24 Mart 2010 Çarşamba

kırmızı araba...

Çarşamba, Mart 24, 2010 4

Ensar Bera nın kırmızı arabasını görünce dedim ki her çocuğun olmalı bir tane… nasıl güzel nasıl masumsun dütdüt diye sürerken arabanı… özellikle mobilyanın altına sürüyor ve çıkarmamı istemiyorsun. ne kadar zaman geçse de yerini unutmuyorsun sonra…
çok düşkünsün babana ve ablana… baban sensiz bir yere giderse arkasından ağıttasın ve gelirken ilk anahtar sesinde kapıda hazır… geçen gece yarısı uyanıp abla diye ağladın. illaki ablana gitmek istedin ama uyuyan ablanı uyandırırsın korkusuyla seni sakinleştirip tekrar uyuttum…
kahvaltı + ara öğün(meyve) + öğle yemeği + ara öğün(yoğurt) + akşam yemeği + ara öğün (muhallebi) den oluşuyor günlük menün. hafta içi kahvaltı ve muhallebi dışında babaannenle yiyorsun yemeklerini. karnın biraz doyduktan sonra seni tutabilmek ne mümkün hemen ayaklanıyorsun.
biraz sesimi yükseltsem, sesimde tavırlarımda biraz sitem görsen hemen içli içli ağlıyorsun gözlerime bakarak… bir de sana kızgın baktığımda bu bakışın on misli kaşları çatık ve sinirli bakışınla bakıyorsun bana ki gülmemem imkansız oluyor o zaman. çünkü nasıl tatlı küçük bir adam oluyorsun anlatamam o bakışınla. zaten mimiklerin çok güçlü yüzünü türlü şekillere sokuyorsun güldürüyorsun bizi.
kelime haznen gelişiyor. henüz cümle kuramıyorsun ama çok şeyi söyleyebiliyorsun. çoğu kelimenin de ilk hecelerini söylüyorsun. ba(balon), bu(burun), çikota(çikolata), kaker(kraker), bakbak(ördek), dadadar(anahtar) aklıma gelenler. söylediklerinden çok daha fazlasını anlıyorsun.
uyanınca neşen doğuyor evimize… dördümüz bizim yatakta debelenmeden yapamıyoruz sabahları... nasıl mutluyum mis kokunuzla karşılarken sabahı. güneş dünyayı sizler benim içimi aydınlatıyorsunuz. hissettiğim mutluluk, huzur, dinginlik, tamamlanmışlık duygusu, şükür karışıyor sabah koşuşturmacasına. şimdi sizleri temizlemeli, giydirmeli, kahvaltınızı yaptırıp hazırlamalıyım yeni güne…

1984

Çarşamba, Mart 24, 2010 5
çoğunlukla haberleri izlerken aklıma George Orwell ın 1984 kitabı geliyor. çok oldu okuyalı ama etkisinden kurtulabileceğimi sanmıyorum. zorbalığın egemen olduğu bir dünyayı anlatıyor, yönetenler tek egemen güç, insanlar korku içinde sinmiş, özgürlükler kaldırılmış, insani duygular yok edilmiş, düşünmek ve düşündüğünü söylemek yasaklanmış. insanlar çocuklarına bile güvenemiyor çünkü çoğu insan casus. en yakınlarını yönetime suçlu olarak gammazlamak sıradan bir olay. düşünce suçlarını engellemek için anlamları daraltılmış bir avuç kelime bırakılıyor insanlara. kurguya göre dünyada 3 güç var ve hep savaş halindeler. bu kitapta beni en çok etkileyen insanların sürekli bir haber bombardımanı içinde yaşamaları. sürekli bir bilgilendirme var televizyondan, radyodan, ekranlardan ama hepsi kurgusal hepsi hikaye hepsi yalan dolan… ve bir gün ak dediklerine ertesi gün kara deyip tüm resmi arşivleri bu yönde anında değiştiriyorlar hatta romanın kahramanının işi bu. korkuyorum çünkü bilim kurgu kategorisinde yer alsa da günümüz gerçekleriyle o kadar örtüşüyor ki anlatılan hikaye... korkuyorum çünkü toplumun gitgide belleksizleştiğini görüyorum… korkuyorum çünkü çocuklarımın böyle bir dünyaya uyanmalarını istemiyorum…

17 Mart 2010 Çarşamba

eren 18.ay

Çarşamba, Mart 17, 2010 2
17 eylül 2008, 18 ay olmuş bugün aramıza katılalı… büyüttüğüm yeşerttiğim ikinci çiçeğimsin, ikinci güneşim, kazandibim, hayatımın ikinci yürek çırpıntısı, son beşiğim. nasıl konuşacaksın, neler söyleyeceksin, nasıl bir erişkin, nasıl bir yetişkin olacaksın, ilk kalp sızını nasıl yaşayacaksın… “ah benim oğlum saaaf saaf, kandırdı elin kızı” diye dövünen oğlan annelerini anlamaya çalışarak merakla bakıyorum şuan. oğullarının saf, kadınlar karşısında zayıf, kandırılabilir, korunmaya muhtaç oluşunu düşünmelerini anlayamıyorum. bu toplumda seni erkek gibi değil insan gibi büyütmeyi çok istiyorum. daha 1,5 yaşındasın şimdiden geleneksel söylemler başladı ailemizin büyükleri arasında… kadının kadına yaptığı en büyük ve paradoksal kötülük oğullarını sırf doğumsal ve çaba gösterilmeden elde edilen bir özelliklerinden dolayı egosu şişik ve kadınlara karşı üstün yetiştirmeleri… bu zincir bir yerlerde kırılacak buna yürekten inanıyorum.

çok düzenlisin eşyaları yerli yerinde istiyorsun, açık çekmeceleri kapatıyorsun hemen. ablanla öyle güzel oynamaya başladınız ki son günlerde, birlikte çok eğleniyorsunuz. bir bakıyorum kahkahalarınız göğü aşmış. evin bir ucundan bir ucuna koşturuyorsunuz birlikte… sabahları birbirinize sarılıyorsunuz, hemen ablanın burnuna dokunuyorsun ve “burun” yanıtını alana dek bekliyorsun, sonra göz, kulak, çene hepsini tek tek söylüyor ablan sana… hemen hemen tüm uzuvlarını gösterebiliyor, elini kaldır, çorabını çıkar, balonunu getir gibi cümleleri anlayabiliyorsun. elektrik süpürgesi yaparken büyük bir ilgiyle, dikkatle, sıkılmadan, vuuuuv diye ses çıkararak izliyorsun beni. çamaşırları asarken sen veriyorsun, ben asıyorum.
günlerin babaanneyle geçiyor, aranız çok iyi… birlikte komşu ziyaretleri yapıyorsunuz, biliyorum ki havalar ısınınca birlikte dışarıda oyun da oynamaya başlayacaksınız ve ben sizi apartmanın kapısında ya da parkta bulacağım işten eve dönünce.

11 Mart 2010 Perşembe

iki bebek ve hissettiklerim son

Perşembe, Mart 11, 2010 8

ELİF: doğduğunda dünya durmuştu benim için. herkes sahneyi tamamlayan birer dekordu, gerçek olan aslolan sadece sen ve bendik. eğer uyumuyorsan geceler gündüzümüzdü. çalan telefonlara cevap vermek zaman kaybı, senin dışındaki konulardan bahsetmek gereksizdi. televizyon açıktı evet ama darbe haberi ile sabun reklamı arasında benim için fark yoktu. yaşadığım galiba doğum sonrası depresyonunun başka bir boyutuydu. ben hayattan kopmuş, sen hayatım olmuştun.


EREN: doğumunla hissettiğim bir tamamlanma duygusuydu. henüz hastanedeyken tecrübelerimin faydasını davranışlarımda çok rahat görebiliyordum. seni tutuşum bile bu tecrübeyi ilk kez yaşayan diğer annelere göre çok farklıydı. hayat devam ediyor, ablan ilgimi sen ihtiyaçlarının karşılanmasını bekliyordun. hiç ağlamadım, lohusalık duygusallığı yaşamadım. yardım adına gelen destekleri memnuniyetle kabul edip, gaz sancılarının geçeceğini bilerek bekledim.

ilk ve ikinci hamilelik, ilk ve ikinci çocukta hissettiklerimi anlatmaya çalıştım. ve yazarken deneyimin duygulara ve davranışlara nasıl yansıdığını çok net farkettim. yalnız bu deneyim ancak 1 yaş civarına kadar işe yarıyor sonrasında her çocuk hem fiziksel hem davranışsal gelişim sürecini kendi belirliyor. her ne kadar aynı tavanın hamsisi olsalarda genler giriyor işin içine. bir de evlat sevgisinin nasıl karşılaştırılamaz olduğunu anladım ve kendime göre matematiksel olarak ispatladım. hani beş parmağın hangisini kessen daha az acır derler ya benimki de ona benziyor. çocuklarının her birini sonsuz bir sevgiyle seviyorsun. sonsuzu 50 ye bölüp 100 çıkarsan da sonuç değişmiyor. yani ufak tefek duygusal iniş çıkışlar bu sonsuz rakamı karşısında o kadar etkisiz ki sevgin her birine karşı ne olursa olsun sonsuz olarak kalıyor.

6 Mart 2010 Cumartesi

iki bebek ve hissettiklerim

Cumartesi, Mart 06, 2010 4
ELİF : çok istediğim ve beklediğim hamilelik haberini öğrendiğim günlerde, sanki içimde heran kırılabilecek bir yumurta taşıyormuş gibi yavaşlatmıştım kendimi. sanki ağır çekimde hareket ediyor, daha kısık sesle konuşuyordum. sanki insanlar da dünya da benim gibi yavaşlamıştı. zaten insan hamile olduğunu hissedemiyor tam anlamıyla başlarda. hele benim gibi beklentilerin çok yüksekse annelikten. neden duygusal bir bağ kuramamıştım, neden hala eskisi gibi hissediyordum, farklılık sadece sabahları mide bulantısıyla uyanmak mı olacaktı. ama günler ilerleyip görüntüm bir hamile görüntüsüne benzemeye başladıkça ben de epey sakinleşmiştim.

EREN: senin gelmek üzere yola çıktığını geç farkettim bebeğim. büyük ve harika bir süprizdi varlığın. 10 küsür kg luk ablanın hep kucağımda ve hala anne sütü almaya devam ettiğini düşünüyorumda kendini sakınmakla çok da ilgili değil sanırım gebelik kayıpları. itiraf etmeliyim ki oldukça farklıydı bana hissettirdiklerin. deneyimli olmanın, bilgileri taze olmanın bir avantajımıydı bilmiyorum ama hiç hamile gibi değildim seni büyütürken içimde. mide bulantılarımın geçeceğini, bu kadar yorgun olmamın normal olduğunu ve seni tanımadan, emek vermeden sana büyük bir aşkla bağlanamayacağımı biliyordum.

ELİF: baban bana bir prensesmişim gibi davranıyordu. kendimi çok ama çok özel hissediyordum. ben hamileydim bütün ayrıcalıkları hakediyordum. iki haftada bir kontrole gidiyor ve ultrasonda seni izliyorduk. yediklerime özen gösteriyordum. hamileliğim boyunca çok mutluydum, son 8 haftaya kadar çalıştım, toplam 13 kg aldım. seni rüyalarımda sık sık görüyordum. doğmuştun, kucağımdaydın... doğduğun anı düşündükçe duygularım sel oluyor, gözlerimden süzülüyordu. hafta hafta gebelik sitelerinin sıkı takipçisiydim. gelişimini neredeyse beş, altı siteden takip ediyor, karşılaştırıyordum. kafama takılan en ufak bir şey için araştırma yapıyor, doktorumu arıyordum.

EREN: sana hamile kaldığımda ablan 10 aylıktı. evde küçük bir bebek varken hamile anne olmakla ilk hamileliğini yaşamak arasında dağlar kadar fark olduğunu yaşayarak gördüm. tabi baban da ilgi ve sevgisininin önemli bir kısmını ablana yönlendirmişti. dahası bana kimse hamile gibi davranmıyordu. rutin doktor ziyaretlerimiz ayda birdi. son 3 haftaya kadar çalıştım, yediklerime çok fazla özen gösteremedim, aldığım vitamin destekleri içimi bir nebze rahatlattı, 17 kilo aldım. zaten ezberimde olduğu için hafta hafta gebelik takibi yapmadım. yaşadıklarım bir öncekinin tekrarıydı ve ben oldukça rahattım. doğman için sabırsızlanıyordum ancak yenidoğan ve 19 aylık iki bebekle nasıl başedeceğim konusunda endişeleniyordum.

4 Mart 2010 Perşembe

elif diyor ki...

Perşembe, Mart 04, 2010 2
böyle normal bir arabaydı, sonra normal araba olmamıştı. sonra tepesinden su akıyodu. sonra tamire götürdüler. normalini yapamadılar. sökmüşler, pirinçleri doldurmuşlar doldurmuşlar. sonra çalışmış. bu masal da burada bitmiiiş.

böyle normal yataktı, sonra şöyle olmuştu yatak. onun da tepesinden pirinç doluyodu. onu tamire götürdüler. tamirci pirinç doldurdu. portakallı pijama yapıyolardı, sonra vidalarını sıkıp, sallıyolardı. sonra tahtayı alıp yerine koymuşlar, pijamanın üstüne. bitmiişş..

eren sana kırk defa söyledim, sen gelemezsin. sen burada kal, ben gidip gelicem tamam mı? sen benimle gelme çünkü çok yaramazsın. ne dediğimi anlıyo musun? hadi onu bırakıp gidelim. artık sen gelemezsin eren. sözüme inan tamam mı? hııı sana kızıyorum bak.

baştaki iki hikaye birbirinin tekrarı gibi.. ilk hikayenin adı “araba bozulmuş”, ikincisi de “yatak bozulmuş”. sanırım yatak olduğu için ikincide pijama da var işin içinde.
eren le olan monologu beni şaşırttı epeyce. bu tarz konuşmalar hiç yapmıyoruz evde. kreşte oynadıkları bir oyun olduğunu zannediyorum çünkü erenle birlikte oyun oynarlarken yakaladım bu cümlelerini... eren i bırakıp bir yere gidip, bir şey alıp, hemen geliyor sonra bu cümleleri baştan kuruyordu. eren de ablası konuştukça uslu uslu dinliyor ve dediği gibi de onu olduğu yerde bekliyordu..

bizim evde bugünlerde...

Perşembe, Mart 04, 2010 0
elif dümtek çalarken…sabah hazırlanırken beni rahat bıraksın ve biraz oyalansın diye birçok yerde gördüğüm bu oyunu hazırladım. makarnalardan kuru fasulyeleri ayırdı, yalnız biraz geç kalmışım sanırım bu oyun için kızım epeyce büyümüş.
bu da çok yerde gördüğüm bir oyun; süngerle su taşıma… elif oyunun hakkını verirken eren daha çok etrafı ve kendini ıslatma eğilimindeydi. elif le birebir oyunu tekrarlama kararı aldım daha sonra.

kreşten almaya gittiğimde bir gün böyle buldum elif i… çok profesyonelce olmasa da bizim için ilk olduğundan hoşuma gitti yüzünün boyanması…

son olarak kızımla yaptığımız bir çalışma.. gramofon kağıtlarından pek bir acemice.. çiçekler bizim, 2010 takvimini kreşte yapmışlar…

resim birleştirmeyi yeni öğrendiğimden sürekli birleştirme yapmak istiyorum, sanırım yazılarım artık bol resimli olacak..