depresyondayım, unutulmak istiyorum...

Gebelik ve lohusalıkta annenin ne kadar depresyona yakın olduğu tıp otoritelerince de kabul edilen bir gerçek. En normalimiz bile daha duygusal, daha alıngan ve ağlamaya daha eğilimli geçiriyor bu dönemi. Anne olmak tartışmasız çok güzel ama anneliğin üzerimize giydirdiği sorumluluklar, iyi anne olmak adına yapılan fedakarlıklar, çocuğun hastalanmasından, düşmesinden, iştahsızlığından, zayıflığından dolayı hissettiğimiz suçluluk duygusu epeyce bir baskı oluşturuyor üzerimizde. Biraz daha büyüdüklerinde fiziksel bakım ayağına bir de eğitim ekleniyor. Televizyon karşısında yedirmemeli, kendi kendine uyumalı, evi güvenli hale getirelim, her gün dışarı çıkaralım, sesimizi yükseltmeyelim, hep sevecen güleryüzlü bir iletişim tercih edelim, olmazların sebeplerini anlatalım, ceza yok, ödül yok, tehdit yok, kıyaslama yok, engellemeyelim, her şeyi kendi yapmak istiyorsa yapacak, kıyafetlerini kendi seçecek, tercihleri olacak, saygı duyacağız, damak zevki var zorlamayacağız vs vs vs.... Tüm bunları artık bilmeyen anne yok, televizyonda, internette, gelişim kitaplarında bahsedilen şeyler hemen hemen aynı... 2 yaş çocuğuna nasıl davranılır, bir ergene nasıl davranılır hepimiz biliyoruz....

Peki kolikli bir bebeğin bakımıyla uğraşan, günlerce uyumayan, hayatın aktüel gerçeklerini artık hiç umursamayan, banyo, yemek, tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını insani bir şekilde karşılayamayan, kocasını sadece bebeğin bakımına yardım eden bir kurtarıcı olarak gören, temizlik yapmayı, yemek yapmayı bile özleyen, sinemaya gidebilmek bir yana bir diziyi takip edebilmeyi dahi hayal edemeyen, kendini kadın değil yalnızca anne olarak hisseden bir yetişkine nasıl davranılır biliyor muyuz? Aldığı kültür ve içgüdüleri, hayattaki en büyük, en kutsal ve en önemli sosyal rolünün "annelik" olduğunu haykırdığında, hasta olmayı ve dinlenmeyi kendine hak görmediğinde, birey olduğunu, kendi isteklerini unuttuğunda, 3 yaşına kadar çocuğunun yanında olamazsa bir şeylerin eksik olacağına inandığında, eşi ile sevgili değil, karı-koca olduğunu hissettiğinde, yaşadığı ikilemler, vicdan azapları ağır geldiğinde, çocuk bakımı, ev işleri, çalışan anne olmak, anlayışlı eş olmak, hayırlı evlat olmak artık zor geldiğinde ve unutulmak istediğinde, kaçmak, göçmek istediğinde acaba yavaş yavaş depresyona yaklaşıyor olabilir mi?

Yeni yeni duymaya başladığımız mutlu anne=mutlu çocuk denklemine yürekten katılıyor ve destekliyorum. Hatta =mutlu aile=mutlu evlilik diye de eklemek istiyorum. Annenin en ufak bir hatasında çocuğun kişiliğinin alt üst olacağını iddia eden, anneye nefes alma imkanı bırakmayan, robotlaştıran, kurallara boğan yaklaşımları kınıyor, reddediyorum. Kurallarla değil kendi iç sesimizle ve çocuğumuzu dinleyerek geliştireceğimiz güvenli iletişimin en doğru yol olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı nesiller için lütfen anneleri rahat bırakalım...

Share on Google Plus

Anne Kaleminden

Yazmak hayatımın her döneminde kendimi ifade edebildiğim en iyi yöntem oldu ve şimdi çalışan iki çocuklu bir annenin arta kalan zamanlarında biriktirdiklerini yazarak paylaşmaya çalışıyorum.

2 yorum:

  1. ah canım ne güzel yazı olmuş....
    herbir sözüne katılıyorum....

    YanıtlaSil

haydi söyle :)