27 Ekim 2010 Çarşamba

tüketim

Çok çocuklu memur bir ailenin ferdi olarak hiç bir zaman şuurumu kaybedip bilinçsizce tüketim yapmadım. Hala şaşırırım kredi kartının limitlerini zorlayıp, almaktan vazgeçemeyen ve ay sonunda kara kara düşünen arkadaşlarıma... Aslında anlayabiliyorum da hissettiklerini "çok ucuz, bitecek, kaçıracağım" psikolojisi... Zaten pazarlama teknikleri ve reklamlarla televizyondan, posta kutularımızdaki broşürlerden, billboardlardan sürekli empoze edilen bu. Kampanyalar, indirime girmiş ürünler, kaçırmayın, bitmeden alın diyenler, ertesi gün yarı fiyatına düşen ürünler, %90 indirim yapmış ayakkabı mağazası gördüm ben, az daha gayret etseler bedava olacak yani...

Tüketiyoruz, değiştiriyoruz, alıyoruz, sıkılıyoruz, yeniliyoruz, çok eğleniyoruz, mutlu oluyoruz. Yeni dünya düzeninde eğlence neredeyse tüketmek ile eşdeğer... Ayın 31 inde şurada, ayın 15 inde burada, çarşamba günleri orada derken kontrol alanımız genişliyor. Güzel yerlerde yemek yiyelim, güzel giyinelim, lüks otellerde konaklayalım, ulaşımımız konforlu, evimiz rahat olsun, kaliteli yaşayalım diye çabalarken tatminsiz, depresif, doyumsuz bir topluma doğru yol alıyoruz... Aynı öğrenmek gibi tüketmenin de sonu yok çünkü...

Bizler anneyiz, ileride topluma yön verecek bireyler yetiştiriyoruz. Eksik kalmasın, içinde kalmasın diye her istediğini almaya çalışırken, bazı değerleri eksik veriyor olabilir miyiz?

Çocukken en değerli oyuncaklarım gazoz kapakları, çember, misket, deniz kenarından toplanan kırık dökük bir kaç eşyaydı. Mısır püskülünden bebek yatağı, fındık kabuğundan gemi, asma dalından salıncak, el arabasından kaydırak yapar tüm mahalle çocukları birlikte eğlenirdik.

Şimdi cep telefonları, laptoplar, playstationlar ile oynayan; kreşlerde, evlerde, alışveriş merkezlerinin oyun alanlarında, yapay ortamlarda büyüyen ve dışarıda yemek yiyip, oyuncak satın alıp eve gelmeyi eğlenmek zanneden bir nesil yetiştiriyoruz. Malesef...

1 yorum:

haydi söyle :)