7 Nisan 2010 Çarşamba

kaderimin oyunu

işyerindeki öğlen kaçamaklarım bana bir nefes alma imkanı sunuyor. işyerim ankara nın güzel semtlerinden birinde ve öğle tatillerinde yürüyüş imkanı buluyorum. her gün aynı yerler ve hatta aynı yüzlerle karşılaşmak bir süre sonra isteksizlik yaratıyor gerçi. baharın da etkisiyle son günlerde çok yakınımızdaki birkaç parka gitmeye başladım. bu parklar benim lise dönemimde arkadaşlarımla okulu kırıp, çokça vakit geçirdiğim yerler. havaların ısınmasıyla liseliler gene parkları doldurmaya başlamışlar. o zamanlar kendimi nasıl büyük hissettiğimi düşündüm. tek ihtiyacımın karnımın doyması olduğunu ve bu sorunun da simit satarak çok kolay halledilebileceğine inanacak kadar tecrübesiz ve cesurdum. muhtemelen o zamanlar da öğle tatillerini parkta geçiren çalışanlar vardı ve muhtemelen onlar da parkta erkek arkadaşıyla okulu asmış sigara içerken gördükleri öğrencilere kınayıcı bakışlı oklarını fırlatıyorlardı.
hayatın bana oynadığı tuhaf bir oyun var: mekân fakirliği! yaşamın tüm tesadüfleri, ihtimalleri bir araya geliyor ve beni aynı yere sıkıştırıyorlar. ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve işyerinin ankara gibi büyük bir şehirde aynı semtte olma olasılığı yüzde kaçtır acaba…
neyse ki seviyorum yaşadığım yeri ve ankara yı. beni kollarına alıp büyüten, avutan, eğiten, bazen savuran, yalnız bırakan, bazen âşık eden, ilkbaharıyla sarhoş, sonbaharıyla berduş eden, iş sahibi, evli ve ikinci kez anne yapan ankara, bakalım beni emekli memur ve torun sahibi de yapabilecek mi...

2 yorum:

haydi söyle :)