27 Aralık 2012 Perşembe

eren' in imaları, elif' in isyanları

Perşembe, Aralık 27, 2012 15

daha 2,5 yaşındayken dondurma yemek istediğini direk değil de "anneee dilim terledii, dilim çok terliyoooo" diye ifade ediyordu, büyüdükçe dozajı artırdı :)

E:anne ben yazı yazmayı bilmiyorum ki, mesela mor-pa yazamam.
A:eren'cim  bilgisayarda morpa çocuk mu oynamak istiyorsun??
E:hmmm... evet desem yalan olmaz ki :))

E:anne bak masamın üzeri bomboş, hiç bir şey yok...
A:olsun oğlum uyku vakti zaten, boş olsun...
E:belki suyumu getirirsin diye düşünmüştüm.
A:!! (her akşam yatmadan masasına bir bardak su koyduğumu unutmuşum:)

E:anne odama baksana ne kadar dağılmış, hem ben daha tam büyümedim diğ mi anne, elif kadar büyümedim, senin kadar da büyümedim, bu evde en küçüğüm... 
A:evet ama odanı toplayacak kadar büyüdün...
E:keşke bana biri yardım etseydi anne, işlerim çok kolay olurdu...

bir de eren' in genellikle elif' le sorun yaşadığımız durumlarda ortaya çıkan akıllı anlayışlı ama gıcık çocuk halleri vardır:
"ben artık annemi hiç üzmiycem, yaramaz olmıycam, akıllı olcam"
"zaten canım hiç çikolata yemek istemiyo, yoğurt istiyo, çikolata zararlı diy mi anne"
"anneee sana süprizim var, odama gelir misin, bütün oyuncaklarımı topladım"

elif' e kızdığında; "anne keşke elif' i doğurmasaydın, ben böyle abla istemem, benim dediklerimi yapan abla isterim" 

bir ara da neden önce elif' i doğurdum da onu doğurmadım diye burnumdan getiriyordu. çünkü daha büyük olmak istiyormuş. videoya çektim delil olarak saklıyorum :)


yalnız başına ya da yetişkin ortamında hiç sorun çıkarmayan, kendi kendine oynayan, işbirlikçi, uyumlu, sakin bir oğlum var. ancak elif ile birlikte çete ruhu ortaya çıkıyor. zaten elif tam bir çete lideri, ne kadar aklı başında kendi halinde çocuk varsa, hepsini militana çeviriyor. "-sen bana karışamazsın, hayatımı yönetemezsin, senin söylediklerini yapmak zorunda değilim, bana emir veremezsin, ben hizmetçi değilim" şeklindeki söylemleri ergenlik döneminde yaşayacağımız çatışmaların sinyallerini şimdiden veriyor. bir de geveze, tanrım o çene hiç mi susmaz, o popo hiç mi oturmaz. hep eğlence, hep oyun, hep aktivite,  hep hareket olsun hanıma...


eren, elif ile onun muridi şeklinde mutlu mesut oynarken, ortama 3.bir çocuk dahil olduğunda tüm ezberi bozuluyor. elif' i kimselerle paylaşamıyor. onun başka bir çocukla oynamasını hazmedemiyor. kıskançlık, ağlama, oyun bozma, şiddet vs elindeki tüm cephaneler ile ortamı sabote ediyor.  

valla onu bunu bilmem ama çocuklar büyüdükçe donanımımızı her yönden artırmamız şart, ileride bunlara ne laf yetişir, ne söz. suya götürür susuz getirirler adamı. tırsmıyorum desem yalan olur gelecekteki ergenlik tsunamilerinden...




21 Aralık 2012 Cuma

2012 ye fotoğraflarla bir bakış

Cuma, Aralık 21, 2012 19
bu sene arkadaşlığın değerini daha iyi anladılar ve dostluklarını ilerlettiler...
elif 5. ve eren 4.yaşını 2012 yılında bitirdi...
 elif kreşteki 3. yılını, eren 2.yılını tamamladı...
elif ilk kez 23 nisan 2012 de bir ekibin parçası olarak sahneye çıktı...
 ilk anıtkabir ziyaretlerini bu yıl yaptılar...
bu yaz tatilini altınoluk' ta geçirdiler...
jimnastik eğitimine başladılar...
elif süt dişlerini dökmeye devam etti, 2012 aralık ayında görüntüsü bu şekildeydi :)
elif ile anne-kız olarak ilk kez şehir dışı gezimizi bursa'ya teyzemize yaptık, kuzeninin bale gösterisini izledi...
bu sene birbirlerine harika birer oyun arkadaşı oldular...
veee yeni yıl ağaçlarını süsleyerek 2013 için hazırlandılar :) 2012 yılı bizim için kendimize nispeten daha fazla vakit ayırabildiğimiz, çocuklu olmanın cefasını değil sefasını sürmeye başladığımız bir yıl oldu. araba kullanmayı yavaş da olsa ilerlettim ve en son çocuklarla trafiğe tek başıma çıkabilecek duruma geldim. sevdiklerim, ailem ve herkes için 2013 yılının daha az sağlık sorunlu ve iş yaşamında daha başarılı geçmesini diliyorum.... şimdiden herkese mutlu seneler :)

13 Aralık 2012 Perşembe

can dündar aşka veda

Perşembe, Aralık 13, 2012 8
o bir romantik, bir gazeteci, belgesel yapımcısı, objektif bir televizyoncu, o bir baba ve bir kadın hakları savunucusu :) türkiye' de kadınları çok iyi anladığını düşündüğüm az sayıda erkekten biri. bu sebeple okur kitlesi ve hayranları daha çok kadınlardan oluşuyor. harika tespitleri, röportajları,  zihnimizde açtığı pencereler ve şiir gibi kafiyeli yazıları ile bir hüzün fabrikası... ayrıca demode gözlükleri, dağınık saçları ve etkileyici ses tonuyla oldukça sempatik, kibar, mütevazi ve etkileyici... 

köşe yazılarını kaçırmamaya çalıştığım, kendi sitesini sık kullanılanlara eklediğim can dündar' ın; kadın, erkek, aşk ve evliliği konu eden denemelerinin derlendiği aşka veda kitabını çok çok sevdim. kadınlar ve erkekler üzerindeki derinlemesine analizleriyle bizi bu derece anlamaya çalışmasına saygı duydum. türk toplumu açısından aşkın yıllara göre değişimini, aşk ve aşka dair betimlemelerle her zamanki gibi çok güzel anlatıyor. bir solukta okunabilecek ancak ara ara tekrar okuma isteği duyabileceğiniz bir başucu kitabı... bu sevgi insanının evlilik konusundaki düşünceleri ise üzerinde düşünülmeye değer...

her ne kadar sevmeyenleri olsa da, genç kız yazarı, devrin adamı deseler de; yaşadıklarının hesabını kamuoyuna değil hesap vermesi gereken tek kişiye verdiğini söyleyecek kadar cesur bu adamı seviyorum... 

6 Aralık 2012 Perşembe

body worlds ankara

Perşembe, Aralık 06, 2012 24
hiç unutamayacağınız bir deneyim yaşamak isterseniz, bu sergiyi mutlaka gezmenizi öneririm. yaklaşık 2,5 saat süresinde her bir kartı okuyarak, her bir numuneyi inceleyerek, ağzım açık bir şekilde sergiyi gezdim. sadece biri bende olumsuz hisler uyandırdı ve çok uzun süre bakamadım(son kare). o kadar yakınımda ve arada hiç bir engel olmaksızın, lime lime olmuş gerçek bir vücutla karşılaşmak bana biraz ağır geldi sanırım. 

body worlds (yaşam döngüsü) ; plastinasyon yönteminin mucidi dr.gunther von hagens' ın dünyanın bir çok ülkesinde büyük ilgi gören anatomik sergisi; 6 haftalık bir zigottan 32 haftalık bebeğe kadar numunelerin bulunduğu bölüm ile başlıyor. sırasıyla ergenlik, bedenin zirvesi ve yaşlanma temalarına uygun numuneler, açıklamalar ve sözler ile devam ediyor. hastalıklı hücreler, sigara içen akciğerler, safra taşları, çelik protezli bacak, çekmece adam, kaslar, damarlar, sinirler derken insan gerçeklik yanılsamasına düşüyor.  

gezenler arasında 65 yaş üzeri ve tıp öğrencileri çoğunluktaydı. atmosferde manevi bir ağırlık hissedeceğimi düşünmüştüm ama (aşağıdaki dışında) daha çok hayret ve hayranlıkla gezdim. beden bağışı yapan bu insanların, yaşarken nasıl bireyler olduklarını ve bu kararı nasıl verdiklerini merak ettim. gerçekten tıp bilimine inanmış, hümanist ve cesur insanlar olduklarına karar verdim. ama yine de bedenimin ya da bir yakınımın plastine edilmesini istemezdim...


eylül ayından itibaren kentpark avm de devam etmekte olan sergi için 31 aralık son gün... bilet fiyatları değişiyor, tam bilet 25 tl. ama verdiğiniz para ile edindiğiniz deneyim boy bile ölçüşemez diyorum...

4 Aralık 2012 Salı

anne kaleminden 3 yıl

Salı, Aralık 04, 2012 33
ne çabuk geçiyor zaman... 4 aralık 2009' da ilk yazımı yayınladığımda; eren 1, elif 2,5 yaşındaydı... hayatımızın son 3 yılının kayıt altında olmasını seviyorum... internet günlüğü açmaya karar veremeyen ama blog okumayı seven çok insan olduğunu biliyorum, bence hiç zaman kaybetmesinler... kendi adıma keşke elif' e hamile kalmadan 1 yıl önce başlasaymışım yazmaya diyorum. o dönemde yaşadığım infertilite psikolojisini, aşılama tedavilerini, tüp bebek sürecini ve tüm hissettiklerimi aktarabilseydim... sonra elif ile hamilelik, elif elimde eren karnımda, 0 ve 1,5 yaş çocuklarıyla evde :) sanırım son bölümde deli anne' ye rakip olabilirdim :) 

neyse zaman geçip çocuklar büyüdükçe temamız biraz farklılaşabilir diye düşünsem de bu henüz gerçekleşmedi :) ama asıl olan benim hissettiklerim kendi hayatım... öncelik sıramda ne varsa onu yazıyorum. konuyu sürekli aile-çocuk merkezinde tutmak gibi bir kaygı taşımaksızın...

burada olmayı, yeni insanlar tanımayı, sesime ses duymayı ve her blogger gibi yorum almayı çok seviyorum :)  

yaşasın blog yazmak :))) 

3 Aralık 2012 Pazartesi

kötümser anne tespitleri

Pazartesi, Aralık 03, 2012 20
-bir grup çocuk çok eğlenceli, gürültülü, kahkahalı, hareketli bir oyun oynuyorsa muhtemelen oyun birinin ağlamasıyla biter.

-tüm günü emre amade her istediklerini yaparak geçirseniz bile, gün sonunda basit bir nedenden ağlayacak bir şey bulurlar.

-bir arkadaşınıza çocuğunuzun olumlu bir davranışından (uyku, yemek, tuvalet, söz dinleme vb:) bahsederseniz, en kısa sürede o konuda geri dönüş yaşarsınız.

-çocuğunuz karnının ağrıdığını söylüyorsa %80 kusacaktır.

-geç yatan geç kalkar kuralı çocuklar için geçerli değildir.

-bir bebeğin altı açıkken çiş yapma ihtimali, altı bezliykenden daha yüksektir.

-büyüdüklerinde onlarla vakit geçirmekten keyif almaya başlarsınız fakat bu kez sizi istemezler. onları geri kazanmanın tek yolu evlenip çocuk yapmalarıdır.

-ortamda hasta bir çocuk varsa, mikrobun sizin çocuğunuza geçme olasılığı çok yüksektir.

-o gece çocukları erken uyutmak için bir nedeniniz ve çabanız varsa, bunu hissederler ve her zamankinden daha geç uyurlar.

-ilk çocuğunuz arıza ise muhtemelen ikinci de öyle olacaktır.

aklıma gelenler bunlar, tabi biz gene de iyimser olalım :)

görsel:rafal olbinski


27 Kasım 2012 Salı

eğitimde tek tip mi özgün kıyafet mi

Salı, Kasım 27, 2012 22
bugün resmi gazete yayımlanan bir yönetmeliğe göre 2013-2014 öğretim yılında tek tip kıyafet uygulamasının son bulacağı ve serbest kıyafet uygulamasına geçileceği açıklandı:
gördüğüm kadarıyla ilk tepkiler olumsuz, işin siyasi-politik yanını tamamen bir tarafa bırakırsak;
1-zaten çocuklar arasında süregelen zenginlik-fakirlik vurgusunun güçleneceği, zengin ailelerin çeşit çeşit alacağı markalı kıyafetlerin varlıklı olmayan aileler için sorun oluşturacağı,
2-çocukların her sabah ne giyineceklerini düşünmesinin, olumsuz bir rekabet ortamı oluşturacağı,
3-şort, tayt, dizüstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört, kolsuz gömleğin yasak olmasının nasıl bir kıyafet serbestisi olduğu 
4-tek tip kıyafetin çocuklarda gruba ait olma hissini güçlendirdiği, okul çıkışlarında okul dışından gelen çocukların ayrımının zorlaşacağı
5-süslü kız annelerinin isyanları var: her gün prenses gibi süslenip tuvaletlerle tütülerle okula gitmek isteyen kreş çocuklarıyla ilkokula başlayınca nasıl başa çıkacağız, 

bu kılık kıyafet olayına anne baba olarak maddi manevi epey mesai harcayacağız gibi görünüyor.

peki tek tip kıyafetin kaldırılmasının olumlu tarafları yok mu?

-okul yönetiminin her sene değiştirdiği okul forması bazı kesimlere rant sağlıyordu.
-kız çocukları için etek, erkek çocukları için pantolon dayatması rahatsız ediciydi.
-tek tip kıyafet, her ne kadar disiplini çağrıştırsa da özgür iradeye ket vuran ve bilinç altına itaat mesajı veren bir uygulamaydı.

gerçekten çok kafa karıştırıcı bir düzenleme, olumlu ve olumsuz tarafları var. gelişmeler nasıl olacak ilgiyle takip ediyorum...


bugünlerde...

Salı, Kasım 27, 2012 10
daha önce yaptığım diş tablosu yıprandığı için daha şık bir şey yapmak istedim :) 
elif bu tablodaki temsili kız resmini çok sevdi, "anne fotoğrafta ne tatlı çıkmışım de mi" diye soruyor bana :) bu ay itibari ile birinci büyük azılarının 4'ü de çıkmış ve 6 süt dişi düşmüş durumda...
kız çocuğu olması sebebiyle fiziksel gelişiminin ileri olması bende erken ergenlik endişesine neden oluyordu. bu sebeple geçen ay çocuk endokrine kontrol amaçlı gittik. rutin hormon testleri, kemik yaşı tespiti ve klinik muayene yapıldı. sonuç olarak kemik yaşı 7 yıl 10 ay çıktı, test sonuçları normal. erken ergenlikten söz edilmesi için göğüs gelişiminin başlaması gerekiyormuş. şu an için sakıncalı bir durum yok ama takipte olun, 6 ayda bir kontrole gelin dedi doktor. bizim de içimiz rahatladı. 
neredeyse 4 yıldır arkadaş olan yukarıdaki 4' lü, klasik ev buluşmalarına dışarı aktivitelerini de ekledi artık. bu kış sinema, tiyatro, oyun parkı gibi epey bir planımız var, uygulama şansı buluruz umarım :) 
kuzenler birbirlerine iyice alıştılar, ayrılık zor olacak :) 
babadan pazar sabahı kahvaltısı sürprizi... zeytinler dayanılamayıp biraz tırtıklanmış olsa da, tostlar büyük bir keyifle mideye indirildi :)

------o-------

herkesle iyi olmak mümkün mü? bazen küçük çaplı çatışmalar yaşamak mecburi oluyor iş yaşamında... çatışma seven bir insan değilim, stres, gerilim yaratacak insanları yakınımda barındırmamaya çalışıyorum ama insanız, sosyaliz denk geliyor işte arada...
ben ise bugünlerde :
-1 numaralı yeğenimin tavsiyesi üzerine fringe izliyorum,
-ihsan oktay anar' ın 7.gün romanını okumaya çalışıyorum,
-plates yapmak ve ingilizce çalışmak için şevk bekliyorum...

19 Kasım 2012 Pazartesi

çocuklu ev

Pazartesi, Kasım 19, 2012 37
-yemekten sonra masanın altından bir avuç kırıntı toplanan evdir,
-duvarları tuval, yatakları trombolin olarak kullanılan evdir,
-alt komşunun en çok anıldığı evdir,
-mobilyaları değiştirmek için, çocukların büyümeleri beklenen evdir,
-aynalarında el izleri eksik olmayan evdir,
-prizler kapatılmış, kesici aletler kaldırılmış, deterjanlar saklanmış ve üst düzey güvenlik tedbirleri alınmış evdir,
-koltukları, halıları leke dolu olsa da en temiz ve masum taleplerin dile getirildiği evdir,
-çekmecelerin mutfak tezgahına ulaşmak maksadıyla merdiven olarak kullanıldığı evdir,
-buzdolabında her daim sulu yemek olan (ya da bunun için tüm altyapıya sahip) evdir,
-baticon, yara bandı, ateş düşürücü ile her an ilkyardıma hazır evdir,
-ayağınızın sivri bir oyuncak ile sert bir zeminde buluşma riskini ensenizde hissettiğiniz evdir,
-çıkartma, kesik kağıt, sakız ya da şekilsiz taşların hediye olarak kabul edildiği evdir,
-haftaiçi ve haftasonu en geç 7 de kalkılıp, kahvaltı servisinin en geç 8 de açıldığı evdir,
-mutfaktan yok olan bir kaşar tekerinin, banyoda görülme ihtimalinin olduğu evdir,
-söylenen her sözün, yarın bir misafir yanında tekrar edilme olasılığı taşıyan evdir,
-doğumgünlerinizde mumları asla üfleyemediğiniz evdir... 

ve kimbilir şu an aklıma gelmeyen daha niceleridir :)
not:görsel internetten alınmıştır.

14 Kasım 2012 Çarşamba

telepati

Çarşamba, Kasım 14, 2012 18
bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, gündelik yaşamda altıncı hissi kuvvetli insanların varlığına ve telepatiye inanıyorum. ister dua etmek deyin, ister evrene mesaj göndermek, yoğun enerji göndererek bazı şeylerin hissedilebileceğini düşünüyorum ve dile getirmesem de bazen yaşıyorum. mesela yürüyen merdivenlerde önümdeki bayanı şöyle dikkatle süzsem, dönüp bakar genellikle ya da bir süredir görmediğim bir arkadaşımı arasam kaç gündür aklımdaydın der. telefonum çaldığında arayan, aklıma ilk gelen kişidir genellikle. uzun zaman birlikte olduğum insanlarla aynı anda aynı şeyi düşündüğüm de çok olmuştur. tam tersi yeni tanıştığım bir insan hakkındaki ilk düşüncem genellikle karşılıklıdır. benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlarım çoğunlukla. bir de annelerle bebekleri arasında çok sağlam bir duygusal iletişim olduğuna ve annenin çoğu sorunu içgüdüsel olarak hissettiğine inanıyorum. acaba tüm bunlar tesadüf olabilir mi? 

şahsen bu saydıklarımdan yola çıkarak telepatik bir yapıya sahip olduğumu iddia edemem çünkü bunlar hemen herkesin sık sık yaşadığı deneyimler. peki ya ikizler arasında var olduğu ileri sürülen aynı anda aynı şeyi hissetme durumu ya da çok sevdiğimiz birinin başına kötü bir şey geldiğinde bunu hissetmek nasıl açıklanabilir? 

her şeye rağmen bu tür yetenekler geliştirilebilir mi, istihbarat amaçlı kullanılabilir mi, bilimsel dayanağı var mı, astral seyahatler mümkün müdür, rüyalar, hipnoz gibi konuları gerçek hayat yerine bilim kurgu filmleri ve kitaplarında görmeye devam etmeyi tercih ediyorum :)







12 Kasım 2012 Pazartesi

tecrübeler

Pazartesi, Kasım 12, 2012 18
1-banyonun kararan fayans araları beni çok rahatsız ediyordu. evimiz kira olunca çok maliyetli tadilat işlerine de giremiyordum. karşıma çıkan ilk pratik çözüm derz kalemiydi. denemeye karar verdim ve sonuç:

çok profesyonel olmasa da bizim banyonun havasını epeyce değiştirdi. şimdi elimde kalem bulduğum her yeri boyuyorum, hatta elif bile yapıyor, çok eğlenceli :)

2-çalışan biri olduğum için mutfakta genellikle az vakit alan, pratik yemekler tercih ediyorum. filiz' in bu yumurtalı serisini eşim almış, epeyce bir çeşidi var ama bu uzun erişte bir başka... 


hele de tereyağlı yapınca çocuklar da biz de bayıldık. yanına köfte eşliğinde bizim evde en sevilen menü şu sıralarda...

8 Kasım 2012 Perşembe

bir delinin hatıra defteri

Perşembe, Kasım 08, 2012 16
erdal beşikçioğlu' na hayranlığımdan dolayı gitmeden önce ciddi olarak heyecan yaptığım bir gösteri oldu. aklımda hep nedense elvin beşikçioğlu' nun doğmak üzere olan bebeği vardı. öyle bir durumda oyuna çıkamayacağını düşünüyordum. sahneye girdiğimizde bu kare ile karşılaşılaştık. 

izleyicilerin yerleşmesi 10 dk kadar sürdü. bu süre zarfında vinçten sarkan bacağın beşikçioğlu' na ait olma olasılığı aklıma gelse de pek ihtimal vermemiştim, meğer ona aitmiş. 1 saat 15 dk boyunca sürekli konuştu. hem sözel hem fiziksel performansı çok etkileyiciydi. 


oyunu izlerken erdal beşikçioğlu' nu da behzat ç.' yi de unuttum. popriçin ile meslektaş olduğum ve benim başımda da şube müdürü, genel müdür vs olduğu için kendimi karaktere gayet yakın hissettim. "kim demiş ki 7 nin 1 i memurum diye, kim karar veriyor bu statülere" diye başlayan düşünceleri sonunda ispanya kralı olduğuna inanmasıyla devam ediyor. eser zaten delirmenin sistematiğini anlatıyor bana göre.        

Oyunla ilgili : 'Rus ve dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Nikolay Vasilyeviç Gogol’un kaleme aldığı kısa öykü, Çar I. Nikolay devrinde yaşamış küçük bir devlet memuru olan Aksenti İvanoviç Popriçin’in ruhsal gelgitlerle başlayan ve akıl hastanesine kapatılmasıyla sonuçlanan yaşamını konu alır. Sıradan bir memur olan Popriçin’in hayatı, şube müdürünün kızına aşık olmasıyla değişir. Günlerini Sofi’yi takip ederek geçirmeye başlayan Popriçin’in tek istediği genç kızın, kendi varlığından haberdar olmasıdır. Ancak, aralarındaki sınıf farkı Popriçin’i umutsuz bir aşka mahkûm ederek ruhsal bozukluğunun derinleşmesine neden olur. 1840’ların Petersburg’unu esir alan bürokrasinin sert bir eleştirisinin de yapıldığı öykü, kimi eleştirmenlerce Gogol’un sıradan bir memurun gözünden Çarlık Rusya’sının çarpık düzenini resmettiği bir alegori olarak kabul edilirken, kimilerine göre ise öykü, şizofreninin edebiyattaki bilinen ilk yansımasından ibarettir. '

Seyircileri, sahnenin ortasına yerleştirilmiş, sisler içinde bir iş asansörü karşılıyor; kendi etrafında üç yüz altmış derece dönebilen ve tiyatronun tavanına kadar yükselebilen bir iş asansörü bu. Popriçin (Erdal Beşikçioğlu) ışıktan bir kafesin içindeki asansörün üzerinde hareketsiz yatıyor. Aynı renkten altlı üstlü, kışlık iç giysileri var üzerinde, eli yüzü yara bere içinde, bileklerinde intihar denemelerinin acı izlerini taşıyor. Zorlanarak konuşuyor ilkin. Ayağa güçlükle kalkarak bakanlıktaki görevinden, diğer memurluklarda dönen dalaverelerden söz ediyor. “Onlarca kabloyla bağlandığınız hayatta her gün aynı hat üzerinde gidip gelen sizler, benden çok mu farklısınız?” diye sorar gibi bakıyor gözlerimizin içine. Sonrası malum. Özgürce konuşuyor Popriçin, ortodoks düşüncenin paradigmalarına Don Kişotvari bir yıkıcılıkla saldırarak. Onu bağlayan, hareketlerini, söylemini denetim altında tutan kurallar yok. Sonuçsuz bir serzeniş onunkisi, dinleyenlerin, içlerindeki hayal kırıklıklarıyla eşlik ettikleri bir yenilgi türküsü. '

sonunda oyun oldukça duygusallaşıyor, çaresizliği ve acıyı tüm şiddetiyle hissediyorsunuz ve popçirin' in vinçten parmaklıklara tırmanıp, sahnenin üzerinde dolaşarak, bir kapıyı tekmeleyip sahneyi terketmesiyle son buluyor. oyuna gitmek isteyenlere; bu sene sadece cüneyt gökçer sahnesinde gösterilecekmiş. biletler numarasız olduğu için salona girince herkes bir bocalama yaşıyor. biz bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine çiftler tarafından girip ilk gördüğümüz sandalyelere oturduk ve oyunun %70 ini çok rahat izledik. bilet bulamayanlara azimle aramaya devam etmelerini öneriyorum.   

6 Kasım 2012 Salı

bir delinin hatıra defterine nasıl bilet buldum :)

Salı, Kasım 06, 2012 25
neredeyse 10 aydır bilet bulmaya çalıştığım ankara devlet tiyatrolarında uzun zamandır kapalı gişe oynayan "bir delinin hatıra defteri" isimli oyuna sonunda bilet buldum. itiraf edeyim hiç gişede sıraya girmedim ama saat 10.10 da mybilete üye girişi yapmış bir şekilde hazır olarak biletin satışa çıkmasını bekliyordum. biletler saat 10.00 da gişelerden 10.10 da ise internet gişesinden satışa çıkıyordu ve saat 10.10 da satışa çıkar çıkmaz "tükendi" uyarısıyla karşılaşıyordum. taa ki bayramın 1.gününe kadar. kendi kendime gün bugündür, bayramın ilk günü bu saatte sıraya giren fazla olmaz diyerek bilgisayarın başında yerimi aldım ve gerçekten de bilet alabildim. bir aksilik olmazsa (umarım) yarın akşam saat 20.00 de cüneyt gökçer sahnesinde olacağım :)

31 Ekim 2012 Çarşamba

ekim sonu

Çarşamba, Ekim 31, 2012 28
elif' in bugünlerde görünümü bu şekilde. gerçi üstteki dişinin düşmesinde eren' in katkısı oldu ve malesef biraz kanadı, sanırım henüz zamanı değildi.
artık zor sorular sormaya başladı: anne bilimadamları allah' ın neden görünmediğini araştırıyorlar mı? allah çok yükseğe zıplayabilir mi? şimdilik kem küm ya da bilemiyorum gibi cevaplar vererek geçiştiriyorum. bu konuda yanlış birşey söylemek istemiyorum. sanırım nasıl davranmam konusunda biraz araştırma yapmam gerekecek.

geçen gün yurtdışına taşınma kararı almak üzere olan halası, elif' e bu konudaki düşüncesini sorduğunda: "önemli olan zengin olmak değil, mutlu yaşamak hala" cevabını vererek hepimize ne kadar büyümüş olduğunu ispatladı. 
elif' in son çizimleri :) bu konuda yetenekli olduğunu söyleyemem ama son zamanlarda epey geliştirdi kendini. sol tarafta aşıklar, erkek kadına kalp veriyor. sol tarafta elif ve babası :)

bu sene de 6 günlük bayram tatilini sevdiklerimizle dost ve akrabalarımızla birlikte geçirdik. öyle mutluyduk ki ertesi gün kreş olduğunu söylediğimde hep tatil olmasının ve hep birlikte evde kalabilmenin planlarını yaptılar. eve o kadar alışmışmışlar ki hiç kreşe gitmek istemiyorlarmış :)
büyük teyzesi eren'e çok sevdiği kitap olan vahşi hayvanların çitalar bölümünü okurken çitaların çok hızlı koştuğunu söylediğinde " ben çitadan daha hızyı kosayım yavyum" diyerek hepimizi güldürdü. eren "r,ş,l" gibi bazı harfleri söyleyemiyor. ben de ilkokula başlayana kadar bu şekilde konuşuyordum. şu an bize oldukça sempatik geliyor ama umarım kalıcı olmaz.

28 Ekim 2012 Pazar

karlar kraliçesi

Pazar, Ekim 28, 2012 6
kapatılmalarının bile mevzu bahis olduğu devlet tiyatrolarının, nasıl büyük işler başardığına, nasıl güzel eserler sahneye koyduğuna ve ne kadar profesyonel olduklarına bir kez daha şahit oldum.
müzikal, sahne önüne kurulan 5,6 kişilik canlı orkestra eşliğinde sahnelendi. tüm seslendirmeleri onlar yaptı. oyuncular, kostümler ve şarkılarıyla çok keyifli bir tiyatroydu.
salon tamamen doluydu. 2 perdenen oluşan, yaklaşık 2 saat süren ve 7 yaş üzeri için önerilen oyunu, elif başından sonuna kadar hayranlıkla izledi ancak eren sonlara doğru biraz sıkıldı.
dakikalarca alkışlanan oyuncular gerçekten çok başarılılardı. oldukça kalabalık bir kadroya sahip müzikalde, sanatçılar kaç kez kostüm değiştirdiler sayamadım bile.


 arkadaşlığı ve cesareti öven bu güzel oyunu kaçırmayın derim :)

23 Ekim 2012 Salı

olimpik akademi ile jimnastik

Salı, Ekim 23, 2012 19
geçen sene jimnastik kursu araştırmalarımızda 4 yaşın alt sınır olduğunu öğrenmiştik. biz de eren için erken olması nedeniyle buz patenine yönelmiştik. buz pateni; ön hazırlık gerektirmesi (paten, eldiven, bere vb), soğuk ve ıslak bir ortamda olması (düşmeler sebebiyle), seans süresinin kısalığı (45dk) ve zor öğrenilmesi (en azından bizimkiler) nedeniyle bizde büyük bir motivasyon düşüklüğüne sebep olmuştu. zaten çocuklar da bir süre sonra devam etmeyi reddetmiş, biz de kursu yarıda bırakmıştık.
bu senenin başında elif' in kreş arkadaşının devam ettiği olimpik akademi jimnastik spor kulübünde bir deneme dersi yaptık. eve yakın oluşu bizim için büyük bir avantajdı, antrenörler çok ilgiliydi, ilk derste tüm çocuklara ismiyle hitap etmeye başlamışlardı. salon küçük ama aletler yönünden yetkindi. çalışmalar 1,5 saat kesintisiz, ciddiyet içerisinde ve orantılı bir disiplin uygulanarak geçiyordu. kesinlikle hiç bir çocuğu es geçmiyor, hiç bir hareketi görmezden gelmiyor, hiç bir detayı atlamıyorlardı. ders sonlarında yapılan eğlenceli yarışmalar ve oyunlar çocukları; pedagoji eğitimi almışcasına kurulan iletişimler beni oldukça etkiledi :)  
web sitelerini incelediğimde hiç bir başarının tesadüf olmadığını ve başarının anahtarının da disiplin olduğunu bir kez daha anladım. olimpik akademide ilk ayımızı tamamladık, benim tüm beklentilerime cevap veren, çocukların da devam etmekten keyif aldığı bir jimnastik kursumuz var artık.

14 Ekim 2012 Pazar

feza gürsey bilim merkezi altınpark

Pazar, Ekim 14, 2012 22
feza gürsey bilim merkezine yıllar önce çocuklar henüz yokken gitmiştik. o zaman da çok eğlenmiş, ileride bir gün çocuklarımız olursa mutlaka getireceğimizi dile getirmiştik. işte o kutlu gün, geçen haftasonuydu.

temel bilim prensiplerini deneysel olarak, dokunarak, yaşayarak, gözlemleyerek anlayabileceğiniz ve çocuklarla 3,4 saat sorunsuz vakit geçirebileceğiniz harika bir yer.
48 adet deney biriminin malesef her birini fotoğraflayamadım. kara delik, hiberküp, fosforlu duvar, görme oyunları, donmuş azot gösterisi, refleks ölçerler, çizgi film makinesi hepsinde güzel vakit geçirdik, çok güzel şeyler öğrendik. 

buradaki ataçlar manyetik alandan dolayı hep dik duruyor ve aynı bölgede toplanıyorlar.
vee plazma küresi bende büyük bir hayranlık uyandırsa da çocukların beklediğim kadar ilgisini çekmedi.

farklı maddelerin mikroskop altındaki görünümlerini inceledik.
buradaki disklerden yarışı hep aynı disk kazanıyor... sağ altta elif in konuştuğu çanaktan karşıda epeyce uzakta bir tane daha var ve telefon vazifesi görüyor. elif' le bu çanak telefonlarda birbirimize sevgi sözcükleri fısıldadık :)
eren sınırları aşmadan yıldız çizmeye çalışıyor. asıl olan bu işlemi yaparken karşısındaki aynayı kullanmak ama ben pek başarılı olamadım.
en çok olasılık oyununu sevdiler. yukarıdan atılan topların genellikle hep aynı eğri içinde birikmesi ilginçti. zaten olasılık hesaplarını pek anlamamışımdır.
tebeşir tozu bırakarak serbest salınım yapan bölüm eren' in favorisiydi. gelip gidip bununla oynadı. ama en son baktığımızda tebeşir tozlarından böylesi düzenli bir şekil çıkabilmiş olmasına çok şaşırdık.
bisiklet kaç watt enerji üretebileceğimizi gösteriyor, aynı mantıkla çalışan bir lamba ve radyo da var. sağ tarafta ise topu bacaya koyup, düğmeyi açtıklarında çıkan basınçlı hava ile uçan top onları oldukça heyecanlandırdı.
yazı altınparkta, sezonun son dondurmalarını yiyerek böylece uğurlamış olduk.
altınpark bu mevsimde gerçekten çok güzeldi. yaprakları, ağaçları ve doğayı huzurla izledik.
feza gürsey bilim merkezi, altınpark içerisinde, okul öncesi giriş ücretsiz, tam 7, öğrenci 5 tl... gezilesi görülesi güzel bir yer, tavsiye ediyoruz.