

sabahları işgünü tatil demeden hala 6 da uyanıp güne başlasalar da, şu anda hayalini bile kuramayacağım bir noktadayız. yıllar sonra akşamları kendimize ayırabileceğimiz bolca zamanımız var :)

not: slingomom tarafından oluşturulan uykusuz anneler kulübü varmış, facebook ve tweetter da faaliyet gösteriyormuş :) yazı için görsel ararken buldum, fotoğraf sanırım kulübe ait.
DEVAMINI OKU

24 Ocak 2012 Salı

kısa kısa

Salı, Ocak 24, 2012 14
sabahları çok erken kalkıyoruz. hava henüz aydınlanmadan... çocukları hazırlayıp bir şeyler yedirmek, kendimizin de hazırlanıp evden çıkması zamana karşı bir yarış bizim için. çıkabilecek arızaları güzelce bertaraf edip, yavru ahtapotların gönlünü yaparak giydirmek hele ki kış aylarında daha zor. atkılar, bereler, eldivenler, botlar, kabanlar her biri havada uçuşan objeler gibi görünüyor bana bazen, yakalanması ve yerine takılması gereken. akşamları da aynı serüveni tam ters istikamette yaşıyoruz eve girince derin bir oh eşliğinde...

dün akşam eve dönüş yolunda karların üzerinde parıldayan buz kristalleri elif in dikkatini çekti... "anne bak buralara sim dökülmüş gibi parıldıyor" gerçekten seyirlik manzaraydı. kışı da sevdiğimi düşündürecek kadar güzel... ankara da kış bu sene kendini unutturmamaya kararlı. karlar erimeden yenileri ekleniyor sürekli...

bir dostumuzun nikahı için çocukları emin ellere bırakıp, günübirlik istanbul a gittik. herşey çok güzel giderken epey maceralı bir dönüşümüz oldu. 4,5 saat uçakta kaldık. havaalanına kar yüzünden inemedik, yakıtımız azaldı ve yakıt almak için samsun a indik. samsun aşırı rüzgarlıydı ve türbülansın en fenasını yaşadık. 3,5 saat rötorla ankara ya inebildik. lost un altı sezonunu yeni bitirmiş ve hala onun etkisindeyken böyle bir tecrübe bana biraz ağır geldi. yine de aklım hep çocuklu yolculardaydı, eminim bizden kat be kat fazla korktular, endişelendiler. neyse ki şuan evimde çocuklarımla birlikte olmanın huzuru içindeyim ve herkesin aynı hisler içinde olmasını diliyorum...


not:görseller internetten alınmıştır.
DEVAMINI OKU

11 Ocak 2012 Çarşamba

durmadan

Çarşamba, Ocak 11, 2012 28
ailenin küçüklerindenseniz, hiç yaşlanamayacaksınız demektir. önceleri bunu farketmemiştim, ne zaman yaşımdan şikayet etmeye başladım kınayıcı bakışlara ve tepkilere maruz kaldım. canım ben de abartıyordum, ne olmuş yani bugün 34 ümü bitiriyorsam :) bu bana büyük bir avantaj sağlıyor aslında çünkü kendimi hep genç hissediyorum. artık yaşımdan söz etmemeye karar verdim, evet bugün benim doğum günüm ama kaçıncı olduğunun ne önemi var ki...

dün akşam elif i kucağıma aldığımda ve kucağıma sığdıramadığımda, günler geceler boyu onunla yapışık yaşadığımız zamanlar geldi aklıma... ilk karşılaşmamız, minicik cılız bacaklar, sıfır numara kilotlu çoraplar.... bir bebek büyütmek hem güzel hem hüzünlü. geçen zamanla serpilen çocuklar, adımları güçlendikçe, kelimeleri çoğaldıkça, yaşanan çatışmalar, uykusuz geceler arttıkça hep bir iz bırakıyorlar bizlerde... böylesi anları üst üste koymak, günlerden örgüler yapmak, yılları cilt cilt istiflemek huzurla ve mutlulukla yapıldığında yine de güzel...

nasıl bir yaşantın olduğu ve nelere yatırım yaptığın ile hayatın sonbaharında yüzleşiyorsun sanırım. o zaman hala çocukları için özel menüler hazırlayan ve özel günlerinde evi dolu olan biri olmak, kimseye yük olmadan, hayatın son demlerinde hala keyifle dünyayı izleyerek yaşamın doğal dengesini sükunetle kabullenmek istiyorum... ihtiyarlıkta en zoru yalnız kalmak olmalı, belki okurum ileride bunları, bir annenin kaleminden giderek küçülen puntolarla yazılan bu sıradan hatıratı...

5 Ocak 2012 Perşembe

neler oluyor bana

Perşembe, Ocak 05, 2012 26
annem bakımlı, süslü kızları sever:) e altı kızı olan bir anne için de çok değil içlerinden bir kaçının istediği gibi olması... oysa ben yaradılıştan sadeyim, sevmiyorum doğal olmayan ajanlarla kendimi farkettirmeyi. hatta yapımda yok benim liderlik, kendini gösterme, öne çıkma halleri... adımı koyarken yapmış en büyük hatayı belki. nihan "gizli, saklanmış" demekmiş çünkü... makyaj yapmam, kuaföre yılda bir kez saçlarımı kestirmek için giderim, topuklu ayakkabı ve her türlü feminem giysi aykırıdır doğama... kot pantolon formam oldu yıllarca, yazın spor ayakkabı kışın cat tipi botlar ve bir tişört en fazla...

lakin yıllardır tanıdığım bana bir haller oluyor son zamanlarda. hala kullanmakta acemi olsam da çantamda gün be gün artmakta fondötönler, rimeller, allık ve benzerleri... ya yaşlanma karşıtı kremlere serumlara ne demeli... yoksa yaşlanıyor muyum diye düşünmekten ne alıkoyabilir beni... saçlarım bu yaşıma kadar makastan başka bir şey görmemişken, nasıl oturdum gölge yaptırmak için o kuaför koltuğuna... ya haftasonları bile ayağımdan çıkartamadığım topuklu botlar? onca karşıyken modanın prototip kadınlarına, nasıl girdim tayt ve tunik çıkmazına... etek ve elbise hiç yer bulamamışken giysi yelpazemde neden gözlerim vitrinlerde hep onları görmekte... saten pantolon mu asla diyen ben nasıl deneyebildim bugün onu kabinde... tek taş da neymiş kapitalizmin tüketim oyunu diye çelişkisiz savunurken nasıl bunca mutlu oldum aldığım o özel hediye ile...

sanırım değişiyorum. değişmeyen tek şeyden nasibimi alıyorum. otuzdördüme günler kala artık bedenimi süsleme arzumu itiraf ediyorum. anneciğim istediğin gibi biri oluyorum...