çocukluğum bölüm 2

Fındık zamanı başladı mı bir sakinlik çökerdi evlere. gündüzleri insanlar ya kendi bahçelerinde çalışır ya ırgatlık yapar, evde kalan bir kaç kişi çalışanlara karavana hazırlardı. Biz de küçük bahçemizde fındığımızı toplarken, öğle ezanı vakti annem görünürdü kolunda kocaman yiyecek sepetiyle gülümseyerek... babamın “paydos” sesiyle eller yıkanır, sofra kurulurdu. Karıncalar, örümcekler gezse de gazete kağıtları üzerindeki bu sofrada, hayatımın en lezzetli yemeklerini yedim ben. babamın kızmasından korkarak söylenen bir türkü ile ellerimiz fındık karası, aklımızda kim bilir hangi masum aşk masalı, yorgun bedenlerimizle getirirdik akşam paydosu saatini.. önce yeşil yapraklı fındık toplanır, bir süre güneşte kurutulup, patoza verilerek çeç (yeşil kabuksuz) fındık elde edilir, bu fındığın da güneşe serilip yağmur görmeden kuruması gerekir. Karadeniz in bol yağmurlu günlerinde bu güneşli günleri bulabilmek ise oldukça zordur.

Yazın çocuklar ayakkabı olarak lastik giyerlerdi. ne kadar anlatsa da annem içinde ayaklarımızın havasız kaldığını ve sağlıksız olduğunu illaki biz de isterdik bu beyaz plastik ayakkabılardan. şimdilerde moda olduğunu gördükçe plastik ayakkabı ve çizmelerin hep o günlerimiz geliyor aklıma. bu ayakkabıları deniz kenarında kumlara sürte sürte bembeyaz parlatırdık. bir de midye toplardık kaya diplerinden. yaktığımız ateşe bir paslı teneke ve midyeleri de koyduk mu üzerine işte leziz bir atıştırmalık… evden koşup tuz ve ekmek alır karnımızı doyururduk bu şekilde. bir de hiç hatırımdan çıkmayan dut pekmezi... dut silkeler ağaçlardan ve dev kazanlarda dut pekmezi yapardı kadınlar. pekmez olup da kaplara boşaltılınca “kazandibi” diye bağırırlardı etrafta bekleşen çocuklara. herkes eve koşup ekmek kaşık alır koca kazanı tertemiz yapana kadar yerdik kalan pekmezi beraberce.

Her yaz bir ya da iki kere de ilçeden köye çıkardık. Böyle günlerde babam evin önüne jeep getirtir, hep beraber doluşurduk içine… Teyzemin köydeki evine varmak yaklaşık yarım saat sürerdi. Jeep in arkasında karşılıklı koltuklara oturup, yolda gördüğümüz arkadaşlarımıza sesimizi duyurmaya çalışarak eğlenirdik kardeşimle. Köy yolu engebeli ve gerçekten tehlikeli bir yoldu. Çünkü derince bir vadi, daracık yolun hemen bitiminden başlar, araba yol boyunca yükselerek ilerlerken, sonunda derenin denizle buluştuğunu görebilirdik. Nefes kesen bir vadi manzarasıydı… Köy yolundaki kabirlikte mutlaka durulur, biz arabada beklerken annemler kabir ziyaretini tamamlar, dönerlerdi. Köye vardığımızda tüm günü akraba çocuklarıyla böğürtlen toplayarak, çeşmeden su doldurarak neşe içinde yeşillikler arasında geçirirdik. Bizi en çok karşı yakadaki köylerle ıslıkla anlaşan büyükler şaşırtırlardı. Dönüşte ilçeye yürüyerek inen gençlere katılmak için verdiğimiz mücadele hiçbir zaman başarıyla sonuçlanmadı. Bu yüzden hala içimdedir, bir gün tekrar gidebilirsem mutlaka o enfes manzarayı seyrede seyrede yürüyerek ineceğim köyden...
Share on Google Plus

nhn

Yazmak hayatımın her döneminde kendimi ifade edebildiğim en iyi yöntem oldu ve şimdi çalışan iki çocuklu bir annenin arta kalan zamanlarında biriktirdiklerini yazarak paylaşmaya çalışıyorum.

2 yorum:

  1. beni de götürür müsün?

    YanıtlaSil
  2. tabi ki götürürüm.. berayı da lıp hepberaber gidelim :)

    YanıtlaSil

haydi söyle :)