30 Eylül 2011 Cuma

sevgi yıldızı :)

Cuma, Eylül 30, 2011 15
gökyüzüne bir merdiven kursam,
merdivenin en üst basamağına çıksam,
oradan elimi uzatıp bir yıldız koparsam,
getirip canım annemin saçlarına taksam,
ne güzel olurdu :)

elif in kreşte öğrendiği şiir ve benim resmim :) resmi verip, şiiri okuyunca gözlerim doldu... dünyada hangi başarı, hangi arzu, hangi utku bir insana bu mutluluğu ve tatmini hissettirebilir ki başka...

27 Eylül 2011 Salı

yeni kitaplarımız

Salı, Eylül 27, 2011 10
çok gürültülü bir şehre uyurgezerliği sayesinde sessizlik getiren bir sirk filini anlatıyor. insanlar fili o kadar seviyorlar ki uyanmasın diye gürültü yapmayı keserek sessizliğin nasıl bir şey olduğunu farkediyorlar.
tubitak ın erken çocukluk kitaplığından...
serinin ilk kitabıyla kuzenimiz tanıştırmıştı bizi. eren inanılmaz sevmiş, elinden hiç düşürmemişti. her ne kadar kahramanı canavarmış gibi görünse de, çok akıllı bir fındık faresinin, zekası sayesinde ormanda nasıl güvenle yaşadığını anlatan, çizimleri anlatımı bir o kadar güzel ve şiirsel bir kitaptı "tostoraman"... serinin ikinci kitabı olarak "tostoraman ın yavrusu" nu görünce almadan duramadım. ilki kadar güzel, ilki kadar zekice, eren in yeni gözdesi oldu :)
tubitak tan 6 yaş üzeri olarak çıkmış, elif de yazın bir başka kuzenimizin sayesinde sevmişti bu kitabı. zevkle okuyoruz henüz uygulamaya geçemedik ama evde kolayca yapabileceğimiz bir çok deney var içinde...
ah ah ne zordur yavru ahtapot olup da her gün sekiz kollu kıyafetler giymek :) diye düşünen bir yavru ahtapotun nihayetinde çok kolunun olmasının velhasıl bir ahtapot olmanın aslında güzel bir şey olduğunu anlamasıyla devam eden güzel bir öykü :) feridun oral ın resimlediği bir de "benekli faremi gördünüz mü" var yapı kredi yayınlarından onu da çok beğeniyoruz...

25 Eylül 2011 Pazar

birini tanımıştım

Pazar, Eylül 25, 2011 10
yaşamı hiçe sayan, kendini hiçe sayan birini tanımıştım. hep acelesi vardı. çalışırken, yemek yerken, sigara içerken... onun acelesi vardı çünkü biran önce hayattan payını düşeni alıp gitmek istiyordu. günün bitimini de sabahı da iple çekiyordu, biribirini kovalayan haftaları keyifle sigarasından derin nefesler çekerek izliyordu. o ölüme yaklaşmayı, ölümünü çabuklaştırmayı istiyordu. hastasın demişti doktorlar, içmeyeceksin dinleneceksin... tedaviyi reddediyor, yapabileceğinin en iyisini yaparak sigarayla içkiyle daha çok yarenlik ediyordu... ailesi mi, evet vardı ama onun bu azminin karşısında kimse duramazdı.

birini tanımıştım, memuriyetime onun yanında başlamıştım. hiyerarşiden, bürokrasiden hoşlanmazdı. hep gençlere, bizlere dönük yaşardı. çok çalışırdı, sanki hayatındaki başka boşlukları kapatmak istercesine... yolunda gitmeyen, tutmayan bir şeyler mi var, o gece uyuyamazdı.

birini tanımıştım, kimseyi kıramazdı... üstleri kadar astlarının da öfkeli şikayetlerine maruz kalır, arada sıkışsa da sesini çıkarmazdı... evde sorun işte sorun derdi ama ikisi için de iyileştirici bir adım atamazdı. sigarayı bırak deseler, eroine başlarım derdi, öleceksin deseler, kurtuluşum orada derdi. ilerledi hastalığı, kötüleştiği dönemler hastanede yattı, biraz düzelince düzenine devam etti... en son hastanede ziyarete gelen arkadaşıyla peşpeşe üç sigara içti ve o gün çok arzuladığı ölümüyle kucaklaştı...

birini tanımıştım. hep emekli olmak isterdi, her sene bir dilekçe yazar onu sümen altında bekletir bir türlü veremezdi. birini tanımıştım hep emekli olmak isterdi ama emeklilik hayali kilitli bir çekmecede kalakaldı...

22 Eylül 2011 Perşembe

toplantı

Perşembe, Eylül 22, 2011 14
ne zaman okulda bir toplantı olsa annem: "gene para isteyeceklerdir" derdi. o sıralar ilkokuldaydım ve annemin o yollardan geçen 4.çocuğuydum. aslında bu, her kademede çocuk okutmuş emekli bir öğretmen için gerçekçi bir yorumdu belki ama ben o yaşlarda bunu anlayabilecek olgunlukta değildim. oysa şimdi kreşten gelen toplantı çağrısının aslında ne anlama geldiğini daha iyi biliyorum. her ne kadar toplantının odak noktası olmamasına çalışılsa da gündem maddeleri arasında en önemli sıralarda yer alıyor. bizim kreşte her sınıf eylül ayında çocukların yaş gruplarına göre oyuncak ve kırtasiye alımı yapıyor. ayrıca sınıfta demirbaş sayılmayan ve yenilenmesi gereken perde, koltuk gibi mefruşat sınıfına giren malzemeler de velilerden toplanan bu bütçeyle karşılanıyor. kızımın toplantısı bugündü ve her veli için belirlenen rakam 200 tl ydi. haftaya da oğlum için aynı tarz bir toplantı daha olacak. üzerinde durulan diğer konular ise şöyle;

-pazartesi kitap, cuma oyuncak günü, unutulmayacak
-pazartesi tırnaklar kesilmiş olarak gelinecek
-çamaşırlar her gün mutlaka değiştirilecek
-kirlenen kıyafetlerin ertesi gün temizi gelecek
-haftada en az 2 kez banyo yapılacak
-saçlar toplanmış olarak okula gelinecek
-eşofman tipi beli lastikli kıyafetler tercih edilecek
-kolye, küpe, bilezik, kemer, askı kullanılmayacak

verilen üstü kapalı mesajlar :
-evde büyüklere yönelik diziler izlettirmeyin (tv saatlerini kısıtlayın)
-pc de kavgalı oyunlar oynamasınlar (pc saatlerini kısıtlayın)
- çocuğunuzun kitaplığını yenileyin, yeni kitaplar alın
DEVAMINI OKU

17 Eylül 2011 Cumartesi

3 yaş...

Cumartesi, Eylül 17, 2011 27
sen doğduğun zaman ankara da sonbahardı
herkes yaz rahavetinden sıyrılırken, bendeki bir maraton hazırlığıydı
o hastane odasında gördüm seni ilk, maviler içindeki pembe beyaz yüzünü
bilgileri taze, tecrübeli anne güveniyle alırken seni kucağıma
hissettiğim mutluluk ve tamamlanmışlık duygusuydu...

kızım demenin tadından, oğlum demenin farklılığına alıştı önce dilim
sonra pembe kıyafetlere mini mini maviler eklendi yavaş yavaş
sizleri aynı fotoğraf karesinde görmenin gururu, hep gözlerimden taştı
büyümenizi izlemek, seyrettiğim tüm diğer şeylerden harikaydı...

büyüdünüz, bunu en çok bu yaz anladım... bugünlerin kıymetini sık sık hatırlatanların da aslında ne demek istediğini anladım. bağımsızlaşmanın aramıza koyduğu mesafelerden bahsediyorum... şimdilik fiziksel de olsa giderek belirginleşecek boyutlarını artırarak... sırada ise yeni bir süreç var: "3-6 yaş aralığında iki çocukla yaşam" bakalım nasıl olacak...

iyi ki doğdun, iyi ki oğlum oldun...


15 Eylül 2011 Perşembe

kulağıma takılanlar

Perşembe, Eylül 15, 2011 13

elif in soruları :
*antartika da buzlar neden erimiyor?
*eskiden buzdolabı yokken insanlar yiyeceklerini bozulmadan nasıl koruyolardı?

elif in sevgi ifadesi :
*anne ben seni ankara dan afrika ya kadar seviyorum.

elif in dileği :
*keşke sihirli bir dilimiz olsaydı, mesela japonyaya gidince japonyaca konuşsaydı.

elif e banyo yaptırırken;
*anne bu banyo hiç planladığım gibi gitmiyoo...

elif yazın aldığı plastik bileziklerden takar :
*anne bak havalı tarzlı kız oldum :)
eren dondurma istediğini dolaylı yoldan anlatıyor:
*anne dilim çok terledii....

eren in soruları:
*otomatik ne demek?
*anne çiçekler konuşur mu?

eren anneye kızınca :
*anne seni artık sevmiyorum çünkü sen yaramazsın artık seninle oynamıycam, ben artık babayı seviyorum bi de elif i seviyorum.

eren den en sık duyulanlar:
*anne elif bana zarar verdi.
*anne elif benimle oyuncağını paylaşmıyoo...

gündelik yaşamın yalınlığı içinde çocuklara biraz kulak kabartınca ne çok malzeme çıkıyor :)

7 Eylül 2011 Çarşamba

asansör

Çarşamba, Eylül 07, 2011 11
18 katlı bir binanın 10.katında çalışıyorum. asansörün yoğun olduğu saatlerde asansöre binmeyi pek sevmem. akşamları bu nedenle merdivenleri kullanırım. küçücük bir alanda, sıkışık vaziyette, her katta durarak, insanlarla gözgöze gelmekten imtina eden, fiziksel olarak çok yakın ama zihinsel olarak diyar diyar uzak insanların bu yolculuğuna kazara dahil olmuşsam nefesim daralır, saniyeler dakikalara uzar, vücut ısım yükselir... aynı zamanda hassas terazi vazifesi gören bu teknoloji harikası, kapasite sınırını aşmışsa, acı bir grev çığlığıyla durur, son binen inmelidir racon gereği. bu da yolculuğu biraz daha uzatır...

sabahları ise mesai başlangıcından yarım saat önce işyerinde olduğum için asansörü çağırmamla gelmesi bir olur. hoş bir müzikle, boş olarak karşılar beni. 10. katın düğmesine basmamla 10 sn içerisinde hiç duraksamadan odamın kapısına getirir. bu hız karşısında hayret ve hayranlık duyarım... aşağıda bıraktığım apayrı bir dünyadır, yukarıda ise farklı mutluluk ve keder taşıyan bedenlerle dolacak odaların olduğu ayrı bir dünya vardır. bir çeşit ışınlanma süreci yaşadığımı düşünürüm.

ancak ben bu hissiyatla asansöre binmiş iken yolculuğum bir gafil tarafından sekteye uğratılmışsa, ineceği kat mühimdir son derece... eğer ki 11 ve sonrasında inecekse çok kabahati yoktur amma ben inmeden inmekse niyeti sitemkar bakışlarıma maruz kalır zavallı...

işte 4 asansör çağrılara koordinasyon içerisinde, gayet sistemli, eşgüdümlü, en hızlı ve en ekonomik olacak şekilde cevap verir, iner çıkar gün boyu... çağrı yoksa her biri belli bir aralıkta bekler ki en kısa zamanda ulaşabilsinler yerlerine... içlerinde taşırlar telaşı, hüznü, muhabbeti, bazen bir ezgi doldurur sessizliği, bazen korkutucu bir elektrik kesintisi...

3 Eylül 2011 Cumartesi

altınoluk ta

Cumartesi, Eylül 03, 2011 14
öncelikle çalışan ailelere göre uzun sayılabilecek bir tatil yaptığımızı düşünüyorum. 25 günü deniz kenarında olmak üzere bayramla birlikte 30 gün sürdü. çocukların biraz daha büyümüş olmaları geçen yılların kabus gibi tatillerin bittiğini bunun yerini ise uzaktan kontrollü gözetlemeli tatillerin aldığını gösterdi. onların bağımsızlaşmaları bize soluk aldırdı, yemek ve uyku saatleri sorunsuz, oyun saatleri biraz müdahale ve telkinle idare edilebilir boyutlardaydı. ilk kez bu yıl ben de bitsin istemedim tatil denen yaşam aralığının...neler olmasaydı keşke:
#elif kaybolmasaydı keşke. toplam 5 dk süren ama bizi perişan eden bu süreci yaşamasaydık ve onu tehlikeli bir şey yaptığına ikna edebilseydim... ben kötülerden hızlı koşarım, hepsini yenerim, merak etmeseydiniz diye bize kızan kendisi olmasaydı...
#geri sayım yapmasaydık keşke. tatilin bitmesine 10 gün kala her gün yaptığımız bu hatırlatma sadece strese ve asabiyete neden oldu.
#kitap okuyabilseydim keşke. çocuklar her uyuduğunda tv de doktorları izleyeceğime kitap okuyabilirdim ama çok sevdim ben bu diziyi :)
#kilo almasaydım keşke. yediğim dondurmalar tatlılar ve hamur işleri 2 kg olarak eklendi bünyeme.
neler oldu iyi ki:
#iyi ki hasta olmadan sağlıkla geldik evimize.

#iyi ki yüzmeyi suyu sevdiler ve bol bol suyla toprakla temas ettiler.
#iyi ki çevrede bol miktarda kedi köpek vardı, arka sokağımızda bir pazar, on metre yakınımızda bir bakkal, tam karşımızda bir park ve bolca çocuk :)
#dağ çilekleri ve incirler, aromatik zeytinler, mis kokulu salatalık ve domatesler nefisti.
#ne nefes kesen bir sıcak ne daraltan bir nem vardı. bol oksijen ve kaz dağının rüzgarları kasvetimizi dağıttı.
#iyi ki annem babam kardeşlerim ve yeğenlerimle bir arada kalabalık bir tatil geçirdik. aile bağlarımızı güçlendirdik ve özlem giderdik...
ve son olarak iyi ki hayatta iyi ki ler keşkelerden fazla :)
DEVAMINI OKU

2 Eylül 2011 Cuma

döndüler

Cuma, Eylül 02, 2011 11
25 günlük tatil sonunda bitti... çocuklar her zamanki gibi tatilin efendileri, bizler ise sadık hizmetkarlarıydık :) detaylar en kısa zamanda şimdilik kısa bir merhaba...
DEVAMINI OKU