30 Kasım 2010 Salı

neler oluyor hayatta

Salı, Kasım 30, 2010 12
...elif...
elif bugünlerde çok hareketli. normal yürümesi bile hoplayıp zıplayarak. yüksek yerlerden atlamaya, eşyaların birinde diğerine atlamaya bayılıyor. tehlikeli şeyler deniyor, sandalyesini koltuğun üzerine koyarak oraya oturmak gibi... tabi onu izleyen ve her yaptığını denemek isteyen 2,5 yaşında bir seyirci olunca, işler daha da tehlikeli bir boyut kazanıyor. haftasonları günü evde geçirmeye tahammülü yok, sabah gözünü açar açmaz planlara başlıyor, anne selen lere gidelim, ahlatlıbel e gidelim, ankamall e gidelim... hala giyim konusunda tercihi yok, daha doğrusu tercihi sınıfındaki ve yaş grubundaki diğer kızlardan çok farklı... hepsi cicili bicili ,etekli tokalı giyinirken, elif sadece beli lastikli eşofmanlardan giymek istiyor :) ben de tam istediği gibi, rahat ettiği gibi giydiriyorum... sözümü dinlemiyor demek istemiyorum, sözümü dinletmek gibi bir çaba içine girmek istemedim hiç ama müdahale etmeden de duramıyorum bazı davranışlarına... 4 yaş çocuğunun genel davranış özelliğiymiş hareketli olmak...
"bu yaşta ışık hızıyla hareket ederler. merdivenleri koşarak çıkarlar, bisiklet ile fırlarlar, evin bir ucundan diğer ucuna tabana kuvvet koşarlar. üç yaşındaki nispeten daha sakin çocuğunuz, bir fişeğe dönüşür. ara sıra davranışları (gürültülü, sert, kavgacı) size yeni yürümeye başladığı çalkantılı dönemdeki davranışları hatırlatabilir. fakat korkmayın. bu zor dönem genellikle kısa sürelidir ve beşinci doğum günlerine ulaştıklarında sakin, aklı başında ve kendine güven duygusuyla dolu olacaklardır. "
bunu okuyunca biraz rahatladım...

fiziksel gelişim : elif 110 cm 20 kg
dil gelişimi : cümlelerinin tamamı anlaşılır, dilbilgisi kurallarına uygun. sürekli birşeyler soruyor ya da anlatıyor... yeni öğrendiği kelimeleri kullanmayı deniyor.

her akşam yatmadan masal kitabından bir öykü dinliyor...

...eren...
eren şuan 2-2,5 yaş döneminde, 4 tane 2.azısının 3 ünü patlatmış durumda... şu son diş de çıksa 6 yaş dönemine kadar diş çıkarma sorununa ara vermiş olacağız... dişler eren i her zaman çok zorladı, tabi bizi de... bu dönemlerde zaten kötü olan gece uykuları daha da içler acısı bir hal alıyor. 2 yaş inatlaşma döneminin tüm olumsuzluklarını görüyoruz eren de... üzerinin değiştirilmesi, ayakkabılarının-montunun giydirilmesi, asansöre-arabaya bindirilmesi ayrı ayrı sorunlar olarak her sabah rutinimizin değişmez parçalarını oluşturuyor.

fiziksel gelişim : eren 90 cm 13 kg
dil gelişimi : biraz yuvarlasa ve çok anlaşılır olmasa da son 2 aydır eren artık baya baya konuşuyor. uzun cümleler kuruyor. tekerlemeler şarkılar söylüyor. vee "annecim seni çok özledim, seni çok seviyorum" diyerek beni mest ediyor...

...birlikte...

tek tek ele alındığında gayet normal görünen bu iki cüce, aynı evin içinde olduklarında inanılmaz bir sinerji yaratarak ve anne-babalarının enerjisini içerek besleniyorlar... kardeş kavgalarını tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil ama birlikte mutlu mesut oyanamaları 10 dk yı geçmiyor. bu sürenin sonunda bir ağlama bir mızırdanmayla birbirlerini şikayet etmeye geliyorlar bize... müdahil olmamaya çalışsak da yapamıyoruz henüz bunu...

geleceğe not: son fotoğrafta elif, eren den onu iteklediği için özür diliyor.

29 Kasım 2010 Pazartesi

ödül aldım, şaşaşın

Pazartesi, Kasım 29, 2010 0
bu ödülü sevgili filiz (beyza nın annesi) göndermiş :)) kendisine çok çok teşekkür ediyorum bu inceliği için...

veee deli anne, bu ödülü ben de sana gönderiyorum daha önceden almış olsan da...

26 Kasım 2010 Cuma

gariplikler komedyası mimi

Cuma, Kasım 26, 2010 20
sevgili bir annenin paylaşımları beni mimlemiş :) mim in konusu : "garip huylarımız ve yapamadıklarımız" dan 7 madde sıralamak. kendimce cevaplandırıyorum hemen :)

1) şıkır şıkır olmak(annemin tabiriyle): olamıyorum kardeşim, tak takıştır sür sürüştür. kuaföre koş, oje sür, makyaj yap yok olmuyor... doğal yaşam doğal duruş ötesine geçemiyorum...


2) başarı hırsı: iyi ki memur olmuşum, yoksa özel sektörde canımı okurlardı. her gün ağlayarak dönerdim eve. ben tatminkar, elindekiyle yetinen, hayal gücü kısıtlı bir insanım. elde edemeyeceğimi düşündüğüm şeylerin, hayalini bile kurmam. bildiğin sıkıcıyım işte...

3) damak zevki: anlamıyorum arkadaş deniz balığı mı çiftlik balığı mı, organik süt mü uzun ömürlü mü ne bulsam yerim ben, ayırt etmem, karnımız doysun yeter.

4) o gün için bir plan yaptıysam ve planlarımın elimde olmadan bozulmuşsa, içim huzur bulmaz, kemiririm kendimi...

5) tuzlu şeylerle içiyorsam çayıma mutlaka şeker atarım, tek çay içiyorsam da asla şekerli içemem. (kanun gibi oldu :)

6) dikkatsizim: yürürken insanların yüzüne bakmam, yanımdan babam geçse farkedemiyorum bu yüzden. konuşuyorsam da sadece yüzüne bakarım, mesela geçen gün bir arkadaşla konuşuyorduk, 6 aylık hamileymiş farketmedim, göbüş epey belliydi oysa... kim ne giymiş, evine gittiğimde evinde ne vardı, koltuklar ne renkti önemsemem işte... kötü gözlemciyim...

7) göbüş deyince aklıma geldi. bir arkadaşımla buluşacaktım, buluşma yerini tarif ederken, trafikte "göbek" olarak adlandırılan yere "göbüş" dedim. "göbüşün oradayım şuan" diye bir cümle kurdum. çok dalga geçti benimle. ne var kardeşim çocuklarla konuşa konuşa yetişkin lugatını unuttum işte, allah allah.....

önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe... syrakusa gördüm seni sobe sobe sobe!

25 Kasım 2010 Perşembe

ankara mogan parkı

Perşembe, Kasım 25, 2010 5
konya yolundan gölbaşı na gelmeden haymana yol ayrımına dönüp, dosdoğru ilerlerleyince mogan parkı na ulaşılıyor. park, 602 bin metrekarelik bir alana kurulmuş, piknik alanı var ama yazları ve haftasonları berbekü ve piknik masalarında yer bulmanın zor olduğunu duymuştum. erken saatlerde gitmekte fayda var. asma köprülerle ulaşılan bir adası varmış ancak görme fırsatım olmadı. küçüklü büyüklü epeyce bir çocuk oyun alanı ve çok çeşitli cafe restoran var. göl kenarındaki ahşap yürüyüş yolu çok güzel. balık tutan da epeyce vardı. biz tüm yaz durduk durduk sonbaharın sonlarında mogan ı keşfettik. sarı yapraklar, göl üzerindeki karabataklar ve sessizlik bize iyi geldi...

24 Kasım 2010 Çarşamba

fotoğraf birleştirme ve çerçeve 2

Çarşamba, Kasım 24, 2010 10
fotoğraf birleştirme ve çerçeve konulu ilk yazımı şubat ayında yazmışım. o zamandan bu zamana öğrendiğim iki programı hemen paylaşmak istiyorum.

son zamanlarda blogda yayınladığım fotoğraflara blogun adını eklemeyi es geçmemeye çalışıyorum. bunu yaparken "picasa 3" programını kullanıyorum. çok rahat bir şekilde indirilip kurulabiliyor. kullanımı da oldukça rahat. bana bir çok açıdan yeterli geliyordu ama çerçeve ekleme ve fotoğraf birleştirme konularında yetersiz buluyordum.
bugün sevgili sardunya nın "photoscape" i tanıtan yazısını görünce hemen programı indirip kurdum. picasa nın özelliklerine ek olarak kolaj ve çerçeve seçenekleri oldukça fazla...

bunlar da ilk etapta photoscape ile yaptığım çalışmalar...

fotoğraflar üzerinde oynama yapmayı sevenler için de photofunia yı tavsiye ederim. herkese bol görselli rengarenk yazılar diliyorum...

23 Kasım 2010 Salı

anaokulu mimi

Salı, Kasım 23, 2010 8
bayram sonrası ne yazsam da elimin pasını silsem diye düşünürken deli annenin beni sobelediğini öğrendim :) hemen işe koyuluyorum, elimden geldiğince yazmaya çalışacağım...

çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz yahut göndermeyi düşünüyorsunuz? kreşe göndermek için beklediğiniz başka bir şey var mı?
kızımı 31 aylık, oğlumu 24 aylıkken kreşe gönderdim. her iki çocuğum için de alabileceğim ücretli ücretsiz tüm izinleri sonuna kadar kullandım. aslında 36 aya kadar evde birebir bakımın daha iyi olduğunu düşünüyorum. ama malesef şartlarımız elvermedi ve bu süreyi tamamlayamadık. çocuklarımın arasında sadece 19 ay olması, beni epeyce zorladı. üstüste iki hamilelik, lohusalık, kolikli bebek bakımı, uykusuz gecelerin izleri üzerimden yeni yeni siliniyor...

çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? olmazsa olmaz diyeceğiniz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz?

ben çocuklarıma kreş aramadım, çünkü çalıştığım yerin aynı kampüs içerisinde çok yetkin bir kreşi vardı.
tabi ki ilk kriterim güvenlik ve çocuklara nasıl muamele edildiği... bir anne olarak en çok korkulan durum çocuklarımıza bağrılması, sindirilmesi, korkutulması ve psikolojik baskı görmesidir sanırım. onların sevildiklerini hissetmelerini, öğretmenlerin de sevgi dolu, merhametli oldukları bir ortamda vakit geçirmelerini isterim.
ikinci sırada gündelik hayatta karşılaşılan durumlara verilen tepkilerin, yapılan uyarıların, yönlendirmelerin, oynanan oyunlarda verilen mesajların niteliği... buna genel olarak eğitim mi demeliyim acaba... kavga eden çocukları ayırırken, üzgün bir arkadaşlarına destek olurken insani erdemlerin mutlaka vurgulanmasını isterim.
üçüncü sırada ise fiziksel koşullar yer alıyor. temiz ve kreş niteliklerine sahip bir ortamda olmalarını ve yemeklerin nasıl hazırlandığını bilmek isterim.

türkiye'deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

bu soruyu es geçiyorum çünkü karşılaştırma yapma şansım olmadı.

türkiye'deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?

tüm kreşlerde yaygın olarak var mı bilmiyorum ama bizimkinde olan bir şeyi söyleyebilirim. ateş kontrolü çok önemli ve ateşi olan bir çocuğun evde anne kontrolünde bakımı elzem. ancak 37 dereceyi geçen her ateşte hemşirenin arayarak çocuğun alınmasını talep etmesi bana saçma geliyor. çünkü 37,1 gibi çok düşük ateşlerde bile almamız gerekiyor. biraz koşunca, diş çıkarma döneminde, aşı sonrası genellikle hafif ateş oluyor. sanırım bu kreş politikası.

çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?

en çok adaptasyon döneminde zorlandım... onu atlattıktan sonra çok sorun yaşamadım. ama öğrendikleri bir çok olumsuz davranış oldu arkadaşlarından. mesela tükürmek, ağzında yemek varken ağzını açmak, kötü kelimeler, deli gibi çığlık atmak aklıma gelenler.
ve tabi hastalıklar. geçen kış elif çok çok sık üst solunum yolu enfeksiyonu ve otit geçirdi... şu an kulağına tüp takılması ve geniz etinin alınması gündemde. bu kış için çok endişeliyim.

çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

kreşe başlayana kadar ayakta sallanarak öğlen uykusuna geçiyorlardı, şimdi daha rahat uykuya dalıyorlar. kendi kendilerine yemek yeme, el yıkama yani özbakım becerileri gelişti. grup içerisinde birlikte oyun oynamaya başladılar. eren de epeyce olan vurma davranışı azaldı. topluluğa ait olmayı, topluluğun kurallarına uymayı öğrendiler.

şu an için hepimiz mutluyuz, uzun tatillerde elif kreşi, arkadaşlarını özlediğini ifade ediyor bu da beni mutlu ediyor. kreşi sevmeleri benim için çok önemli. onları hergün hoşlanmadıkları bir yere bırakıp çıkmanın vicdan azabını yaşamıyorum en azından. ama hep bir keşkem var. sabah 8:30 dan akşam 5:30 a kadar, profesyonel olmaları gereken bir dünyada, nazları çok da çekilmeden, kurallara uyarak, birlikte hareket ediyorlar. keşke böyle bir zorunluluğum olmasaydı ve kreşe sadece oyun oynama, yaş grubuyla vakit geçirme ya da yarım gün şeklinde gidebilme şansları olsaydı. kreşleri memuriyet, mecburiyet, bakımevi şeklinde değil de alternatif olarak düşünebilmeyi isterdim.

eveeet.. şimdi kimleri sobelesem acaba :)
fikriye, ömer tuna aydın, ali yiğit aslan (ayşe), nihal maya sobe sobe sobe !

12 Kasım 2010 Cuma

eren le kreşe uyum

Cuma, Kasım 12, 2010 12
eren le kreşe alışma sürecimiz tahmin ettiğimden çok daha kolay oldu. toplam iki haftada adapte olduk yeni düzene...

ilk gün aralıklarla ağladı ama ablasının aynı kreşte oluşu ve sık yapılan abla ziyaretleriyle sanırım, kendini güvende hissetti.

ilk hafta hem sabah ayrılmakta hem kreş içinde zorlandı.

ikinci haftanın başlarında sadece sabah ayrılık vaktinde sorun yaşadık, sonrasındaki uyumu güzeldi.

ikinci haftanın sonundan itibaren öğretmeninin elinden tutup bana baybay yaparak sınıfına gitmeye başladı.

elif in kreşte oluşu bizim için çok büyük bir avantaj oldu. aynı kattalardı ve elif ara ara gidip kardeşinden haber alıyor, akşamları "anne eren yemeğini bitirdi ben gördüm, ağlamadı bugün" diye bana malumat veriyordu. eren için de ablasının kreşte oluşu, beraber gidip, akşam kreşten birlikte çıkmaları çok rahatlatıcıydı.

öğretmenimiz çok duygusal, çok genç, tatlı bir abla. çocuklarla iletişimi harika, iki tane bakıcı anne var ki bir tanesi geçen yıldan kızımın annesiydi. çok da seviyorum kendisini, direk ona teslim ettim eren i ben... sınıf mevcudu 11 kişi. kreşte sosyal hizmet uzmanı, eğitim uzmanı, psikolog, hemşire ve diyetisyen var. aylık yemek listesi internet sitesinde yayınlanıyor. kreş binası, kreş olarak planlanmış ve inşa edilmiş. örneğin hiçbiryerde merdiven yok, fiziksel koşullar oldukça iyi ve güvenli...

2 yaşın getirdiği vurma davranışı tüm çocuklarda var... erkek çocukların doğası böyle derlerdi de inanmazdım. şimdi eren i severken bile bazen umulmadık bir şekilde tokat yapıştırabiliyor size ve sonra en güzel espriyi yapmış gibi gülebiliyor. çok sinir bozucu... öğretmeni tüm çocuklarda bu yaş grubunun yaygın davranış özelliği olduğunu, zamanla törpüleneceğini söylüyor.

elif ise 4 yaş grubunda. fen ve doğa isimli bir kitapları var ayrıca yumurcak yayınevinin şekerlik eğitim setini takip ediyorlar. drama, müzik, resim-seramik ve jimnastik olmak üzere 4 tane etkinlik dersleri var.

eren ler ise 2 yaş grubundalar. onlar için bu yıl özbakım becerilerini geliştirmek ve grupla birlikte hareket etme alışkanlığını kazanmak ön planda. parmak boyama, hamur, halka oyunları ve şarkılar oluyor etkinlikleri daha çok...

iki küçük çocuğum da kreşte... her ne kadar kreşten ve öğretmenlerden çok memnun olsam da burkuluyor içim. kreşte mutlu olduklarını görsem de keşke evde birebir bakım imkanı bulabilseydik diyorum, daha fazla zaman geçirebilseydik...
DEVAMINI OKU

11 Kasım 2010 Perşembe

öğretmen olacağım

Perşembe, Kasım 11, 2010 3
11 yaşındayım ve kardeşlerimin en büyüğüyüm. Annem işe gidiyor her gün, ev işine. Eve çok yorgun geliyor, üzülüyorum. Babam da apartmanın işlerini yapıyor, apartman görevlisi babam. O da çok çalışıyor. Herkes ne derse yapması gerekiyor. Bize ev yaptırıyorlar kazandıkları parayla. Bir evimiz olmazsa yandık. Buradan bizi atarlarsa halimiz harap. O yüzden ne yapıp edip evi tamamlamalıyız.

Kapıcı dairemiz iki oda, bizim odada iki ranza var. En küçük kardeşim annemlerle yatıyor. Ama sıcacık evimiz valla çok şanslıyız, para ödemeden ısınıyoruz kış günü... Derslerimi çalışıyorum ama öğretmen beni sevmiyor biliyorum. O ön sıradaki zengin çocuklarını seviyor. Onların çantaları da önlükleri de benimkinden güzel. Zaten benimle oynamazlar ki, biz fakiriz.

Bazen zengin olsak diye hayal kuruyorum. Kıyafetlerimiz güzel olsa, oyuncaklarımız olsa bizim de... Hep eskiler getiriyor annem eve, başka çocukların küçülmüşleri, keşke yeni elbiseler de alabilselerdi bana...

Annem diyor ki eskiden çocuklara önem verilmezmiş, sözleri dinlenmez susturulurlarmış. Dayak da varmış çok. Dövüşürsek kardeşlerimle o zaman babam bizi ayırmak için bağırır ama dövmez, bizi severler.

Büyüyünce öğretmen olacağım, tüm çocukları seveceğim ama fakirleri daha çok seveceğim. Onlara hediyeler alacağım, sonra onlara namuslu olmayı anlatacağım. Mesela zengindir ama başkalarını dolandırmıştır, bunun iyi olmadığını söyleyeceğim. Önemli olanın alınteriyle çalışarak kazanılan para olduğunu anlatacağım. Görüntüye değil derinliklere bakmayı öğütleyeceğim. Markalı şeylere harcanan paralarla değil, bilgileriyle toplumda yer edinmenin yollarını öğreteceğim. Bir gün kendilerini akıntıya karşı yüzüyor bulurlarsa, korkmamalarını, kalabalıkların her daim haklı olmadığını söyleyeceğim. Her duyduklarına, her okuduklarına inanmamalarını, bir bilgiyi farklı kaynaklardan teyit etmeyi göstereceğim. Savaşlarda kaybedenin yalnızca halklar olduğunu, kazananınsa silah satıcıları olduğunu öğreteceğim. Onlara umudu, sevgiyi, vicdan rahatlığını, az da olsa aşları, doğru yoldan şaşmamayı ve tüm bunları yapabilmek için ihtiyaç duydukları gücün zaten içlerinde varolduğunu anlatacağım.

9 Kasım 2010 Salı

çantamda ne var

Salı, Kasım 09, 2010 7
sevgili gülay ve ayşegül mimlemişler beni çantanda ne var mimiyle, ne yok ki diyorum ve fotoğraflıyorum içindekileri...
-su şişesinin yanındaki siyah ve kırmızı çizgili şey, elif in oto koltuğunun emniyet kemeri yastığı,
-poşetin içinde eren in ertesi gün kreşe gidecek temiz eşofman altı var,
-ıslak mendil ve selpakta vardığım noktayı sapkınlık olarak tanımlıyorum.
çantasını dökmek isteyen herkesi mimliyorum, bayram temizliği olur hem :)

8 Kasım 2010 Pazartesi

eren kreş te

Pazartesi, Kasım 08, 2010 17
güne eğlenceli bir başlangıç :)
eren favori oyuncağıyla oynuyor...
ne çabuk yemek vakti geldi.
çorbamı bile kendim içerim.
bıyıklarım nasıl :)
ama yıkanınca çıkıyolar.
uyku perisi geldi, eren in yanına kondu...
uyudum mu sanmıştınız :)
DEVAMINI OKU

2 Kasım 2010 Salı

sinema sinema

Salı, Kasım 02, 2010 0
Her ne kadar sinema beğenim son 4 yıldır güncellenemese de, Yeşil Yol, Benjamin Button' un Tuhaf Hikayesi, Şeytanın Avukatı ve Yapay Zeka fantastik türün beğendiğim filmleriydi.


Pretty Woman, klasik fakir kız zengin erkeğin Hollywood uyarlaması olsa da unutulmaz ve etkileyici bir aşk hikayesiydi.

Ocean's Eleven ve Esaretin Bedeli' ne senaryosundaki zeka pırıltılarıyla hayran kalmıştım.

Hayat Güzeldir ise nazi kampındaki yahudi bir babanın oğluyla birlikte yaşadığı günleri çok dramatik bir şekilde anlatan duygusal bir filmdi...

Herkese film izleyebilecek bolca zaman ve iyi seyirler dilerim...