31 Aralık 2011 Cumartesi

24 Aralık 2011 Cumartesi

ankara da kar

Cumartesi, Aralık 24, 2011 18
2011 in son günlerinde nihayet beklediğimiz kar yağdı :)
adet olduğu üzere hemen mini kardanadamımızı yaptık :)
calliou nun tüm çocuklarca öğrettiği karda melek izi...
geçen kış hastalıklardan dolayı pek haşır neşir olamamıştık ama kışın başlangıcında karın tadını çıkardık bu sene.... çocuklar mutlu ben huzurlu :)
pek keyifli ama biraz da eziyetli bir mevsim kış. hele ki bizim gibi ankara nın en yüksek semtinin en tepesinde oturuyorsanız. bir km aşağısında bir parmak kar varken biz, arabamızı gömülü olduğu kar yığınından çıkarmak için epey çabalıyoruz. atkılar, bereler, eldivenler, kabanlar ve her sabah bu kargaşada evden çıkıp çocukları kreşe teslim etmek bizim için bir maratondan farksız... gene de seviyorum yaşadığım yeri, kış ı hele ki ankara nın kışını, ayazını, karını :) kimsenin soğukta ayazda üşümediği, tüm minik ayaklarda çorap ve kışlık botun olduğu, sobalarda kömür, ocakta kaynayan bir çorba sıcaklığıyla geçecek güzel bir kış diliyorum...
DEVAMINI OKU

21 Aralık 2011 Çarşamba

2011 e fotoğraflarla bir bakış

Çarşamba, Aralık 21, 2011 18
bu yıl neler oldu neler :)
eren kreşte ilk yılını, elif ikinci yılını tamamladı
kardeş olmanın keyfine vardılarelif ilk karnesini ve ilk mektubunu bu yıl aldıevde anne baba ol gel partisi düzenledilerüçüncü yaz tatilimizi 2011 yazında yaptıkelif ilk süt dişini bu yıl düşürdüilk müzik gruplarını kurdular :)ilk müze ziyaretlerini yaptılararkadaşlığın tadını çıkardılarilk kez metroya bindilerilk kez buz pateni kaydılarvee ilk yılbaşı ağaçlarını süslediler

2011 yılında çok şükür sevdiklerim sağlıklı ve mutluydu. 2012 yılında da tüm çocukların sağlıkla büyümesini, anne-babaların biraz daha fazla kendilerine vakit ayırabilmelerini, felaketlerin herkesten uzak olmasını diliyorum, şimdiden mutlu seneler :)

not: 2010 yılına fotoğraflarla bir bakış

14 Aralık 2011 Çarşamba

teslimiyet

Çarşamba, Aralık 14, 2011 10
bir sabah uyansam yatağımda ama kalkmasam hemen, biraz gerinsem, esnesem ertelesem kalkmayı... sonra iki kanatlı penceremi açsam sonuna kadar, yemyeşil çimenleri, çiçekli ağaçları görsem, ılık bir bahar sabahı kucaklasa beni... saçlarım açık, dalgalansa rüzgarda ve üzerimde rahat bir kıyafetle beklesem bir süre.

kahvaltım en sağlıklı yiyeceklerle bütünleşmiş bir renk cümbüşü... doğanın bize bahşettiği canlı renkler ve müthiş kokular eşlik etse okuduğum kitabın yapraklarını çevirerek yaptığım kahvaltıma... her bir lokmanın tadına vararak, huzur ve sükunetle sindire sindire geçirsem bu zamanı...
öğleni tenha bir kumsalda yürüyüş yaparak karşılasam ve küçük bir kır kahvesinde taze demli bir çay içsem denizi izleyerek... zaman kavramı olmasa düşüncelerimde, acelem olmasa, ne gitmem gereken bir yer ne bekleyenim, ne yetişmem gereken bir iş, ne yetişmesi gereken işlerim olsa. sadece ben ve hafızam, sadece geçmişim ve şuan... anılarımdan gülümseten bir hatıra düşse aklıma, hüzünlensem. herkes kadar yalnız olduğumu düşünsem, bedenine hapsolmuş bir sürgün olduğumu, beynimin, gücümün sınırlarını ve uzakları, uzaktakileri... bir kabulleniş yaşasam sonra doğum kadar ölümü de hazmetsem, normalleştirsem... her şey, zihnim bir anda aydınlansa, tüm pus silinip berraklaşsa, netleşse... akşam eve dönerken, ruhumda huzur ve sabır; gözlerimde dinginliğin yansıması olsa ve gündeliğin sıkıcı rutinine sımsıkı sarılacak gücü hissetsem tüm benliğimde, şükretsem şükretsem elimdekilere ve teslim olsam kadere...

4 Aralık 2011 Pazar

anne kaleminden 2 yıl

Pazar, Aralık 04, 2011 26
iki yıldır blog yazıyorum. önceleri kör-sağır bir boşluğa sesleniyormuş gibiydim. sonra yavaş yavaş sessizlikte sesler duyulmaya ve dünyam aydınlanmaya başladı. öyle özel insanlar tanıdım ve öyle güzel yazılar okudum ki çoğu zaman bravolarım eşlik etti okumalarıma. bir gün keşfedileceklerine ya da bir gün kağıttan mürekkepten bir kitapta onlarla karşılaşacağıma inandım hep.

hem çalışıp hem de iki çocukla debelenip durduğum bu hayatta bazen yetemediğimi hissettiğim, bazen isyan ettiğim, hiddetlendiğim, bazen duygularımı taşıyamayıp gözlerimden akıttığım zamanlar oldu. paylaştım olabildiğine kendi sınırlarım dahilinde ve yalnız olmadığımı hissettim her seferinde... farklı dünyalarda gezdim, kah leziz yiyeceklerle doldurdum nefsimi, kah el emeği sanat eseri güzelliğinde muhteşem eserlerle, bazen bir fotoğraf oldu huzur veren ruhuma, bazen bir miniğin masum tebessümü...

kendim saydım, evim bildim, her bir kelimeyi bir diğerinin yanında istifleyerek biriktirdim anılarımı... beşer unutur detayları ama unutmaz burası. özenle saklar, sıralar ve ne zaman dönüp bakmak istesem içeriye alır beni... tanıdık, sıcacık ve güvenli... bir fidan dikip, büyümesini izlemek gibi, bazen toprağını havalandırmak, bazen sulamak, meyve vermesini beklemeksizin onu sevmek ve gölgesinde huzur bulmak gibi... iyi ki başlamışım yazmaya ve iyi ki buradayım!

2 Aralık 2011 Cuma

düşen ilk süt dişi

Cuma, Aralık 02, 2011 19
kızımın ilk süt dişi sonunda düştü. dün kreşten almaya gittiğimizde haberi heyecanla verdi bize. biz de öpüp tebrik ettik :) ilk sallandığını farkettiğimizden bugüne yaklaşık bir ay geçmiş. ama malesef büyük bir heyecanla yastığının altına koymayı hayal ettiği dişi kaybolmuş. yutmuş ya da oynarken farketmeden düşürmüş olabilir. her neyse ne önemi var ki, kızım büyüyor :)

1 Aralık 2011 Perşembe

çocuklarda argo sözler

Perşembe, Aralık 01, 2011 19
bu aralar bizim çocuklar evde çok eğleniyorlar. ama emin olun aralarındaki espirilere ve diyaloglara şahit olmak istemezsiniz. sohbeti eğlenceli yapan kullanılan kelimeler. "kaka, çiş, kusmak, sümük, pis, g.t, b.k vb" kelimeleri muhtelif cümleler içinde ve türlü varyasyonlarla bir araya getirip kendilerinden geçercesine gülüyorlar.
-teyzeme gittik pis ayak: puhahahahhhaa
-çorbanın üzerine kusmak: puhahahaaa
-çişini donuna yapmak: puhahahaaa
-sinekli kaka yapmak: puhahahaaa
o kadar yaratıcılar ki bu konuda sınır tanımıyorlar. evde ve arabada kendi aralarında yaptıkları bu eğlenceye müdehale etmiyorum ama sık sık toplum içinde, yabancılar arasında, apartmanda bu sözcükleri kullanmamaları gerektiğini hatırlatıyorum.

bazen olaylar sinir bozucu bir boyuta varabiliyor şöyle ki;
ben: çoraplar kirlenmiş hemen değiştirelim
onlar:kirli çoraplar puhahahahaaaa
ben:herşeye gülünmez, şimdi ciddi olmanızı istiyorum
onlar:herşeye gülmek puhahahhhaa
ben: yeter artık kesin şunu
onlar:kesin şunu puhahaaaa
genellikle sonuç benim dellenmem sonucu kahkahaların hüzne dönüşmesi oluyor. bu konu üzerine düşünüp ciddi bir kriz yönetimi sergilemem şart sanırım.

3-5 yaş arasında çocukların dil gelişimleri hızlı geliştiği için argo söz kullanımına daha sık rastlanıyormuş. bizimkilerin her ikisi de bu yaş aralığındalar. bir de kreş faktörü var, evde kesinlikle duymadıklarına emin olduğum bazı kelimeleri biliyorlar malesef. bizler çoğu zaman duymamazlıktan gelerek pekiştirici rol oynamamaya çalışıyoruz.bunun da geçici bir dönem olduğunu farzedip, sabırla geçmesini beklemekten başka yol yok gibi...

26 Kasım 2011 Cumartesi

tabiat tarihi müzesi - mta

Cumartesi, Kasım 26, 2011 7
uzun zamandır aklımda olan tabiat tarihi müzesine bugün gidebildik. belki ilgilerini çekmez diye düşünüyorduk ama gayet güzel bir gezi oldu.çabuk gezilebilen, eğlenceli bir müze...

çok güzel yarı değerli taşlar gördük ama en çok hayvanlarla ilgiliydiler.
müzenin giriş bölümünde ağırlığınızın tüm gezegenlerde ne kadar olduğunu öğrenebileceğiniz bir tartı var, mesela ben plütonda sadece 4 kg ymuşum :)
tabiat tarihi müzesi çukurambar da mta içerisinde. pazartesi günleri hariç her gün 09:00-16:00 arasında ücretsiz ziyaretçi kabul ediyor.

24 Kasım 2011 Perşembe

sayaç akıllı orası kesin

Perşembe, Kasım 24, 2011 13
ankara da elektrik dağıtım işini alan enerjisa tüketicilerin elektrik sayaçlarını faturaya yansıtılan 40 tl karşılığında akıllı sayaç ile değiştiriyor. yok kardeşim ben sayacımdan memnunum benimki akılsız kalsın diyemiyorsunuz. evde olsanız da olmasanız da görevliler kapınıza gelip hoop akıllı sayacı takıveriyorlar.

efendim bu akıllı sayaç, adının hakkını veriyor. çünkü benim işten eve gelip de elektriği en çok tükettiğim akşam saatlerinde fiyatını artırıyor. evimin işlerini bitirmiş, çocukları yatırmış ve kendim de uyumak üzere olduğum gece saatlerinde ise fiyatını düşürüyor. akşam ve gece arasında akıllara ziyan bir fark oluyor. bu durumda gel de uyu rahat rahat...

şöyle ki ;
tek zaman tarifesinde : 1kwh=15,811 kr iken;

akıllı sayaç tarifesinde :
gündüz (t1) (06:00-17:00) 1kwh=15,708 kr
puant (t2) (17:
00-22:00) 1kwh=28,029kr
gece (t3) (22:00-06:00) 1kwh=6,824 kr oluyor.

hemen ge
rekli tedbirleri aldım. akşamları çay kahve suyu ısıtıcıda değil ocakta kaynıyor. çamaşır ve bulaşık makinesi gece saat 10 dan sonra çalışıyor. bulaşıkta sorun yok da çamaşırların yıkanması bekleyip onları asmak için ciddi ciddi uykusuz kalıyorum arkadaş. geçen akşam kreşten gelen poşet poşet kirlileri görünce buraya kadarmış deyip peşpeşe iki kere çamaşır makinesini çalıştırdım. normalde 55-60 tl gelen elektrik faturamız gelince sayaç mı akıllı, ben mi akıllı ortaya çıkacak bakalım.

notlar:
-tarife ekim 2011 e aittir. güncel tarife için buraya. açılan excel sayfasında en üstte yer alan değerleri dikkate alıyoruz.
-sayacın üzerindeki saati kontrol etmek lazımmış. sayaç zaman dilimlerinde sadece kendisinde kayıtlı saati dikkate alıyor.
-aklımızda bulunsun pili 10 yıl kadar gidiyormuş, bitince değiştirmek gerekiyor.


DEVAMINI OKU

19 Kasım 2011 Cumartesi

başbaşa

Cumartesi, Kasım 19, 2011 18
çalışan anne babaysanız yıllık izninizin bir kısmını ayırıp, küçük bir kaçamak yapabilirsiniz. kaçamak dediysek hemen heveslenmeyin, çocukların düzeni katiyen bozulmayacak, sabahları aynı saatte kreşe bırakılacak (burada yüreğiniz ezilebilir, vicdanınız sizi zorlayabilir ama bunu hakettiğinizi telkin edin kendinize) akşamları da aynı saatte alınacak (burası kendinizi rahatlatmak için uygun zaman, tüm günü kendinize ayırdığınız için akşamı daha ilgili daha sevecen ve daha anlayışlı birer ebeveyn olarak geçireceksiniz muhtemelen). ve şimdi gitmek istediğiniz filmleri, gezmek istediğiniz yerleri ve yapmak istediğiniz şeyleri hayata geçirme zamanı :))

ancak kavgaların en yoğun yaşandığı zamanların hep tatil günlerine denk geldiği bol örnekli bir gerçek olduğu ve bu güzel kaçamağı berbat etmemek için azami özen göstermenizi, gayet ılımlı, rahat, anlayışlı olmayı unutmamanızı tavsiye ederim. böyle zamanların birincil düşmanı katı plan programlardır. esnek olun, olursa iyi olur, olmazsa da olmaz diye düşünün. aklınızda olan ama gezemediğiniz bir avm yi kafanıza takmayın, genel amaçtan uzaklaşmayın...



eğer çocuğunuz varsa evde keyif yapmayı, uzun kahvaltılar sonrası gazete okumayı, kesintisiz dvd izlemeyi özlemiş olabilirsiniz. gürültülü talepkar ufaklıklar olmadan ev biraz terkedilmiş hissi uyandırsa da bu fırsatı kullanın derim.

çocuklardan mümkün olduğunca az bahsetmek, daha çok sevgili gibi olmayı denemek, eskiden gittiğiniz yerlerden geçmek belki biraz duygusallık, biraz nostalji iyi gelebilir.

son olarak bu kadar özgürlük bünyeye fazla gelip, kendinizi tatilin son iki gününde benim gibi evde halı, koltuk silerek külkedisine dönüşmüş halde bulursanız sakın şaşırmayın diyorum , çünkü eninde sonunda saat malesef 12 yi çalıyor :)




not: görseller internetten alınmıştır.
DEVAMINI OKU

10 Kasım 2011 Perşembe

sallanan dişler

Perşembe, Kasım 10, 2011 21
bu bayrama damgasını vuran elif in süt dişlerinin sallanmaya başladığını farketmemiz oldu. önce şaşırdım çünkü ilkokul yıllarında değişir bilgisi vardı kafamda. neyseki google amca var :) sordum öğrendim; genellikle 6-7 yaş olmasına rağmen, çocuğa göre değişebiliyormuş. 5 yaşında süt dişlerinin sallanmaya başlaması ise sık rastlanılan bir durummuş.

elif in ilk dişinin çıktığını farkettiğim güne hızlı bir geridönüş yaşadım. hemen hemen aynı hisleri yaşamıştım: "çocuğum ne kadar çabuk büyüyor ilk dişi patladı bile!" ve bugün "çocuğum ne kadar çabuk büyüyor ilk süt dişi sallandı bile!"

2 Kasım 2011 Çarşamba

biri-diğeri

Çarşamba, Kasım 02, 2011 26
aynı hamurdan yapılmış, aynı tavda dövülmüş, aynı dalda olgunlaşmayı bekleyen, aynı ışığı, aynı suyu alan iki cansınız ama nasıl da birbirinizden farklısınız :

-birinizi mumla arayıp zorla bulduk, diğeriniz umulmadık anda süprizle geldi.
-biriniz 10 aylıkken koştu, diğeriniz 14 aylık zor taytay durdu.
-biriniz esmer doğdu süt beyaz oldu, diğeriniz sarışın doğdu karabiber oldu.
-biriniz sınıfının en irisi, diğeriniz en minisi.
-birinizin mülkiyet hissi yok elindekini verir, diğeri kaydığı kaydırağı kendinin bilir.
-biriniz düşse canı yansa iyiyim der kalkar, diğerine az bir şey olsa ortalığı yıkar.
-biriniz hareketli dağınık, diğeriniz temkinli titiz.
-birinizi ikna etmek kolay, diğeriniz unutmaz, inatçı.
-biriniz merhametli, empati kurar, diğeriniz dikkat çekmek için her şeyi yapar.
-biriniz iştahlı yalar yutar, diğeriniz 40 kere çiğner yine ağzında tutar.

ve tabi biriniz canan diğeriniz can...

kardeşleri karşılaştırmayın diyorlar ama bir kereden bir şey olmaz canım :)

24 Ekim 2011 Pazartesi

çocuk kitapları

Pazartesi, Ekim 24, 2011 9
elif e miniş, eren e araba almaktan bıkmıştım. artık bunların yerine kitap almak konusunda anlaştık ya da ben anlaştığımızı düşünüyorum :)feridul oral ın tüm kitaplarını almak istiyorum, çok güzeller.... her gün pirinç lapası yemekten bıkan bir minik ejderhanın ormanda yiyecek aramasını ve bu sayede bulduğu arkadaşlarını doğumgününe davet etmesini anlatıyor.
behiç ak ın "uyurgezer fil" ini öyle çok sevdik ki, karadeniz deki yunus u çok merak ettik...
aslında muğla-milas ın liman kasabası olan güllük te çok benzer bir efsane dinlemiştim. hatta yunus balığı sırtındaki çocuğun heykeli bile vardı denizin ortasında...
karadenizde geçen farklı bir kurgu, resimleri de öykü de çok güzel....

not: felaketler birbirini kovalar sözünü doğrularcasına, van da 7,2 lik bir deprem yaşanması hepimizi sarstı ama bizim de yapabileceğimiz birşeyler var. hem duygularımı hem de yapılabilecekleri anlatan güzel bir yazı, ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar iyi : bir anne doğdu-önce insan olmak.

20 Ekim 2011 Perşembe

bitsin...

Perşembe, Ekim 20, 2011 4
yıllarca sürüncemede bırakılan, orasından burasından çekilip, sündürülüp kılıktan kılığa sokulan, bazen üzerine su dökülüp bazen harlandırılan bu ateş artık közlensin, közlensin, bitsin……

18 Ekim 2011 Salı

bugünlerde...

Salı, Ekim 18, 2011 12
deneyler kitabına ara ara devam ediyoruz. haftasonu yaptığımız ısınan hava yükselir prensibiyle çalışan ve kaloriferin üzerinde çılgınlar gibi dönen yılan bizi çok eğlendirdi.kesip helezonik yapıyı elde ettikten sonra, kafasından iğneyle iplik geçirdim...
haşhaşlı yaşpasta, favorilerimden :) internette sayısız tarifi var, haşhaşı aktarlardan temin edebiliyoruz.
soğuduktan sonra üzerine kremşanti de koyduk ama fotoğrafını çekmeyi unutmuşum, nefisti :)
sonbaharın son güneşli günlerinden biraz daha faydalanmak istedik ve çekinerek de olsa kızılay turuna karar verdik. elif ve eren in ilk metro deneyimi görülmeye değerdi.
arkasından yemek ve izmir caddesi :)
son olarak kuzenimiz duru nun ilk yaşını hepbirlikte kutladık...

zaman geçiyor, çocuklar hızla büyüyor... bunun ilk çağrışımı yaşlanmak olsa da kendimize daha fazla zaman ayırabiliyoruz. daha hızlı hareket edebiliyor daha özgür plan yapabiliyoruz. biberonlar, bebek bezleri, pusetler hayatımızdan çıktı, gezme çantalarımız iyice küçüldü. yemek ve uyku saatlerimiz sorun olmaktan çıkıp, günlük rutinin olağan parçaları haline geldi.

geriye dönüp baktığımda, çok yol almışız diyorum :)

11 Ekim 2011 Salı

mutfak deneyleri

Salı, Ekim 11, 2011 18
elif, deneylerle bilim kitabından ilk olarak "görünmez mürekkep" i seçti. limona parmaklarını batıra batıra beyaz kağıda birer resim çizdiler. kağıtlar kuruduktan sonra sıcak ütüyle ütüledim.ütülendiğinde görünmez mürekkebin kahverengiye dönmesi gerekiyordu lakin bizimki ancak açık sarıya dönebildi :) bu deney sirkeyle de yapılabiliyormuş aklımızda bulunsun.
ikinci olarak "yıkılan kuleler". öncelikle kesme şekerden kule yaptılar. sonra tabaklara gıda boyası ile hazırladığım renkli sudan koyduk.
renkli suyun nasıl şekerlere tırmandığını ve kuleyi yıktığını gördük.
deney yapmayı ikisi de çok sevdiler ara ara kitabımızdan uygulama yapmaya karar verdik.