24 Temmuz 2011 Pazar

Tatil Kapıda

Pazar, Temmuz 24, 2011 6
2010 Eylül ayında başlayan kreşimiz 22 Temmuz-5 Eylül arasında tatil. Elif ikinci, Eren ilk yılını tamamlıyor. Bu sene neler oldu;
+En önemli gelişme Eren in uyku sorununun bitmesi oldu. Kreş bu süreçte ne kadar etkendi bilmiyorum ama uyku sorunumuzun çözülmesiyle kreşe başlaması eş zamanlıydı. Bu durumun aile yaşantımıza çok büyük kazanımları oldu. Uykusunu alan anne ve baba daha anlayışlı, daha enerji ve sevgi dolu, daha az şikayet ederek ve akşamları kendilerine daha çok zaman ayırarak, dizi-film keyfi yaparak nispeten keyifli bir kış geçirdiler...

+İkinci olarak gribal enfeksiyonlar geçen yıla oranla önemli ölçüde azaldı. Geçen sene iyi oldukları ve şurup kullanmadıkları günler sayılıyken, bu kış sadece 3 kez (buna az diyorum ben) antibiyotik kullandılar. Elif hiç otit olmadı.

+Öz bakım becerileri çok gelişti. Elif yardımsız tuvalet ihtiyacını gideriyor, Eren de bu işi çözmek üzere. Eller süper yıkanıyor. Yemek konusunda da anne fırsat verirse gayet başarılılar.

+Dil kullanım becerileri gelişti. Ev dışında çocuklarla iletişimlerinde gayet iyiler. Parka gittiğimizde 5 dk içinde her ikisi de birer arkadaş bulmuş oluyor.

+Kurallara uymayı, beklemeyi, sabretmeyi, hayatın merkezinde olmadıklarını, bir gruba ait olmayı öğrendiler.

+Kardeş olmayı kreşte daha iyi anladıklarını düşünüyorum. Eren in ilk günlerinde Elif her akşam bize rapor veriyordu. "Eren bugün çok ağladı anne, bugün makarnasını bitirdi anne gibi"...
Sanırım kreşin en önemli dezavantajı çocukların birbirinden olumsuz davranış ve kötü kelime öğrenme konusundaki hızları ve başarıları... Fabrikadan çıkmış gibi aynı cümleleri aynı kelimeleri söylüyor, aynı şımarık davranışları sergiliyorlar. Kreş çıkışı enerji dolu talepkar çocuklarınızla karşılaştığınızda sakın şaşırmayın. Hem sizi özlemiş oluyorlar hem de tüm gün belirli bir disiplin içinde hareket etmekten sıkılmış...

Eğer çalışıyorsanız ve çocuğunuz 2 yaşından büyükse ilk sıralardaki alternatiflerden biri kreş olmalı diye düşünüyorum. Tabi güvenilir ve içinize sinen bir yer bulabilirseniz.

Önümüzde uzun bir tatil var ama malesef bizlerin o kadar çok izni yok... Bu durumda ilk iki hafta aile fertlerinin desteğiyle çalışıp, daha sonra izne ayrılmayı planlıyoruz. Yani hala buralardayız :)
DEVAMINI OKU

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Harvey Karp-Mahallenin En Mutlu Yumurcağı

Pazartesi, Temmuz 18, 2011 17
Sabır bir kasa benzer; egzersiz yaparak güçlenir.Huysuzluk nöbetlerine girmesinden nefret mi ediyorsunuz? Eğer öyleyse lütfen işin aslını unutmayın: Bu yıllar göz açıp kapayıncaya kadar geçecek ve siz onları çok özleyeceksiniz.Her çocuk parmak izi kadar benzersiz bir karakterle dünyaya gelir.Çocuğunuzun beynini bir jet uçağı olarak düşünebilirsiniz. Bir yaşındayken yakıtı ve yolcularını alıp motorunu çalıştırdı. İki yaşında pistte yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Üç yaşında ise tüm sistemler çalıştı ve kalkışa hazır hale geldi.Tüm günü dört duvar arasında geçirmek insanoğlu için çok yeni bir deneyim...
Çocuğunuzun en seveceği ödül sizsiniz! Sizinle geçireceği ekstra beş dakikalık oyun zamanı, ikinizin katılacağı bir çay partisi vermek, böcek avına çıkmak, ona masal anlatmanız ya da sizinle beraber bakkala yürümek onun için en güzel ödül olacaktır.

-Henüz kitabı bitirmedim ama can alıcı bulduğum bir kaç şeyi not etmek istedim. Fotoğraflar konuyla ilgisiz gibi görünse de benim için anlamlı :)

8 Temmuz 2011 Cuma

Ayrılık

Cuma, Temmuz 08, 2011 8
Ben öyle birdenbire paldır küldür alamam kimseleri içeri. Hayatımda yer kaplayan insanlar, hep azar azar, sindire sindire yer açmıştır kendilerine. Temkinliyim evet, garanticiyim de aynı zamanda... Macera aramam, risk almayı sevmem, önümü görmüyorsam rahat edemem, belirsizlik huzursuzluk demektir benim için...

Ama en beklenmedik zamanlarda karşılaştım bana en yoğun duyguları yaşatanlarla. Herkesin de öyledir sanırım... Hayatımızdaki dönüm noktaları anidir, keskindir... Eşimle tanışmam, işe başlamam, Ankara dan gidişim, geri dönüşüm, çocuklar... Her ne kadar istenen beklenen durumlarsa da, oluşları ani ve şaşırtıcı...

İçeri aldıklarımı da bırakamam kolay kolay... Geride bıraktıklarımı unutamam, kendimle kaldığım zamanlarda geçmişime geri dönüşler yaşarım sık sık. Zihnimde dönemler halinde yüzler, isimler, olaylar uçuşur durur...

Sevdiklerimin hayatımdan çıkma olasığı gelmişse gündeme huzur bulmaz ruhum... Bakamam yüzüne dolar diye gözlerim, sarılamam sıkı sıkı boşluğu kucaklamaktan korkar yüreğim, gitme diyemem ama ben de onunla gitmek isterim... Hele ki giden, beni korumak uğruna hayatın hoyrat rüzgarlarına siper eden biriyse kendini, hele ki omzunda ağlayıp teselli bulduğumsa, sözleri nasihatleri beni incitmez, sevgisi beni iyileştirirse...

Ablam evlenirken yaşamıştım en son, şimdi yeniden...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Öfke Kontrolü-Sabır Diyeti

Pazartesi, Temmuz 04, 2011 5
Bazen silkelenip kendine gelmek için gereken sert bir bakıştır, bazen tehdit içeren bir söz, bazen ise görebilmek gerekir sana hayretle bakan gözleri... Eğer ters giden bir şeyler olduğunu farkettiysen önce kızarsın kendine çok ama çok fazla sonra durulup "neden böyle oldu" diye düşünürsün ve "nasıl düzeltebilirim"e gelir düşüncelerin... Okumak ve düşünmek; bildiğin ama uygulayamadıklarını, teoride sağlam duran ama pratikte olmayanları, anlamaya çalışmak yolları - yöntemleri ve kafanda oluşturmaya başlamak spesifik durumlarda verebileceğin ya da vermen gereken tepkileri.... İşte bunlar adımlarıdır değişime giden yolun. Arada bir istemediğin yönlere de kaysa bu süreç, kararlılıkla devam etmek gerekir yola.

En güzeli sürülen, ekilen, sulanan topraklardan ürünleri toplamaktır. Kendinle gurur duymak, başarının tadını çıkarmaktır ve şaşırmaktır sınırlarının genişlediği topraklara...