30 Temmuz 2010 Cuma

annelerin dünyası

Cuma, Temmuz 30, 2010 10
bu logo bir çoğumuz için güzel şeyler ifade ediyor ancak bundan sonra benim için çok daha özel, önemli ve anlamlı... çünkü artık "annelerin dünyası" ailesinin bir üyesiyim. buradan annelerin dünyasına yazar olarak katıldığımı mutlulukla bildiriyorum :)

29 Temmuz 2010 Perşembe

kreşte son hafta

Perşembe, Temmuz 29, 2010 12
elif in 10 eylül 2009 da başladığı kreş, yarın itibariyle 1 aylık yaz tatiline giriyor. kızım yaklaşık 1 yıldır kreşe devam ediyor. bu süre zarfında :
+davranışlarında kreşe devam etmesinden kaynaklı olağandışı değişiklikler gözlemlemedim.
+her ne kadar kreşte yalnız uykuya dalıyor, yalnız yemek yiyorsa da evde olduğu sürece benim yardımımı bekliyor.
+çizimlerinde, sınırlı boyamalarında gelişme var ama bunlar kreşin bir kazanımı mı yoksa büyümesinden mi kaynaklanıyor emin değilim.
+bir yetişkin gibi kendini sözcüklerle ifade edebiliyor. dil becerisi gelişti.
+zaten oldukça sosyaldi, şimdi herkesle çok rahat diyalog kurabiliyor.
+kreşte arkadaşlarından pek de hoşlanmadığım bir çok davranış ve kelime öğrendi. çocuklar birbirlerini taklit ediyor, birbirlerini etkiliyorlar ve ne yazık ki olumsuz davranışları daha çabuk kapıyorlar.
+bu kış çok ama çok fazla gribal enfeksiyon, ortakulak iltihabı geçirdi.
+kurallara uymayı, beklemeyi, sabretmeyi, hayatın merkezinde olmadığını öğrendi.

çocukların kreşe gitmesi-gitmemesi, kaç yaşında gitmesi, yarım gün gitmesi, oyun grubu konularında birbirinden çok farklı görüşler var. bence bu konuda ilk sorulması gereken soru neden... eğer çalışıyorsak ve çocuğumuza bakacak kimse yoksa, kreş zorunluluktan gündemimize girmiş demektir. yok eğer çocuğum birşeyler öğrensin, sosyalleşsin, arkadaşlarıyla oynasın gibi düşüncelere sahipsek o zaman tam zamanlı sabah 8buçuktan akşam 5buçuğa kadar olan kreşleri elimizin tersiyle itip, yarım gün ya da oyun grubu alternatiflerini değerlendirmek en mantıklısı gibi görünüyor bana.

eylül ayında kreş açıldığında şuan babanne bakımında olan oğlum da ablasıyla birlikte tam 2 yaşını doldurmuş olarak kreşe başlayacak. umarım uyum sürecimiz kolay olur...

şimdi elif in kreşteki ilk yılının son haftasından birkaç fotoğraf :






vee işte benim hediye paketim :))
DEVAMINI OKU

28 Temmuz 2010 Çarşamba

2 yaşa 2 kala

Çarşamba, Temmuz 28, 2010 6
eren in dil becerisi son bir ayda çok hızlı gelişti. iki kelimelik cümleler kuruyor diye sevinirken geçen akşam "o benim babam senin değil" gibi bir cümleyle bizi şaşırttı. bunda babasına olan aşırı düşkünlüğü önemli bir etkendi sanırım. bahçeye inelim mi eren gibi onu mutlu eden sorulara cevabı ise "şaşaşın" oluyor... hemen hemen her öneriye ilk yaklaşımı "hayıy, yok"... bunu bir yerlerden hatırlıyorum, evetler hayırlardan azsa 2 yaş buhranları kapıda demektir. eren bizi ikna etmek, dikkatini başka yöne çekmek, unutturmak konularında zorluyor. bir de "ben kendim" dönemi var o da başladı. ellerini kendi yıkayacak, dizini aşan kaldırımlardan kendi çıkıp inecek, yemeğini kendi yiyecek... bu dönemde çocuğunuz artık ben bir bireyim derken, size sadece sabretmeniz, inatlaşmamanız, sağlığı için tehlike oluşturmayacak herşeye izin vermeniz öneriliyor... evet ama bunun da sonu yok ki... sabah bezini üstünü değiştirmek sorun, evden çıkmak, yemek yedirmek, eve geri getirmek, ellerini yıkamak, banyosu, uykusu herşey sorun... tamam onun sağlığı için bir tehlike yok belki ama bu kadar sabır göstermek bir yetişkin bünyesinde hasar bırakmaz mı merak ediyorum... şöyle sinirlerimin 2 yıllığına etkisiz hale getirilmesini çok isterdim...

uykusuluk da asabiyet sınırımı düşürüyor sanırım... bir gün önce gülümseyerek izlediğim çocuklarımı ertesi gün çığlık çığlığa evin bir ucunda diğerine koşarken görmek beni dellendirebiliyor... ya da bu sıralar sıklıkla yaşadığımız vurma olayları, buna bir de ısırma eklendi. galiba eren in ablasından intikam zamanları geldi... birbirlerinin sınırlarını mı deniyorlar bilmiyorum. belki bugünlerde bana yardımcı olabilir düşüncesi ile harvey karp ın "anne babalar için başarılı bir çocuk yetiştirmenin yolları" isimli kitabını sipariş ettim. kitap elime ulaştığında bulabildiğim çıkış noktalarını burada paylaşmak istiyorum.

23 Temmuz 2010 Cuma

beyin fırtınası mim i

Cuma, Temmuz 23, 2010 7
beyin fırtınası mim i
sevgili cafe anne yazar tarafından mimlendim. kendisine teşekkür ediyorum ve kırmızı kelimelerin bana çağrıştırdıklarını yazıyorum...
felsefem :
doğallık insana en yakışandır "ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol"-mevlana
hayat :
bir zaman dilimi. kendimizi yaşamak için verilmiş bir fırsat. "çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana"-ataol behramoğlu
çocukluk :
hayatın ilkbaharı. "ah ne kahraman ne cesur, ne güzel çocuklardık. her yeni günü ümitle nasıl kucaklardık"- sezen aksu
güneş :
parlak ve sıcak. "güneşin alevden saçları, aşınca karşıki tepeden, gölgeler sarar yamaçları, ürkerim gelecek geceden"-seyfettin canku
gözler :
çocukken parlak ve ışıl ışıldır, yıllar geçtikçe matlaşır. acıları içine hapsedip, baktıklarına usul usul yansıtır. "gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış, gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi"-zülfü livaneli
yıldızlar :
romantizmin vazgeçilmezi.
güzellik :
görecelidir. "gönül kimi severse güzel odur"-anonim
sevgi :
"sevgi neydi? sevgi iyilikti, dostluktu. sevgi emekti..."-selvi boylum al yazmalım (unutulmaz son sahnesinden)
aşk:
tarifsizliktir. "aşk nedir diye mi soruyorlar..? de ki: kimki bu soruyu sorar, demek ki anlamaz; kimki anlar, zaten bu soruyu sormaz.."-mevlana
erkekler :
"erkek dediğin
seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.
rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
ince olacak; seni senin kadar düşünecek. sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.
adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.
sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek..."-can dündar
(devamı)
savaş :
"millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir"-atatürk
ağlamak :
iç arınma. sık sık icra ederim, pek rahatlatır...
ağlamak meselesi
nasıl etmeli de ağlayabilmeli,farkına bile varmadan?
nasıl etmeli de ağlayabilmeli, ayıpsız, aşikare, yağmur misali?
neylersin alışkanlık, için kan ağlarken yüzün güler
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer, anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?"-nazım hikmet
deniz :
kimine göre eğlence, kimine göre ekmek teknesi, kimine göre sonsuzluk, kimine göre özgürlük. "deniz ve mehtap sordular seni neredesin, nasıl derim terk etti, bırakıp beni gitti..." tanju okan
ayna :
sihirli cam. "harmanım ben harmanım, kırk satırlık fermanım , yok dizinde dermanım,
eyletmen beni, söyletmen beni, ağlatman beni, aynalar aynalar"- salim dündar
hayal :
sevdiğim bir
blogger... insan zihninin hayal edebildiği herşey bir gün gerçek olacak...

vee bu konuda yazmak isteyen herkesi mimliyorum :))

22 Temmuz 2010 Perşembe

geriye kalan

Perşembe, Temmuz 22, 2010 18
2 yıl önce burada aynı yerde otururken tam da bu saatlerde çalan telefonum ve eşimin kısık sesle kurabildiği birkaç cümleyle baba kelimesinin çağrıştırdığı tüm kavramlar azaldı, silikleşti... güç, kudret, güven, huzur... bir çınar devrildi gözümde, bir boksör havlu attı. nasıl olur dedim önce, daha dün akşam beraberdik, sohbet etmiştik, nasıl olur...

çok fazla tanıma imkanı bulamadım, çok fazla şey paylaşamadık ama ne önemi vardı ki eşimin babasıydı o. eşimin varoluş nedeni, küçük bir çocukken elinden tutan, istediği bir oyuncağı alan babasıydı. kolay olmamıştı hayatı, devlet artık tamam diyene kadar sürdürmüştü çalışma hayatını. ve o sabah kalkmış, kahvaltısını yapmış, namazını kılmış, biraz uzanmış... biraz... belki 5 dakika...

teşekkür ederim baba, böyle özel bir çocuk yetiştirip, büyütüp bana gönderdiğin, ona genetik kodlarını aktardığın için... huzur içinde uyu, rahat uyu, olduğun yerden bize bak, mutluluğumuzu gör, gülümse... eşin, evlatların, torunların, damadın ve gelinin için sen hep yaşayacaksın...
DEVAMINI OKU

19 Temmuz 2010 Pazartesi

uykusuz her gece

Pazartesi, Temmuz 19, 2010 7
Uyumadan yaşamak mümkün müdür?
Uyku, yemek yemek, su içmek, nefes almak gibi organizma için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Aç ve susuz yaşamak nasıl mümkün değilse, uyumadan da yaşamak mümkün değildir.
"İnsanlar uzun süre uykusuz bırakıldıklarında ki bu tür deneyler genellikle 3-4 gün sürebilmektedir, istem dışı olarak kısa süreli olarak uyuya kalmaktadırlar. Uykusuz geçen süre uzadığında da uyku ataklarının daha sık ve uzun süreli olduğu görülmektedir.
Uyku yoksunluğu deneylerinde, 3 gün sonunda gerginlik, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Daha sonra ellerde titreme, vücutta yanma ve ağrılar, görme bozuklukları olmaktadır.
Bugüne kadar insanlarda yapılabilmiş, en uzun süreli uykusuzluk deneyi 11 gün ile Amerikalı bir üniversite öğrencisinde gerçekleştirilmiştir. Denek olan öğrenci, gerçekle ilişkisinin bozulduğu görüldükten sonra, psikoza benzer bir klinik tabloya girerken uykusuzluk deneyi sonlandırılmıştır.
Benzeri hayvan deneyleri ise türlere göre değişik süreler sonunda ölümle sonuçlanmıştır. "
(Alıntı)

1 haftalık uykusuzluğumun bu kadar dramatik bir şekilde sonlanacağını sanmam ama yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon güçlüğü ve hafıza bozukluğu gibi olumsuz etkileri şiddetli bir şekilde hissediyorum... 1 haftadır geceleri eren ile başbaşayız. ihtiyacımız olan herşeyi odaya aldıktan sonra (su, gözyaşları için mendil vs) kapıyı sabaha kadar kapalı tutmaya kararlı bir şekilde başladık bu düzene. ilk iki gece eren gayet iyiydi, çok da kötü değilmiş diye düşünürken, bunun reklam bölümü olduğunu anlaşıldı sonra. mesela dün gece 10 da uyudu. 12 de uyandı, 12 buçukta uyutuldu. 2 de uyandı 4 e kadar uyuyamadı. uyumak istiyor, ama yatağına koyar koymaz tekrar uyanıyordu. sonra 6 da mızmız bir şekilde uyandı. tekrar uyuyamadı ve güne başladı. hesaplarıma göre kesintili de olsa 4 saatlik bir uykum var bu durumda.

eşimin bu şekilde 4,5 ay nasıl yaşayabildiğine inanamıyorum, son zamanlarda ondan da haklı isyan sesleri yükselmeye başlamıştı.
kazanımlarımız:
- eren artık geceleri baba,baba diye acıklı acıklı ağlamıyor.
- eşim kendine gelmeye ve yüzü gülmeye başladı.
geri adımlarımız:
- anne eren in odasına taşındı.
planlarımız:
- vitamin desteği almak.
- kendi kendine uykuya dalma çalışmalarına ağırlık vermek.
DEVAMINI OKU

13 Temmuz 2010 Salı

küçük abla

Salı, Temmuz 13, 2010 15
geçen gün bir avm bahçesindeki trene bindik. eren, elif ve ben (hiç kaçırmam böyle fırsatları :) yan vagonda enerji patlaması yaşayan, oyuncak tabancasıyla ateş eden, yerinde duramayan bir çocuk. tabancasıyla diğer çocukları dürtüp tısss diye ses çıkarıyor. elif in sert çıkışı:
"sakın kardeşime tıs yapma, o daha küçük"

aynı akşam babannedeyiz. babanne "eren bu gece bizde kalsın, benimle uyusun" diye takılıyor. elif:
"hayır, o benim kardeşim, senin değil. eren beni özler, abam nerde der, ağlar"

asansör yerine eren ve babası merdivenlerden inmeyi tercih edince, elif sanki uzun bir ayrılığa hazırlanıyor gibi:
"eyeeen, ben kardeşimi özlüyorum"

eren ağladığında onu güldürmek için heran palyaçoluk yapmaya hazır bir ablası var. ağladığında üzülen ve bunu ifade eden. "eren ağlayınca ben de üzülüyorum anne" diyen...

biri balon, çikolata gibi birşey verdiğinde eren e de alabilir miyim diyor, unutmuyor kardeşini.

eren sürekli kayıtta, takipte ve taklitte... elif in gölgesi gibi, elif ne yese, ne yapsa, ne söylese aynısını yapmaya çalışıyor. bu da dil gelişimine epey katkı sağladı. yeni yeni iki kelimeli cümleler kurmaya başladı.
"anne kalk" "ben susadım" "uykum geldi" "baba gel" eren in ilk cümleleri....

elif iyi bir öğretmen ayrıca. kardeşine renkleri öğretmeye çalışıyor. eren en çok mami (mavi) yi seviyor. ona göre "bu ne renk" sorusunun tek cevabı var. ama ablası ısrarlı tüm renkleri soruyor, söylüyor. aynı şekilde bir kitaptan gördüğü nesneleri de soruyor "bu ne eyencim" eğer bilirse aferin alıyor. kelime çalışmaları da var mesela "pantolon de eyen" "defter de eyen" bakalım ümitliyim bu idealist öğretmenden :)

kızımın kardeşini koruduğunu görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. oyun arkadaşı olmaları, sarılıp sevgi yumağı olmaları, birbirlerine olan düşkünlükleri ayaklarımı yerden kesiyor. umarım diyorum hep böyle devam eder, birlikte ve iletişim halinde...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

ne zaman bitecek tanrım bu çile

Pazartesi, Temmuz 12, 2010 12
çocuk uyutmak kadar insanın uykusunu getiren bişey yok bence. bir çocuğu güçlükle uyuttuktan sonra kendi yatağına gidip tam uykuya dalmak üzereyken bir mızırdanma ile aynı çabanın silbaştan başlaması kadar da sinir bozucu bir durum yok. hele de bunun günlerce ve gecede 7,8 kere tekrar etmesi...

biz nerede yanlış yaptık diye sormayacağım çünkü biliyorum... uyusun da nasıl uyursa uyusun diyerek sonu olmayan bir yola girdik eren le... uyku sorunumuz için profesyonel yardım almayı düşünmeye başladım artık bu işi nasıl çözeceğimi bilmiyorum. neredeyse 2 yaşında ama geceleri saat başı uyanmaya devam ediyor. arada 3,4 günlük az delikli uykulara müsade etse de genelde berbat durumdayız... bol aktiviteli, kısa gündüz uykulu, sorunsuz mutlu bir günün gecesinde banyo yaptırılıp karnı doyurulan sağlıklı bir çocuk neden bu kadar sık uyanır...

bir önemli sorunumuz da eren in geceleri sadece babasını istemesi... beni gördüğünde ağlıyor, ayakta sallamamı istemiyor. anne olarak işin duygusal bir boyutu var. çocuğum beni tercih etmiyor, istemiyor, sevmiyor mu acaba, kötü bir annemiyim ben diye düşünmekten alamıyorum kendimi. birkaç ay öncesine kadar tekrar uykuya dalması için hem benim hem babasının yardımını kabul ediyordu... üstüste uykusuz kalan eşim şimdi yorgun ve sinirli... ben yardımım dokunmasa da her seferinde uyanıp, önce eren i uyutmaya çalışıyorum, eğer ben olduğumu farketmezse uyuyabiliyor ama farkederse mutlaka babasını istiyor. ve ben şu anda geceleri benim yardımımı da kabul etsin de gene sık uyansın razıyım diyorum.

eşimle konuşup, bir çözüm yolu belirleyip, tavizsiz uygulamamız gerekiyor, biliyorum. bunun tek yolunun da eren in ağlamasından geçtiğini, çok sabırlı olmak gerektiğini de biliyorum. hep günü kurtardık, geçecek, her geçen gün büyüyor bu sorun azalacak dedik ama olmuyor. belki bizimle uyumak istiyordur diyerek yanımızda kaldığı gecelerde de sonuç değişmedi...

bu döngüyü nasıl kıracağız...
1) gece uykusuna ben yatıracağım
2) kendi kendine uykuya dalmasını sağlayacağım
3) uyandığında sadece ben ilgileneceğim ve tekrar kendi kendine uyuyabilmesine çalışacağım
4) bu arada eren çok ağlayacak ama ben kararlı ve tavizsiz davranıp, kolaya kaçmadan çabalarımı sürdüreceğim
5) bunları uygulamaya karar verirsem bir süre zombi gibi dolaşmayı göze almış olacağım
6) ya da eylül ayında kreş başlangıcına kadar bu süreci geçici çözümlerle atlatıp, eren in biraz daha düzelmiş olmasını ümit edeceğim

elif in geceleri uyanıp yanımıza gelip sessizce uykusuna devam etmesini sorun olarak saymıyorum bile...
DEVAMINI OKU

6 Temmuz 2010 Salı

zaman üzerine

Salı, Temmuz 06, 2010 3
okuduğum kitabın bir yerinde zamandan bahsediyordu. "acaba tanrı, zaman mı" sorgulamasıyla. herşeyi değiştiren, yoğuran, doğuran, yok eden, yaşlandıran hükmedilemez, durdurulamaz güç. kafamda beyaz giysilerle ve beyaz upuzun sakalıyla yüksek bir tahtta, elinde görkemli asasıyla oturan yaşlı, kızgın bakışlı bir adam görüntüsü oluştu. bakışlarını karşıya uzağa odaklamış, elleriyle koltuğuna yapışmış ve zaman normal seyrinde düzgünce akabilsin diye kontrollü bir beyin gücü sarfediyormuş gibi dikkatli... zaman baba!

bir dizi var hatırladığım, "eve" olabilir kahramanın adı emin değilim. babası uzaylı olduğu için zamanı durdurma yetisine sahip şirin bir liseli kız. garip şekilli piramitsel bir iletişim aracı var babasıyla konuştuğu. en zor anlarda işaret parmaklarını birleştirip, zamanı durduruyor ve herkes herşey donuyor. dokunduğu insanlar normale dönüyor onlarla kritik yapabiliyor zaman durmuş durumdayken. sonra ellerini birleştirerek zamanı normal akışına döndürüyor. ama bu özelliğini sadece faydalı şeyler yapmak için kullanabiliyor. mesela sınavda kopya çekmek için kullanınca işe yaramıyor, buna babası uzaydan engel oluyor. saçmasapan bir amerikan dizisi işte ama bayılırdım... ne hayaller kurardım bu temaya dayalı...

sonra geleceğe dönüş serileri geldi... michael j. fox ve deli profesör... o zamanlar bunun kadar heyecanla beklediğim, izlediğim başka bir seri daha olmadı...geçmişin değiştirilmesiyle geleceğin anında değişeceği vurgulanıyor. insanlar zaman değiştirdiklerinde, değiştirdikleri zamanda kendileri ile karşılaşıyorlardı. zaman hakkında çok fazla düşünmeme neden olmuştu bu film...

zamanın ağırlığını en yoğun geçen kış hissettim. eren yeni doğmuştu, evimizde ısınma sorunu vardı ve günün büyük bölümünü küçük bir odada geçiriyordum. pencereden görünen küçük bir park manzarası ve birkaç ağaç... önce yapraklar döküldü, sonra park karla kaplandı sonra ağaçlar tekrardan yeşerip çiçek açtı. ben hep aynı yerdeydim, her günüm bir öncekinin aynıydı, zaman benim için durmuş gibi görünse de hayatın devam ettiğini bu değişim gösteriyordu bana. bir de insan yalnız kalınca, yetişkinlerle diyalogu sekteye uğrayınca geçmişini çok yoğun düşünüyor. çocuktum, gençtim, yetişkindim hepsi de bendim... bedenimde hücreler bölünerek çoğalıyor, büyüyordum. vücudum yenileniyor, iç organlarım yıpranıyordu ama ruhum hiç örselenmiyor, eskimiyordu. bu bedenin içinde hapsolmuş bir ruhum vardı...
zaman hiç bitmesin istediğim zamanlardaki hızını, artık bitsin dediğim anlardaki yavaşlığıyla telafi ediyordu. ne kadar çok devinim olursa o kadar merhametli, kendime birşey katmadığım dönemlerde acımasızdı. takvime baktığımda bomboş geçen sürenin aslında ne kadar uzun ama düşündüğümde birşey yapmamış olmaktan dolayı ne kadar kısa olduğunu yüzüme çarpıyordu... yaralarımı sürdüğü merhemlerle iyileştiriyor, yaşattığı acıları üfleyerek hafifletmeye çalışıyor, geçmişimi düşündüğümde mutlu anlarımı hatırlatarak geleceğe umutla bakmamı sağlıyordu... sürekli harcıyor, öğütüyordu. ben zamanı değil, o beni tüketiyordu...

5 Temmuz 2010 Pazartesi

çılgın üçlerle haftasonumuz- altınpark

Pazartesi, Temmuz 05, 2010 8
cumartesi günü ablamlarla birlikte olmak istedik... yalnız 3 küçük çocukla birşeyler yapabilmek için verilen mücadelenin zorluğunu pek hesaba katmamışız... herbiri ayrı yöne kaçışan civcivler gibiydiler... 3 yetişkin onların peşinde tamamen bloke durumdaydı... akşam olduğunda herbirimiz yorgun ama gururlu savaşçılar olarak eve döndük... çocukların temizliği, beslenmesi ve uyutulmasından sonra günün ödülü kısa bir sohbet eşliğinde içtiğimiz çaydı...
eren vakvak ördekleri çok sevdi...
elif çok ısrar etti su bisikletine binmek için, bir cesaret çocukların üçünü de alıp bindik... iyi ki de binmişiz, çok eğlendik :)

kolajlama tekniğini çok seviyorum, böylece istediğim kadar fotoğraf yükleyebiliyorum...

gittiğimiz parkta dönerken son derece ciddilerdi...
afacan 3 ler iş başında, orada, burada, şurada, heran heryerde olabilirler...

bir de bunun pazar günü var... pazar günü de lunaparka gittik, dönmedolaba, atlıkarıncaya, salıncaklara bindik. elif babasıyla kanguruya bindi ancak çok hızlanınca biraz korktu, onu eğlendirmeye çalışırken böyle korkmasına neden olduğumuz için çok çok üzüldüm... indiğinde "kanguruda çok eğlenmedim, hızlanınca biraz korktum, kanguru korkunçtu, büyüyünce belki binerim ama yavru kanguruya" dedi. bu kısım haricinde güzel bir haftasonu geçirdik :)

2 Temmuz 2010 Cuma

mevlüt

Cuma, Temmuz 02, 2010 11
çınar ın ve eren in sünneti, annemlerin yeni evi dolayısıyla bir mevlüt yaptık... 5 kardeş ve 4 kuzen bir aradaydı. sadece bursa daki ablam ve 2 kızı eksikti yoklamada... en kısa zamanda tam kadro çıkmak istiyoruz sahalara :)
elif e önceden kalabalık olacağını, başımıza örtü koyacağımızı ve dua okunacağını anlatmıştım. kırmızı örtü örteceğim dedi. mevlüt başlayınca babannesinin kucağında sesi çıkmadan dinledi, bir süre sonra da uykuya daldı...

3 çocuğu aynı karede yakalamak çok zor, çocuk fotoğrafçılarının bir kez daha takdir ettim...
çınar, eren den 1,5 ay küçük, maviş gözlü yakışıklım sen çok tatlısın...

aslı teyze en küçük yeğenleriyle...

kızımın espri yeteneği gelişiyor... arabada giderken babası "boş ver" deyince, "baba dolu verelim, olmaz mı" diyerek hepimizi çok güldürdü :) eren ise "sinek" ve "inek" i karıştırıyor. nerede sinek görse "mööö" efekti çıkarıyor :) bir de aydede meraklısı... tırnaklarını kestiğimizde çıkan parçaları aydede ye benzeterek büyük bir sempatiyle tırnaklarına bakıyor :)

elif hariç hiç kimse halamızın dünyaya gelmeye hazırlanan meleğinin adını bilmiyor. ama elif adının "zeynep" olduğuna emin... halasını görünce "hala ne zaman çıkartıcaksın zeynep i, hala çıkartmadın mı" diye sitem ediyor... arada "bak adını zeynep koymazsan küserim" diye tehdit etmekten çekinmiyor. uyku öncesi herkese iyi geceler dilerken de zeynep i unutmuyor "sana da iyi geceler zeynep" :)))
ve işte benim prenslerim... annem behlül le beşir diye dalga geçse de iki oğlum da dünya tatlısı... bir de aslı behlül kaçar, bihter kaşar, beşir bakar, adnan şaşar gibi bir tekerleme söyledi, herkes yerlere yattı, yalnız ben diziyi takip etmediğimden sanırım olayı tam çözemedim.