6 Ağustos 2010 Cuma

bir süre ara

Cuma, Ağustos 06, 2010 15
bir yıllık çalışmanın, onca hazırlanan raporun, yazılan yazının, yapılan görüşmenin, verilen cevabın, harcanan mesainin sonucunda yıllık izni gelir çalışanın... 10 yılı doldurmamışsa henüz bu süre 20 gündür, 10 yıldan sonra emeklilik vaktine kadar ise 30 gün yılda... genellikle yaz günlerine denk getirilir, bir deniz havası alalım, biraz uzaklaşalım düşüncesiyle... uzaklaşamayan yıllık iznini evinde geçirmek zorunda olan da çok kişi var çevremde. adı tatildir, işe gidilmez, bazılarımız evinde dinlenir, bazılarımız voyage otellerde...

3 haftalık yıllık iznim pazartesi başlıyor... klasik tatil beklentilerini bıraktım son 3 yıldır. gezelim, dinlenelim, eğlenelim değil hedefim... öncelikli beklentim çocuklarımın ve bizim sağlık sorunu yaşamadan hasta olmadan dönmemiz, tatil süresince 1,2 kez denize girebilmek, geceleri uyuyabilmek, daha doğrusu maslow un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en altta yeralan fiziksel ihtiyaçlarımızı rahat giderebilmek...

bu arada 10 ağustos tarihinde planlanan bir kaydımın dışında, yeni yazı yazabileceğimi sanmıyorum, yani - bir süre ara-
DEVAMINI OKU

4 Ağustos 2010 Çarşamba

annelik atölye çalışması

Çarşamba, Ağustos 04, 2010 6
sevgili hilal-anne cafe bir annelik atölye çalışma başlatmış, benim de yazmamı istemiş, teşekkür ederek hemen başlıyorum:

annelik yolculuğum bir film türü olsaydı, konusu muhtemelen bir başarı öyküsü olurdu... içinde hayal kırıklıkları barındıran ama mutlu sonla noktalanan...

anneliğim bir şarkı olsaydı, slow ve duygusal bir şarkı olurdu...

anneliğim bir ağaç türü olsaydı, ıhlamur ağacı olurdu... geç açan çiçeklerinin kokusunu rüzgarla savurur, sonra iç ısıtan bir çay olup, şifa dağıtmaya çalışırdı...

annelik bir baharat olsaydı, tarçın olabilirdi. keklere, sütlü tatlılara lezzet verir, saleplerin üzerinde yer alır, çay olarak içilirdim... kokum eve girer girmez hissedilirdi...

anneliğin bir kokusu olsaydı, naneli limonlu ferahlatıcı bir kokum olmasını isterdim...

anneliğim bir araba olsaydı, sanırım benimki de karavan olurdu. içinde lazım olabilecek herşey bulunan, manevra kabiliyeti düşük ama güvenli, içerisinde yaşanılabilir bir karavan...

annelik konulu bir kolaj yapacak olursam şunları kullanırım: bir puset, bir biberon, bir ruj, dumanı üzerinde bir çorba ve fonda sertap erener "annedir yüreği fazla dayanmaz, herkes bıksa benden annem bana doymaz, öper besler beni unutur kalbinde, annem burada olsun bana bir şey olmaz, her gün bakar bana kusurumu görmez, günler gece olsa o ışığı sönmez, ellerim büyüdü avuçlarında, bi tek annem olsun bana bir şey olmaz”

anneliğimde en sevmediğim şeyler: eğer günün planını yapmışsam ve bunu uygulamakta aksaklık yaşıyorsak çabuk adapte olamıyorum yeni plana.. daha esnek olmalıyım...

sevdiğim şeyler: çocukları çok boğmuyorum. evhamlı, pimpirikli değilim. mümkün olduğunca az müdahale çok gözlem yapma eğilimindeyim.

anneliğimde bana hiç faydası dokunmadığı halde tekrarladığım davranış: çabuk sinirlenme, bundan kesinlikle kurtulmalıyım.

anneliğim bir giysi olsaydı, kışın sıcacık ve yumuşak, yazın hafif ve serin tutan, hem şık bir davette hem de kırda parkta giyilebilecek bir giysi olurdu.

anneliğe dair en güçlü inancım: sorgusuz, karşılıksız, beklentisiz sevgi... yanlışlarla, hatalarla azalmayan, eksiklikleri içerisinde eritip yok eden, koruyup, kollayıp, büyüten, öpüp koklayıp, bağrına basan, huzur güven veren, sıkmadan seven, sadece seven...

2 Ağustos 2010 Pazartesi

boncuk dizme

Pazartesi, Ağustos 02, 2010 16
aslında bu boncukları elif i düşünerek almıştım, nitekim çoğu oyuncakta olduğu gibi bunda da 0-3 yaş grubuna uygun olmadığı uyarısı vardı. ama eren in çok daha fazla ilgisini çekti ve daha çok oyalandı... elif le de seri çalışması yapıyoruz mesela at-ördek-kuzu-ayı-at-ördek-kuzu-ayı şeklinde diziyor boncukları...