27 Ekim 2010 Çarşamba

bir blog efsanesi

Çarşamba, Ekim 27, 2010 7
syrakusa bir garip bankacı blogger... müzik ve sinema bilgisi ayrıca esprili yazma yeteneği ile yarattığı hayran kitlesi artık onu tatmin etmemeye başlar ve bir gün bloglar aleminin gizli kalmış dehlizlerinde gezintiye çıkmaya karar verir... izleyicilerine der ki: bana mesleğini ve blogunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. o da ne bu çağrıya aldığı tepkiler bir çığ gibi büyümekte, kim olduğunu bilmek isteyenlerin sırası, kpss kuyruğunda atama bekleyen öğretmenlerin sırasını geçmektedir.

sirakuzu ise büyük bir sabır, emek, incelik ve özen ile hazırladığı yazılarını sabah saat 08,30 dedin mi yayınlamakta ve izleyicilerini kahkahalara boğmaktadır. günler geçer hem sabahları yazıları bekleyenlerin sayısı hem de kuyruktakilerin sayısı artmaya devam eder. ve bir gün bir mucize gerçekleşir. sirakuzu geri dönüşler almaya başlamıştır. bu yazı dizisini okuyanlar syrakusa yı anlatan yazılar yazmakta ve blogdan bloga yayılan bu dalga bir efsaneye dönüşmektedir. artık blog aleminin sağlam bir ağacıdır o. eğer bir sabah saat 08,30 da kök salmış bir ağacın gün doğumunu izlerken pardesüsünün rüzgarda savrulduğunu görürseniz bilin ki bu sirakuzu nun ta kendisidir...
not: sirakuzu nun anne kaleminden i anlatan yazısı için ise buraya tıklamanız yeterlidir.

tüketim

Çarşamba, Ekim 27, 2010 1
Çok çocuklu memur bir ailenin ferdi olarak hiç bir zaman şuurumu kaybedip bilinçsizce tüketim yapmadım. Hala şaşırırım kredi kartının limitlerini zorlayıp, almaktan vazgeçemeyen ve ay sonunda kara kara düşünen arkadaşlarıma... Aslında anlayabiliyorum da hissettiklerini "çok ucuz, bitecek, kaçıracağım" psikolojisi... Zaten pazarlama teknikleri ve reklamlarla televizyondan, posta kutularımızdaki broşürlerden, billboardlardan sürekli empoze edilen bu. Kampanyalar, indirime girmiş ürünler, kaçırmayın, bitmeden alın diyenler, ertesi gün yarı fiyatına düşen ürünler, %90 indirim yapmış ayakkabı mağazası gördüm ben, az daha gayret etseler bedava olacak yani...

Tüketiyoruz, değiştiriyoruz, alıyoruz, sıkılıyoruz, yeniliyoruz, çok eğleniyoruz, mutlu oluyoruz. Yeni dünya düzeninde eğlence neredeyse tüketmek ile eşdeğer... Ayın 31 inde şurada, ayın 15 inde burada, çarşamba günleri orada derken kontrol alanımız genişliyor. Güzel yerlerde yemek yiyelim, güzel giyinelim, lüks otellerde konaklayalım, ulaşımımız konforlu, evimiz rahat olsun, kaliteli yaşayalım diye çabalarken tatminsiz, depresif, doyumsuz bir topluma doğru yol alıyoruz... Aynı öğrenmek gibi tüketmenin de sonu yok çünkü...

Bizler anneyiz, ileride topluma yön verecek bireyler yetiştiriyoruz. Eksik kalmasın, içinde kalmasın diye her istediğini almaya çalışırken, bazı değerleri eksik veriyor olabilir miyiz?

Çocukken en değerli oyuncaklarım gazoz kapakları, çember, misket, deniz kenarından toplanan kırık dökük bir kaç eşyaydı. Mısır püskülünden bebek yatağı, fındık kabuğundan gemi, asma dalından salıncak, el arabasından kaydırak yapar tüm mahalle çocukları birlikte eğlenirdik.

Şimdi cep telefonları, laptoplar, playstationlar ile oynayan; kreşlerde, evlerde, alışveriş merkezlerinin oyun alanlarında, yapay ortamlarda büyüyen ve dışarıda yemek yiyip, oyuncak satın alıp eve gelmeyi eğlenmek zanneden bir nesil yetiştiriyoruz. Malesef...

kardeş kavgaları 2

Çarşamba, Ekim 27, 2010 2
kardeş kavgaları ile ilgili yapılabilecek şeyler, alınacak önlemler mevcut:

uzmanlardan öneriler;1-hakem olmayın,
2-kıskançlığa yol açacak şekilde davranmayın, kıskançlık bu kavgalara en büyük sebep,
3-eşit davranmayın, adil davranın, kişiliklerine özel ve ihtiyaçlarına göre davranın,
4-kıyasama yapmayın,
5-konuşmalarına izin verin, (kardeşine oyuncağını geri ver, ödünç alabilir miyim diye sor)
6-sevginizi dışa vurun, gösterin,
7-yetenek ve eğilimlerine göre farklı hobi ya da oyun alanları yaratın.
çocuklar kavga ettiğinde;1. normal çekişmelerde karışmayın. çünkü bir kere müdahale etmeye başladığınızda,çocuklar her seferinde sizi dahil etmeye çalışacaklardır. mümkün olduğunca hakemlik yapmayın.

2. durum ciddi. bir yetişkinin müdahalesi yardımcı olabilir.
a ) öfkelerini onaylayın. bu çok çok önemlidir.
b ) her çocuğun bakış açısını yansıtın. “ yani ayşe,sen köpek yavrusu kollarına yattığı için onun sende kalmasını istiyorsun. ali sense, senin de tutma hakkın olduğunu düşünüyorsun.”
c ) sorunu saygılı bir biçimde tarif edin. “ zor bir durum; iki kardeş ve sadece bir köpek yavrusu.”
d ) çocukların kendi çözümlerini bulabileceklerine dair inancınızı ifade edin. “ikiniz için de adil olan ve köpek için de adil olan bir çözüm bulacağınızdan eminim.”
e ) odayı terk edin.

3. tehlikeli olabilecek bir durum. (kavga ediyor ya da birbirlerine zarar veriyor olabilirler )
a ) onlara sorun."bu bir güreş mi, yoksa gerçekten bir kavga mı? güreşlere izin var ancak gerçek kavgalara izin yok .”
b ) çocuklara belirtin “yalnızca iki taraf da istediği takdirde güreşebilirsiniz.”

4. durum kesinlikle tehlikeli! bir yetişkinin müdahalesi şart.
a ) gördüklerinizi tarif edin.
b ) çocukları ayırın. “ bir arada olmanız güvenli değil,sakinleşmeye ihtiyacınız var, hemen şimdi ikiniz de odalarınıza gidiyorsunuz.”

kardeş kavgaları yardımıyla çocuklar;*nasıl uzlaşabileceklerini,
*n
asıl paylaşabileceklerini,
*kıskançlık ve içerleme duyguları ile baş edebilmeyi,
*problemlerini sözcüklerle nasıl çözebileceklerini öğrenirler. bu deneyimler çocuğunuzun aile dışındaki problemleri çözmesine de yardımcı olur.


kavgasız, gürültüsüz, huzur dolu günler dileğimle...
kaynak : psk. gönül firdes telatar

25 Ekim 2010 Pazartesi

kardeş kavgaları 1

Pazartesi, Ekim 25, 2010 12
çocukluğumdan hatırlıyorum, ben kardeşimle, bizden büyük iki ablam da birbirleriyle ne çok kavga ederdi... yaşımız büyür, sorunlar değişir, kavganın şekli değişir ama hiç bitmezdi. şiddetin türleri cırmıklama, itekleme, ısırma, saç çekmeden bazen sözel saldırılara, laf sokmalara, ispiyonlama tehditine, en hassas noktasından vurmaya kadar geniş bir yelpaze oluştururdu. hatta gizli ittifaklar kurulur, annemler gezmeye gittiğinde kozlar paylaşılırdı. bunda 6 kız çocuklu ailemin sunduğu mozaiğin etkisi büyüktü tabi... aynı evde yaşıyorsanız ve kardeşseniz birbirinizin en gizli sırlarını, en açık yaralarını, en büyük zaaflarını ve en hassas noktalarını biliyorsunuz demektir. bu da kavganın şiddetini artıran en büyük unsur bence.

bu kavgalar babama hiç yansımazdı, annem o anda gelir her iki tarafı da haşlar, kavgayı sonlandırır sonra teke tek nasihat ederdi bize. ömrümün sonuna kadar bir daha konuşmayacağım diye kendime sözler verip, bir-iki saat sonrasında kuzu sarması olurduk kardeşimle... işte böyledir kardeş kavgaları saman alevi gibi bir küs bir barışık, ne onlarla ne onlarsız...

bizim evde de bugünlerde orta dozda aynı sorunlar yaşanıyor. ne zormuş böyle kriz anlarını yönetebilmek. bazen yapmayın, vurulmaz, ısırılmaz, sırayla oynayalım demekten öyle yoruluyorum ki... biliyorum bunlar çok normal ve kaçınılmaz yine de oldukça üzücü ve yıpratıcı...


sıradaki post : kardeş kavgalarına öneriler, çözümler

24 Ekim 2010 Pazar

hayvanat bahçesi

Pazar, Ekim 24, 2010 6



sonbaharın son sıcak günlerini fırsat bilip, hayvanat bahçesine gittik. elif ve eren midilli atlara bindiler, sonrasında da fayton keyfi yaptık. bu farklı deneyim çok hoşlarına gitti. havanın soğumasıyla geziyi erken bitirsek de çok eğlenceliydi.

20 Ekim 2010 Çarşamba

ben ki(mim)

Çarşamba, Ekim 20, 2010 6
78 trabzon doğumlu

3 yaşından itibaren ankara lı

6 kız kardeşten 5. si

milas ta 8 yıl yaşamış

ankara ya kesin dönüş yapmış

gezmeyi ve iyot kokusunu sever

damak zevki yoktur, ne bulsa yer

bakışaçısı : estetik değil işlevsel

kuaföre yılda 2 kez gidip saçını kestirir

şimdilerde çalışan 2 çocuk annesi

kızını karnında başka bebek kalmadığına ikna etmeye çalışıyor...

not: sevgili ömer tuna nın geciken sobesi.

18 Ekim 2010 Pazartesi

evde ayran yapımı

Pazartesi, Ekim 18, 2010 11
bir kavanoza bir miktar yoğurt, su ve tuz koyulur. elif e verilir, elif çalkalar, yorulup eren e verir, eren çalkalar, yorulup abasına verir, bu bir kaç tur devam ederken, anne karşıya geçip o anı fotoğraflar... sağlıklı sofraların leziz içeceği, bir de çocukların elinden olunca, tadına doyulmaz :)))

14 Ekim 2010 Perşembe

istatistik ini mimi 49-50 :)

Perşembe, Ekim 14, 2010 3
sevgili bahar(eylül kuzusu) beni sobelemiş :) buna göre "istatistikler" den "tümü" ne tıklayıp, "kayıtlar" bölümündeki 5 postu yazıyoruz. bakalım top 5 listemizde neler var...

1.sırada- fotoğraf birleştirme ve çerçeve : büyük olasılıkla arama motorlarından görüntülenmiştir.

2.sırada- tekerleme-oyun : bu eğlenceli bir yazı. çocuk tekerlemelerini hareketleriyle anlatmıştım.

3.sırada- sünnet hakkında : eren sünnet olduğunda tecrübelerimi paylaşmıştım.

4.sırada- annelik atölye çalışması : bu hilal in bir mimi :) onun blogundan gelen ziyaretçiler olduğunu düşünüyorum.

5.sırada- çorap kukla : çocuklarla yaptığımız çorap kuklayı anlatan kısa bir yazı.

ben de bu mim i ömer tuna aydın a gönderiyorum... çünkü bir "ben ki(mim)" borcum var kendisine bir türlü yazamadığım, özür mahiyetinde kabul ederse çok sevinirim :)

13 Ekim 2010 Çarşamba

ankara da nostalji

Çarşamba, Ekim 13, 2010 3
Kızılay'dan Kuğulu'ya yürümeyi ve bu yürüyüşü Kıtır'dan tam karışık kumpirle ödüllendirmeyi,

Anfide ders dinlemeyi ve okul kantinindeki sınav sonrası kritiklerini,

Üstüste birkaç el king oynamayı,

Arkadaşlarımla yaptığımız kısırlı ev partilerini,

Şehirlerarası otobüs yolculuklarını,

Havanın kararmasıyla Yüksel Caddesi'ni dolduran işportacıları,

Dost Kitapevi'nde kitap okumayı,

Kardeşimle kendimize mayonezli zeytinli sandviç hazırlayıp yaptığımız gece sohbetlerini ve girdiğimiz gülme krizlerini,

Her fırsatta Marmaris'e ablamın yanına kaçmayı ve orada geçirdiğim rüya gibi tatilleri,

Her akşam Ankaray'ın Bahçeli durağında inip, eve kadar sevgilimle elele yaptığımız yürüyüşleri,

Isınmak için girdiğimiz izbe kahveleri (o zamanlar devasa avm ler yoktu ne yazık ki),

Fotokopicide çoğalttığımız kitap gibi ders notlarını,

Yükseköğrenim kredisi yatınca kendimize çektiğimiz ziyafetleri,

Yaz tatillerinde deniz keyfi sonrası güneşin tadını çıkarmayı,

Biraz daha dışarıda kalabilmek için bulduğum çeşitli kursları (bu sayede Karaca'nın çeviri-test-komposizyon programını bitirmiştim)

Candostlarda Grup Çığ dinlemeyi ve kurduğum gelecek hayallerini,

Dingin huzurlu kitap okumayı,

Gima'nın ya da PTT nin önünde cep telefonsuz buluşmalarımızı,

Kurduğumuz standları, katıldığımız fuarları özledim...

Ama geri dönmek ister miyim? Hayır. Yuva tadında evimizin, kızımlı oğlumlu saatlerin, anne kelimesinin yaşattığı mutluluğun yerini tutabilir mi, kıyaslanabilir mi? Hayır.

Geçmişi gülümseyerek teslim etmek gerek tarihe...

DEVAMINI OKU

11 Ekim 2010 Pazartesi

duru-landık

Pazartesi, Ekim 11, 2010 18
minicik gözlerini açtı bir öğle vakti dünyaya... 11-10-2010 saat 13:35 de, ılık bir sonbahar günü, yapraklar düşmeye devam ederken, memurlar işlerine dönme telaşında ve bizler heyecan içinde beklerken geldi. 3.280 gr beyaz bir bebek, pembeler içinde.

hoşgeldin duru bebek aramıza, hep iyi insanlarla karşılaş, güzel dostların olsun, sağlık ve huzur içinde yaşa...

anne tarafından 3 teyzeden 4 kuzen; halamızdan da duru bebek olmak üzere toplamda 5 kuzenleri oldu çocuklarımın.

eşim dayı ben yenge oldum. "yenge" kelimesi bana hep soğuk ve uzak gelmiştir nedense ama ısıtırız seninle birlikte duru bebek ne dersin, doldururuz içini "teyze" gibi sıcacık yaparız...

8 Ekim 2010 Cuma

evlilik yıldönümü

Cuma, Ekim 08, 2010 17
1996 yazında başlayıp, 2000 sonbaharında resmi evetle legalleşen sevgim, aslında 14 ama kayıtlara göre 10.yılını doldurdu.

bu yıl için hayallerim vardı... ancak halamızın her an beklenen doğumu sebebiyle erteledik. bu hayal uygun koşulları bulunca yaşama sarılan sporlar gibi kabuğuna çekilmiş fırsat kolluyor şuan :)

1,5 yaş arayla gelen bebeklerimiz bizi zorlasa da, bazen yorulsak isyan etsek de, sinemaları, gece hayatını, başıboş gezmeleri özlesek de iyi ki girmişsin hayatıma ve iyi ki çıkmışız bu yola...

bu blogu takip etmediğini, sana zorla okutmazsan bunları okumayacağını biliyorum, yine de yazıyorum :

tanırım kendimi
hiddetim taşar benim
dalga dalga
hırçın hırçın
tokat gibi vurur sözlerim
yıpratır bedenini
bilirim seni
hüzün etrafı sarmışken
sessiz kalırsın belli belirsiz
ben bilirim seni
acı bir tebessüm
belli belirsiz bir tebessüm

hayranım sana
sabrına
sakince karşımda durup
meydan okuyan o tavrına
varlığına

korkmuyorum
ruhumdaki fırtınada boğulmaktan
karanlıkta yollarımı kaybetmekten
biliyorum kurtarırsın beni sen
ışığım deniz fenerim
ışığım sana aşığım

5 Ekim 2010 Salı

anne sütü sarılığına rağmen

Salı, Ekim 05, 2010 0
Hamileliğim esnasında bebeğin gelişimi ve doğumuyla ilgili çok şey okumuştum. Ama emzirme konusu nedense hiç aklıma gelmemişti. Kızımı sezeryanla dünyaya getirmiştim ve gözlerimi açar açmaz ilk anımsadığım Elif in minik dudaklarının göğsüme yapışmasıydı... Bebek hemşiresi önce göğsümü sıkarak kontrol etmiş ve kolostrumun geldiğini neşeyle bildirmişti. Bebek de başarıyla emmeye başlayınca epey bir sevinmişti. Böylece sorun olabilecek bir evreyi başarıyla atlattığımızı farkedip gurur duymuştum kendimle. Sütüm miktar olarak da güzeldi ve herşey yolundaydı taaa ki sarılık nedeniyle hastaneye tekrar yatana kadar...

Anne sütü sarılığı teşhisi koyuldu ve beslenmenin mama ile takviyesine karar verildi. Ben kızımı önce emziriyor sonra mama veriyordum. Ama emzirirken aklımda hep sütümün kızımın sarılık olmasına neden olduğu düşüncesi vardı. Neredeyse 6 gün hastanede fototerapi aldık.

Sonrasında anne sütü artı mama hep devam etti. Sütüm malesef eskisi gibi çağlamıyordu. Ama içtiği her yudum süt için, huzurla doluyor, şükrediyordum. Emzirmek, emzirebilmek büyük bir terapiydi benim için. İçimden bir şey kızıma doğru akıyordu, en içten şükredişlerimi o dönemde yaptım.

Kızım 10 aylıkken, oğlum dünyaya gelmeye karar verdiğinde, ilk aklıma gelen emzirebilecek miyim sorusu oldu. Doktor ilk 3 ay emzirebileceğimi sonrasında kesmemin daha doğru olduğunu söyledi. Böylece Elif 13 aylıkken emme dönemini tamamladı.

Eren doğduğunda bu kez mama vermemeye kararlı tecrübeli bir anne olarak yola çıktım. Aynen kızımda olduğu gibi sütüm hemen geldi ve Eren kolayca emmeye başladı. Ama 7.günden itibaren düşmeyen inatçı sarılık yani anne sütü sarılığı tekrar karşımıza çıktı. Doktorlardan mama takviyesi önerildi. Mamaya başlanılması ve moral bozukluğunun, anne sütünün azalmasında çok önemli faktörler olduğunu yaşayarak öğrendim. Oğlum da beslenmesini hep anne sütü artı mama şeklinde devam ettirdi. 12 aylık olana kadar da oğlumu emzirdim.

Anne sütünün faydalarını sıralamaya hiç niyetim yok. Sadece her annenin emzirme psikolojisini yaşayabilmesini yürekten diliyorum. Çünkü emzirme sırasında salgılanan hormonlar annenin mutlu olmasını sağlıyor dolayısıyla depresyona girmesini engelliyor ve emzirmek doğumdan sonra anne ve bebek arasında kurulan sıcacık, tertemiz bir bağ...

NOT:Emzirme reformunu destekliyorum.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Mahremiyet Eğitimi ve Temel Davranış Refleksi

Pazartesi, Ekim 04, 2010 7
Mahremiyet Eğitimi ve Temel Davranış Refleksi
hilal (anne cafe) in blogundaki bu yazıyı aynen yayınlamak istiyorum.

"İnternette pek çok kez görmüş olabileceğiniz bu makaleyi, öneminden dolayı buraya koyma ihtiyacı hissettim. Yazarı Pedagog Adem Güneş.

...Temel Davranış Refleksi gelişmiş bir çocuk kendisine yönelecek bir tehlikenin tehlike olduğunu fark etmese bile, ani bir refleks ile o tehlikeden kendisini koruyabilir. Çocuk, kendisine yönelen anormal davranışın ne anlama geldiğini bilmese dahi ciddi rahatsızlık duyar ve o an o ortamdan uzaklaşmak ister.
Temel Davranış Refleksi, çocuklara, en kolay olarak 4-7 yaş arasında kazandırılır. Bu yaş aralığındaki çocuklara aşağıdaki yol ve yöntemler izlenilerek bu refleks kazandırılır.
Bedenim bana aittir bilinciDaha bebekliğinden itibaren kendisini rahatlıkla yetişkinlerin eline bırakan bebeğin ilerleyen yıllarda kendi bedeninin farkına varması ve çevresindeki yetişkinlerden ayrı bir birey olduğunu hissetmesi gerekir. Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilmektedir. Anne-babalar, çocukları 4 yaşına gelmeye başladığı andan itibaren çocuklarına vücudunun kendisine ait olduğu bilincini vermelidir. Bu bilincin oluşturulmasında en temel faktör anne-babaların çocuklarının bedenleri ile yapacakları tasarruflarda çocuklarının onayını alma yönünde eğilim göstermektir. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı, altını ıslatmış bir çocuğun pantolonu kızgınlıkla ve öfkeyle değil, çocuktan izin alınarak çıkartılmalıdır. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.
İzin verirsem dokunabilirsin bilinci
Bu bilincin oluşturulması için anne baba, çocuğunun vücudunu hoyratça kullanmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını öperken Seni öpebilir miyim diye izin istemeleri bu bilincin oluşmasında etkilidir. Çocuğun güçsüz bedeninin, herkes tarafından izinsiz kullanılmasının çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini kıracağı unutulmamalıdır.
Dokunulması yasak olan yerlerim refleksi
Çocuklar dört yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duymaya başlamalıdır. Özellikle genital bölgelere dokunulması çocukta ani tepkiye neden olmalıdır. Bu bilincin kazandırılması için dört yaşından itibaren çocukların genital bölgelerine temas azaltılmalıdır. Eş, dost ve akrabalar tarafından çocuk, cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemelidir.
Fiziksel baskıya direnme refleksi
Küçük yaştaki çocuklar kendi güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini büyüklerin gücünü keşfettikçe anlarlar. Anne-babalar ve akrabalar, çocuklarına olan sevgi gösterileri sırasında çocuklara kendi güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-babalar, çocuğuna kendisine güç uygulandığında karşılık verilmesi gerektiğini öğretmelidirler. Bunun için bazen çocuğun istemediği bazı durumlarda gösterdiği tepki, güç gösterisi ile kırılmamalı, çocuğun direncinin işe yaradığı bizzat yaşayarak gösterilmelidir.
Vücudum görünmemeli hissiÇocuklar yürümeye başladığı andan itibaren, çırılçıplak olarak ortada bırakılmamalıdır. Çocuk, hatırlayabildiği en küçük yaşlardan itibaren kendisini genital bölgeleri giyinik olarak hatırlamalıdır. Özellikle dört yaşından itibaren çocuklar çırılçıplak olarak ev içinde veya ev dışında bulunmamalı, giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verilmelidir. Kendisini başkalarının yanında çıplak olarak görmeye alışkın olmayan bir çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyacaktır.
Banyoda başkalarıyla çıplak olunmaması bilinci
Çocuk, temel davranış refleksi kazanması açısından dört yaşından itibaren anne-babası ile birlikte tamamen çıplak olarak banyoda bulunmamalıdır. Ayrıca çocuklar banyo yaparken üzerinde külotu da bulunmalıdır ki, çocuk, genital bölgelerinin görülmemesi ilkesini pratikte yaşayarak öğrenmiş olsun.
Tuvalette benden başkası olmamalı bilinciBazı anne babalar, çeşitli nedenlerle ya çocukları ile birlikte tuvalete girmekte veya tuvaletin kapısını aralık bırakmaktadır. Bu davranış çocuğun temel davranış refleksi kazanmasına engel olmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun dört yaşına gelen bir çocuk, tuvaletin özel bir mekan olduğunu öğrenmeli, tuvalet ihtiyacını gideren birisinin başkaları tarafından görülmesinin uygun olmayacağını bilmelidir. Çocuk genital bölgelerinin görülmesinden rahatsızlık duymamaya, kendisini tuvalette iken gören birisine tepki vermemeye alışmamalıdır.
Soyunma ve giyinmede yalnızlık ilkesi
Çocuğun dört yaşından itibaren genital bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinden adım adım uzaklaşması gerekir. Bu bağlamda çocukların elbiseleri herkesin içerisinde değiştirilmemelidir. Çocuklar mümkünse elbiselerini kendileri ve kimsenin görmediği bir ortamda değiştirmelidir. Eğer çocuk kendisi elbiselerini değiştiremiyorsa, anne ile ayrı bir odaya gidilerek elbiseler değiştirilmelidir.
İzin verirsem kabul edilirsin ilkesi
Anne için çocuk ne kadar büyürse büyüsün çocuktur. O yüzden anne, çocuğunun odasına girerken izin alınması gerektiğini düşünmez. Ancak, çocuk dört yaşına girdiğinden itibaren izin verirsem kabul edilirsin ilkesi hayata geçirilmelidir. Anne-baba, çocuğun odasına girerken izin istemeli, her şeye rağmen onun çıplak vücudu ile karşılaşıldığında özür dilenip kapı kapatılmalıdır. Bu davranış kalıbı hem çocuğun kişiliğine saygıyı, hem de çocuğun rahatsız olduğu bir durumda itiraz edebilme becerisi kazandırılması açısından önemlidir.

Yabancı kaynaklarda bu ilkelerden farklı olarak gördüğüm bir nokta şuydu:
Tacizciler her zaman çocuklara dokunmak yoluyla değil, kendilerine dokundurmak veya çocukların önünde kıyafetlerini çıkarmak veya çocuklarla cinsellikten bahsetmek, sorular sormak ve küfür etmek gibi yollarla da tacizde bulunabilirler. Çocuklarımıza sadece izinleri olmaksızın kendilerine dokunulamayacağını değil, kendilerinin de başkasına bu şekilde dokunmaması gerektiğini ve diğer konuları uygun bir dille korkutmadan anlatmak gerekiyor.
Şu kaynaktan yaptığım kısa bir çeviri:
Bir yetişkin veya gencin, çocukların yanında gösterdiği davranışlardan rahatsız olursanız, sorunlu davranışlara dikkat ederek önlem alın. Taciz eden veya etme niyetinde olan insanlar:
1. Çocukların kendi sınırlarını çizmesinden, ilgiyi ve fiziksel teması (kucaklama, öpme, gıdıklama) reddetmesinden hoşlanmaz.
2. Çocuğun cinselliğiyle aşırı derecede ilgilidir.
3. Çocukla baş başa kalma fırsatı kollar ve bu konuda ısrarcıdır.
4. Boş vakitlerinin çoğunu veya hepsini çocuklarla geçirir ve yetişkinlerle vakit geçirmekle pek ilgilenmez.
5. Sık sık çocuğa bakmayı veya geceleri çocuğun yanında kalmayı teklif eder.
6. Ortada bir sebep yokken çocuğa pahalı hediyeler alır ve para verir.
7. Çocuk banyoda veya tuvaletteyken içeri giriverir.

Her anne babanın gereken önlemleri alması ve Allah'ın tüm çocukları bunlardan uzak tutması dilek ve dualarıyla. "


bazı maddeler bende soru işaretleri oluşturdu mesela banyoda kilot giyme, tuvalette yalnız olma gibi ama genel olarak çok faydalı ve bilgilendirici buldum hilal bu paylaşım için teşekkürler....

1 Ekim 2010 Cuma

maraton

Cuma, Ekim 01, 2010 2
O sabah 6 aylık oğlum ve 2 yaşındaki kızımla annemlere gidecektim. Akşamdan kıyafetlerini, oyuncaklarını, bezlerini, yiyeceklerini ihtiyaç duyabileceğimi düşündüğüm herşeyi hazırlamıştım. Uykusuz bir gecenin sabahıydı. İşe gidecek eşimle birlikte evden çıkacağımız için hızlı ve pratik olmaya azami düzeyde gayret sarfediyordum.

İşe bez değiştirme ve kıyafet giydirmeyle başladım. Gözlerim uykusuzluktan yanıyordu. Amma küçülmüş bu tişört derken kızıma yanlış tişört giydirmekte olduğumu farkettim. O sırada ihtiyacını temiz beze gidermeye bayılan oğlumun iş başında olduğunu esefle farkettim. Kızım da sevinç nidalarıyla tek kolu giyilmiş tişörtle evin diğer ucuna kaçıyordu. Eşim duşunu alıp hazırlanırken, ben de aceleyle giyinmeye başladım. Duyduğum güm sesine eşlik eden ağlamayla son hız salona yöneldim ancak yerdeki oyuncağı görmediğim için takılıp, düşmüştüm. Salona girdiğimde salon masasının üzerindeki vazonun yerde kızımın da yanında olduğunu gördüm. Neyseki bir yeri acımamış, sadece korkmuştu. Onu kucağıma alıp sakinleştirmeye çalışırken, eşime herşeyin yolunda olduğunu bildirdim. Ancak üzerimde bir sıcaklık vardı. Kızıma 5 yerine 3 numara bez bağlamış hatta bağlayamamış olduğumu bu şekilde öğrendim. Bu sırada oğlum ağlamaya başlamış, eşim ise hazır mısınız diye sesleniyordu. Oysa ilk uyandığımızdan daha ileri bir noktada değildik. Elimde hala altı kirli ve üstleri giydirilecek iki çocuğa ilave olarak, tuvalet muamelesi görmüş bir anne vardı.

Evden çıkmaya kararlıydım. Zira annemde biraz nefes alıp, bir rahat çay içebilecek imkanım olabiliyordu ve buna gerçekten ihtiyacım vardı. Hızlıca düşünüp eşime hazır olduğumuzu bildirdikten sonra çantadaki kıyafet ve bez stoğunu artırdım. Eşime çantaları alıp, bizi arabada beklemesini söyledim. Kızımın üzerini değiştirip, oğlumu kucaklayıp kendimi arabaya attım.

Anneme girdiğimde çoraplarımın farklı, buluzümün ters, saçlarımın darmaduman, fermuarımın açık olması detayları bana vız geliyordu. Hemen oğlumun bezini değiştirip, muzaffer bir komutan edasıyla kendimi koltuğa attığımı hatırlıyorum.