25 Şubat 2011 Cuma

anne itirafları

Cuma, Şubat 25, 2011 19
slingomom tarafından başlattılan ve bugünlerde çok popüler olan anne itiraflarını ben de yazmak istedim:

1-anne olmadan, dışarıda ağlayan şımarık bir çocuk gördüğümde; nasıl yetiştirmişler bunu, benim olsa kesin yerdi şaplağı der, o anne babayı kınardım. oysa şimdi o anne babalara sempatiyle bakıyor, sabır ve kuvvet diliyorum.

2-yemek konusunda hiç ısrar etmiyorum ama eşim çocuklar az yediklerinde onlara bir şeyler daha yedirmeye çalışıyor. böyle durumlarda kendimi çok katı ve gaddar hissediyorum.

3-kendileri uyuyamıyor, yemek yiyemiyor, üstlerini değiştiremiyorlar, geceleri odalarında yalnız yatamıyorlar ve bunlar için kendimi suçluyorum.

4-kış aylarında haftada bir kez banyo yaptırıyorum ve her akşam dişlerini fırçalamıyorum.

5-anne baba olmanın bu kadar zor olduğunu tahmin etmemiştim. geleceği düşündükçe ve "daha yolun başındasınız, çocukların en güzel zamanları, bugünlerin kıymetini bilin" diyenleri duydukça gözüm daha da korkuyor.

6-sezeryanla doğum yaptım. sezeryanla doğum yapan anneleri bilmeden kınayan, küçümseyen ve eksik annelermiş gibi davrananlara sinir oluyorum.

7-çocukların büyüyüp bağımsız olacakları ve kendime daha çok zaman ayırabileceğim günleri iple çekiyorum ama diğer yandan bugünlerini özleyeceğimi de düşünüyorum.

8-bazen eşimin benden daha merhametli, daha sabırlı, daha sevecen, daha esnek, daha hoşgörülü... olduğunu düşünüyorum ve çocukların babalarını daha çok sevdiğini hissedersem acayip burkuluyorum.

9-bazı dönemler çocuklara daha çabuk sinirlenip, bağırıyorum. böyle zamanlarda kendimi çok kötü hissediyorum ve aslında olaylara hep kendi tarafımdan baktığım için bu duruma geldiğimi anlıyorum. mesela elif su birikintilerini şaplatıyor evet ama amacı beni sinir etmek ya da sözümü dinlememek değil. bunu yakaladığım zaman daha hoşgörülü ve sabırlı oluyorum.

10-çok bunaldığım zamanlarda tek çocuklulara özeniyorum ama sonra eren i düşünüp, böyle düşündüğüm için kendimden utanıyorum.

11-her ne kadar çocukları kreşe erken verdiğimi düşünsem de, çalışan bir anne olduğum için çoğunlukla kendimi şanslı sayıyorum.


gerçekten oldukça rahatlatıcıydı, herkese tavsiye ederim :)

22 Şubat 2011 Salı

isyan

Salı, Şubat 22, 2011 36
bu eksik yaşanmışlık hissi, bu kaçırmışlık duygusu. sanki kafes içindeymiş gibi bir hayat. her gün bir öncekinin aynı...
-sinemaya gitmek istiyorum.
-geç yatıp, geç kalkmak istiyorum.
-eve geç dönmek, cafelerde oturmak, biraz sürtmek istiyorum.
-sonra mesela 1000 parçalı bir puzzle yapmak istiyorum, her gün 3,4 parçasını bularak, yavaş yavaş, masanın üzerinde puzzle parçalarıyla sarmaş dolaş...
-yürümek istiyorum, uzun uzun, salına salına...
-biraz gece hayatı istiyorum, hoop eller havaya...
-spor yapmak, spor salonuna gitmek istiyorum.
-arabayla uzun bir yolculuğa çıkmak istiyorum.
-çocuksuz arkadaş toplantıları istiyorum.
-gece arkadaşlarımda yatıya kalmak, sabaha karşı yatıp, akşama doğru kalkmak istiyorum.
-yaz tatili istiyorum ve şezlongda kitap okumak.
-geceleri deliksiz uyumak istiyorum.
-ağız tadıyla, dinlenerek geçirebilmek istiyorum hafif bir soğukalgınlığını...
-gizli kaçamak değil rahat içebilmek istiyorum 1 bardak kolayı ve cips yemek, çikolata yemek rahatça...
-çocuklar arasındaki kavgalara çözüm bulmak değil, o an kaçıp gitmek istiyorum.

-hafta sonlarını avm lerde geçirmek değil, doğaçlama, amaçsız ve açıkhava gezileri yapmak istiyorum.
-tüm gün yataktan çıkmadan uyumak istiyorum ve müzik dinlemek dilediğimce.
-şehir dışındaki iş gezilerine, eğitimlere katılabilmek istiyorum.
ve daha neler neler...
heyhaaat malesef vakit elif ve eren i kreşten alıp, eve götürmek, kıyafetlerini değiştirip, ellerini yıkamak, onlara yemek hazırlayıp, yedirmeye uğraşmak, sonra biraz hoşça vakit geçirmek, onlara kendi seçtikleri birer hikayeyi okuyup, uyutmak vakti ve tüm bunları yaparken çıkabilecek her türlü pürüze anlık, yaratıcı çözümler bulmak, eren in kurumayan gözyaşları ve ağlamalarında onu teselli etmek, elif in 1500 üncü "anne" ile başlayan sorusuna sabırla cevap vermek vakti. ve eğer onlarla uyuyakalmamışsam kendime ayıracağım bir iki saat ile huzur dolma vakti...

18 Şubat 2011 Cuma

mim

Cuma, Şubat 18, 2011 4
sevgili yaruze mimlemiş beni :) hemen cevaplıyorum...

1. gün içinde, eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
bir uzaylıyla tanışmak. malesef artık kolay şok geçirmiyorum.

2. gördüğün zaman, eğer almazsam uyuyamam dediğin şey?
bebeklerde gaz sancılarını ve koliği geçiren bir reçete. o kadar çok çektim ki bu sorundan, çare bulsunlar ahdım var üçüncüyü doğuracağım :)

3. uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
eğer diyet yapıyorsam ve karşımda nescafe ve ekler in cezbeden çağrısı varsa ve ben de yoldan çıkmaya meyilliysem, bozarım. sadece tatlı şeyler yiyerek beslenebilirim. içim hiç bayılmaz, hiç bir tatlı bana ağır gelmez...

4. uğurun var mı, uğurun?
yok.

5. kendine en yakıştırdığın renk?
siyah ve bugünlerde kahverengi.

6. en sevdiğin takın?
küpesiz kendimi çıplak gibi hissederim ama gösterişsiz sade küpeler kullanırım.

7. takıntın?
evi havalandırmak.

8. bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
2 günlüğüne çocuklar olmadan, sadece eşimle heryere gidebilirdim.

9. ben bu şarkıyı duyunca şakırım?
candan deniz feneri.

10. solunda ne var?
elif ve eren in gülümseyen bir fotoğrafı...

var mı yazmak isteyen :)

17 Şubat 2011 Perşembe

sevgi...

Perşembe, Şubat 17, 2011 2
Sevgi neydi... Sevgi iyilikti, dostluktu... Sevgi emekti... demişti Asya, Selvi Boylum Al Yazmalım filminin unutulmaz son sahnesinde. Dünyanın tartışmasız en büyük sevgisi olduğu kabul edilen evlat sevgisini düşündüğümde, bunun aksini kimse iddia edemez diyorum. Anne babanın yeni doğmuş bebeği, bir yetişkin haline getirene kadar verdiği emeği, dünya yüzünde hiç bir canlı başka bir canlı için vermiyor çünkü... İlk görüşte bebeğine aşık olduğunu söyleyen annelerin sevgisi aylar geçip, verilen emek büyüdükçe daha bir katmerlenip, çoğalıyor. yaşanmışlıklar, birliktelikler arttıkça, çekilen cefalar, alınan hazlar oldukça, bezler değiştirilip, uykusuz geçirilen saatler, fedakarlıklar çoğaldıkça sevgi de gün be gün büyüyüp, çoğalıyor.

Emek ile elde edilen mutluluklar daha kalıcı oluyor. Çaba göstermeden, fedakarlık yapmadan, istediğimiz anda elde ettiğimiz mutluluklar ise uçup gidiyor, bünyede asimile oluyor, unutuluyor. Eğer mutluluk, aldığımız bir çift ayakkabı ya da verdiğimiz iki kilodaysa, tek taşlı bir yüzüğe sonsuz sevgi anlamını yükleyebiliriz. Ama paylaşımla, emekle, fedakarlıkla, bazen alttan almakla, bazen sabırla harmanlanan bir sevgiyse inandığımız, o zaman günler yeter mi yaşamaya, hediyelere sığar mı acaba...

Sizi filmin son repliğiyle başbaşa bırakırken, düşünüzdeki sevginin hep yanıbaşınızda olmasını diliyorum...


İlyas: Asyam.. Al yazmalım..
Asya: Samet baba demişti.. Onu babalığa seçmişti.. Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti..
İlyas: Asya..
Asya: Durursam bir daha kurtulamam..
İlyas: Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Asya: Yüreğim kaydıysa günah mı?
İlyas: Çamura saplansam yardıma gelir misin?
Asya: Elini tuttum.. Sıcacıktı.. Yüreği elimdeymiş gibi..
İlyas: Elinden tutuversem benimle gelir mi?
Asya: Seninim işte.. Alıp götürsene beni...

15 Şubat 2011 Salı

4 yaş

Salı, Şubat 15, 2011 36
4 yaşında bir kız çocuğu, doğum gününde çok istediği kanatları takınca ne yapar?
koşar, koşar, koşar.... sonra ağlamaya başlar...
çünkü kreşteki arkadaşının söylediği gibi, havalanıp uçamamıştır.
ayrıca sihirli değneğiyle, sihir yapamamaktadır.
küçük peri kızım, hayatı masal tadında yaşamanı, kanatlarınla hep güzelliklere yol almanı, kalbindeki pırıl pırıl pembelikle gittiğin her yere ışıltını, sihrini taşımanı diliyorum. seni çok ama çok seviyorum...

13 Şubat 2011 Pazar

bağışıklık sistemi güçlendiriciler

Pazar, Şubat 13, 2011 10
2009 eylül ayında elif kreşe başladıktan sonra hastalıklarla yoğun bir şekilde tanıştık. elif le birlikte, o zamanlar 1 yaşında olan eren de eve gelen her mikropla epey bir samimi oldu. yaz aylarının başlamasıyla kısa bir mola versek de 2010 eylül ünde eren in de kreşe başlamasıyla viral-bakteriyel her türlü hastalığa yeniden sıkı bir merhaba dedik.

geçen sene böyle sık sık hastalanan çocuklarımdan şikayetlendiğimde, bağışıklık sistemini güçlendiren ve özellikle çocuklara tavsiye edilen bazı ürünler olduğunu öğrendim. mesela imuneks, geçen kış 2 aya yakın kullandım. kapsül şeklinde olduğu için içindeki tozu çıkarıp, balla karıştırarak veriyordum. bu kış ise propalmar ve propalsaft ı dönüşümlü olarak kullandık. içeriklerini ve faydalarını okuduğunuzda gerçek olmasını çok istiyorsunuz ama malesef bunlardan da beklediğim faydayı göremedim. immuzinc, ekinezyalı jelibon, actimel ve benzerleri ile kafam epeyce karışmış ve tam umca diye başka bir ürün denemeye hazırlanıyordum ki bazı doktor tavsiyeleri kulağıma çalınmaya başladı. "bağışıklık sistemi güçlendiriciler olarak piyasada bulunan ve henüz faydası kanıtlanmamış, eczanelerde satılan ilaç görünümündeki ürünlerden uzak durmamamızı ve çocukların karaciğerini boş yere yormamamızı" öneren tavsiyeler.

ben en azından bir süre bu tip ürünlerden uzak durmaya karar verdim. yalnız evde uyguladığım ve faydasına inandığım bir kaç şey var;

*havalandırma: yaz kış her gün mutlaka evi çok güzel havalandırırım.
*tonimer sprey: çok sık kullanırım, burunların açık olmasına azami önem veririm.
*banyo esnasında kulakları mutlaka vazalinli pamukla kapatırım. bu sayede elif de çok sık tekrarlayan orta kulak iltihaplarını azalttığımıza inanıyorum.
*coldmix ya da okaliptus yağı: burun açıldıktan sonra yakalara damlatılarak solunumun rahatlamasını sağlıyor.
*bal-limonsuyu-zencefil: bu karışımı bazen ılık suyla bazen kaşıkla hemen hemen her gün veriyorum. hafif öksürük ve boğaz ağrısına iyi geldiğini düşünüyorum.
*asla sigara içilen bir ortamda bulunmuyorlar.
*kağıt mendil, peçete, ıslak mendil kullanımı: sadece bir kez kullan-at kuralına riayet ediyoruz.

* buhar makinesi: özellikle kış aylarında sabaha kadar kaloriferin yandığı evlerde ortamın nem seviyesi oldukça düşüyor. ama bu makinelerin de çok dikkatli kullanılması gerekiyormuş. çünkü hava sirkülasyonu olmadan ortamdaki havayı nemlendirmek faydadan çok zarar getiriyormuş. mutlaka ortamı havalandırdıktan sonra nemlendirmeliyiz.

aklıma ilk gelenler bunlar, herkese ama özellikle çocuklara, hastalıksız günler diliyorum.

9 Şubat 2011 Çarşamba

zennube nin editinden hıncal uluç

Çarşamba, Şubat 09, 2011 12
zennube nin editinden hıncal uluç
sevgili zennube nin blogundaki yazıyı aynen kopyalayıp, yapıştırıyorum...

"Herkes köşe yazarı olmasın ama herkes blog yazarı olsun evet. Bir Hıncal Uluç
yorumu da benden, ama hala hıncımı alamadım

Ya dayanamayacağım ve şu
lanet yazıya bir Zennube editi çekeceğim izninizle

Perşembe sabahı, evde
kahvemi içip gazetemi okurken, sen perşembe sabahları evinde
misin? benim dedem senle yaşıt ama her sabah erkenden kalkıp hala işe gidiyor.
Hayatı boyunca hafta içi kahvesini içip gazete okuyabilmek gibi bir şansı
olmadı. Sen evinde kontesler gibi geriniyorsun yani. Seni gidi şanslı dede.
Fatoş geldi. Evdeki yardımcım.. Vayyy Aşk-ı
Memnulara, Asmalı Konaklara taş çıkarır lüks bir hayatınız var yani. Zenginsin
yani. Üst sınıfsın yani. Hey yeah dostum bu seni bilir kişi yapar durma devam
et. Fatma teyze ile ne işler pişirdiniz? Bir görelim.

7 Şubat 2011 Pazartesi

çocuk oyunlarına müdahale

Pazartesi, Şubat 07, 2011 18
elif in apartmanda yaşıtı bir arkadaşı var. sık sık gidip geliyorlar birbirlerine. aslında hoşnutum bu durumdan, çünkü yazın olduğu gibi her an dışarı çıkma şansımız olmuyor bugünlerde. ama beni rahatsız eden bir durum var ve ne yapmam gerekir, nasıl davranmam gerekir kestiremiyorum. mantığım ve duygularım malesef çatışma halindeler.

kızımın arkadaşı geldiğinde çoğunlukla kreşçilik oynuyorlar ve o öğretmen oluyor. elif ve eren ise öğrenci. bazen elif bu duruma karşı çıkıyor, o zaman elif de öğretmen oluyor ama kısa süre sonra tekrar öğrenci rolüne geri dönüyor. elif de öğretmen olduğu zamanlarda ise olan eren e oluyor. arkadaşıyla bir olup, eren i epeyce eziyorlar. arkadaşları, onlar üzerinde bir tahakküm kurarak sürdürüyor oyunu. bazen ceza veriyor, bazen kızıyor. bazen de şefkatli yaklaşıyor. eğer elif onun istediği şeyleri yapmak istemezse, elif i üzecek şeyler söylüyor. mesela "artık seninle oynamayacağım, bana x oyuncağı alacaklar sana vermeyeceğim.. vb" böyle durumlarda elif genelde geri adım atıyor, daha ılımlı yaklaşıyor ve çok etkileniyor, üzülüyor böyle tehditlere. o gittikten sonra elif le konuştuğumuzda "artık onunla oynamayacağını, hep onun istedikleri oyunu oynadıklarını" söylüyor. ben de bunu ona söylemesi gerektiğini ve eğer istemiyorsa onunla arkadaş olmak zorunda olmadığını söylüyorum.

ben sürece hiç müdahale etmiyorum, sadece izliyorum. böyle yapmam gerektiğini düşünüyorum ama içim içimi de yiyor. bir yandan diyorum ki böyle öğrenecek hayatı, her an benim korumamda olamaz, kişiliğini korumayı öğrenmeli, bir yandan da içimde susturamadığım endişeli bir anne "üzülüyor kızım, eziliyor oğlum" şeklinde konuşmakta...dün arkadaşlarımız geldi, gene kızımla aynı yaşta kızları var. biz büyükler salonda oturduk, 3 ufaklığın odada oynamalarını umarak. gene kreşçilik oynamaya başladılar. arkadaşımızın kızı biraz bağırarak, biraz kızarak, biraz da ceza vererek sert bir öğretmen tablosu çiziyordu. bir süre sonra kızım geldi yanıma, anne beni oyunlarına almıyolar diye. ben de hadi gel biz de seninle oynayalım bir süre, nasıl olsa birazdan seni özler ve gelirler dedim ama geldiklerinde biz de onları oyunumuza almayabiliriz diye ekledim. (şu an yaptığımın ne kadar yanlış olduğunu farkedebiliyorum ama o an elif in kendini biraz güçlü hissetmesini istemiştim) nitekim geldiklerinde elif, "hayır siz beni oyununuza almadınız ,ben de sizi almayacağım" dedi. ortamda hafif serin bir hava esti tabi...

açıkcası nasıl bir tutum izlemeliyim hala bilmiyorum. benim çocuklarım lider olsun, toplulukları peşinden sürüklesin, en önde gitsinler, oyun kurucu olsunlar falan gibi dertlerim yok. sadece ezilmelerini istemiyorum ve kendilerini korumalarını istiyorum... kolayca üzülmelerini değil, güçlü olmalarını istiyorum. ve bu konuda kafam oldukça karışık...

1 Şubat 2011 Salı

kitaplarımız

Salı, Şubat 01, 2011 19
uykudan önce kitaplarımız. mutlaka bir hikaye okuyup öyle uyuyoruz...
netten sipariş ettiğim iki kitap. sadece resimle anlatım var, öyküsel bir anlatımı yok...


çok rağbet görmeseler de kitaplığımızda yerleri var...


hala severek okuyoruz bunları...
artık çok ilgilerini çekmiyor, 2 yaş altı için daha eğlenceli olduğunu düşünüyorum.

buna bayılıyorum. her okuduğunda insan duygulanıp, ağlar mı yaa :)) nasıl kaptırıyorsam kendimi, kendi babam geliyor sanırım aklıma :)

ben cemile yi sevmedim, belki daha iyi kitapları da vardır ama bunu okuduktan sonra diğerlerini almak istemedim.

bu üçlüyü çok seviyoruz. vücudumuz sayesinde elif çok şey öğrendi, şimdi öğrendiklerini eren e anlatıyor... "bak eren sende sperm var, bende yumurta var, çünkü ben kızım :)"



tubitak yayınlarından, elif in favorilerinden...

ilk çıkartmalı kitabımız, teyzemizin hediyesi :)

buna tek kelimeyle bayıldım. zeytin, benekli faresini ararken biz de masallar arasında harika bir gezinti yapıyoruz...




pıtırcıklar, 2 yaş ve üzeri için...

çantalı öyküler serisi, severek okuduk ama şuan sadece eren e hitap ediyor...

az kaldı yakında seriyi tamamlayacağız :)

bunlar da dönüp dönüp okuduğumuz meraklı miniklerimiz...