30 Aralık 2009 Çarşamba

anne olunca...şimdi...

Çarşamba, Aralık 30, 2009 4

anneliğe ilk adımımı attığım 15 haziran 2006 dan bu yana hayatımda neler değişti...

FİZİKSEL :
bedenimde yalnızım...
9ay+9ay yaşadığım hamileliklerde hiç bedenimde yalnız olamamanın üzüntüsünü yaşamadım aslında, aksine hep mutlu ve huzurluydum ama 2.doğumumdan sonra gizli bir sevinç yaşadım kendi kendime "sonunda yalnız kaldım.."
göğüslerim bana ait... hamileliklerim sonunda 13ay+12ay yaşadığım emzirme seansları bana mutluluk verdi (gece uykularımı bölen bir işkenceye dönüşmediği sürece) hatta bu doğanın bir mucizesiydi.. göğüslerim cinsel birer obje olmaktan çıkmış, süt üreten birer kutsal tesise dönüşmüştü adeta.. şimdi bana aitler. .
periyotlarıma kavuştum... 9 ay hamilelik+ 8 ay sonrası + 9 ay hamilelik + 9 ay sonrası = 35 ay yaşamadığım için artık kendimi normal bir kadın gibi hissetmemeye başlamıştım.. şimdi normal seyirdeyiz...

SOSYAL :
kültürel...son gittiğim film "babam ve oğlum" oldu. kültürel faaliyetlerim 2007 kışında durdu. okuduklarımın ibresi aile, çocuk gelişimi, çocuk eğitimi, çocuk psikolojisi yönüne kaydı...
dost muhabbeti.. hız kesti.. konular dönüp dolaşıp çocuklara gelmeye başladı.. seninki şunu yiyor mu, gece uykusu nasıl vb. yine de her zaman güzel arkadaş buluşmaları...ayrıca yepyeni bir alan keşfettim.. anne-çocuk forumları, anne-çocuk blogları.. benimle aynı hormon düzeyinde, benzer şeyleri yaşayan bir sürü arkadaş bulmak beni inanılmaz rahatlattı. .
aile ilişkileri.. annemi anlamaya başladım.. neden bize ulaşamayınca aklına ilk en kötü senaryo geliyor çözdüm. aile ilişkilerim çok olumlu gelişti. çocuk sahibi olan ablamlarla, annemle paylaşımım arttı..
alışveriş.. lcw nin çocuk bölümü en zevk alarak gezdiğim mekan artık.. bayan mağazalarına ilgim sadece ihtiyaçla sınırlı kalırken daha önce hiç duymadığım birsürü çocuk mağazasını almasam bile gezebileceğim yerler listesine ekledim..
gezi-tatil... 2009 yazında yaptığımız 2 haftalık ilk 2 çocuklu ev düzeninde tatilden, çocuklar için çok eğlenceli ama büyükler için yorucu ve hizmetkar modunda geçtiği için ağzımızın payını almış olarak döndük. 2010 yazı için bol animasyonlu 1 haftalık otel tatili planlarımızda yerini aldı.

gezme... soğuk kış günlerinde sadece ev gezmeleri ve avm ler aklımıza gelirken; yazları çocuk parkları, yeşillik çimenlik açık alan mekanlar tercihimiz oldu...
tv... trt çocuk bizim evde tartışılmaz reytingiyle zirvede... eren bile uzaktan kumandayı getirip "çocuk, çocuk" demek suretiyle bu kanalı istediğini ifade ediyor. ana haber bülteni, diziler hep yalan oldu.. sabah 7 akşam 9 trt çocuk. yayın akışı ezberimde.

EKONOMİK :
iş...
eşim sadece 3gün+3gün hukuk sistemimizin babalara reva gördüğü yasal doğum sonrası iznini kullanırken ben doğum sonrası 13 hafta ve sonrasında 1 yıllık ücretsiz iznimi 19 ay arayla 2 kere kullandım.. neyseki devlet memuruydum ve bunu yaparken koltuğumun kapılacağı endişesini hiç yaşamadım. hatta görevde yükselme sınavlarıyla ilk ücretsiz iznimde "uzman", ikinci ücretsiz iznimde ise "şef" olarak bileğimin hakkı, alnımın akıyla ve de kendi çapımda "çocuk da yaparım, kariyer de" reklam jingle ının gerçekleştirilebilirliğini kendime ve çevreme ispatlamış oldum..
para... banka kredisi ile almış olduğumuz arabamız ailemizin 5.üyesi oldu çünkü o olmaksızın evimizden en yakın markete bile gitmemiz imkansız.. çevremizdekilerin "çocuklarınız küçükken birikim yapın sonra çok zor" uyarıları "uygulanamayan doğrular" listesinde...

SAĞLIK:
artık sağlıklı olmayı kendimden çok bakımıma ihtiyaç duyan çocuklarım için istiyorum... nezle grip gibi hastalıkları onlara bulaştırmak ise en büyük korkum.. çünkü yetişkin biri hastaysa ilacını alıp, dinlenir ama söz konusu olan bir bebek ya da çocuksa ilaç içirmek, yemek yedirmek, ateş ölçmek, uyutmak, sümküremediği için burnunu temizlemek sorundur.. ayrıca çocuk iyileşene kadar size uyku yoktur.

PSİKOLOJİK:
anneliğin; bedeninde bir can büyütmenin, tamamen sana muhtaç bir canlıyı dünyaya getirmenin, onu sütünle beslemenin, tüm bakım ve sorumluluğunu taşımanın ilk aylardaki yükü oldukça ağır. aylar ilerleyip, çocuk da biraz bağımsız hale gelmeye başlayınca anne soluklanıyor. her ne kadar kendi psikolojimin anneliğe hazır olduğunu düşünsem de bu yükü hissetmedim desem yalan söylemiş olurum.. çocuklar konuşmaya başlayıp da size "anne" diye seslendiklerinde, biraz daha büyüyüp "seni çok seviyorum anne" diyerek işi ilerlettiklerinde hissettiğiniz duyguyu, buraya ne yazsam boş, sadece anneliği yaşayanlar anlayabilir. ama bilin ki o başta yaşadığınızı düşündüğünüz yük öyle bir hafifliyor ki hatta o güzel sözler ayaklarınızı yerden kesiyor. kadri kıymeti ancak çocuklarımız anne baba olunca bilinse de, başta kolik sancıları sonrasında 2 yaş bunalımları, ergenlik fırtınaları zorlasa da dünyada yaşanılabilecek en güzel, en özel, en değerli deneyim annelik...

29 Aralık 2009 Salı

ay-boy-kilo

Salı, Aralık 29, 2009 0
ay-boy-kilo
ELİF 18,0 kg 105 cm 34,5 aylık

EREN 11,4 kg 80 cm 15,5 aylık

28 Aralık 2009 Pazartesi

eteğimden dökülenler

Pazartesi, Aralık 28, 2009 0

çok sıkıcı bulurdum sürekli çocuklarını anlatan, hayatının merkezine çocuklarını koyan arkadaşlarımı.. isterdim ki tek hayatım çocuklar olmasın, bana mutluluk ve heyecan veren başka güzellikler de olsun yaşamımda.. hobilerim, arkadaşlarım, işim... bir geziye, sinemaya ya da bir eğlenceye gittiğimde vicdanım sızlamasın, kendimi nasıl anneyim ben diye sorgularken bulmayım... kendi anne babamı az mı eleştirdim, tek hayatları bizleriz, herşey bizim üzerimize kurulu diye zamanında. bu başka bir yaşam şeklini bilmediği için emekli olunca bocalayan insanların durumuna benziyor. uzun bir dönem zamanınızın çok büyük bir kısmını işgal eden çocuklar yıllar geçtikçe çekilen denizin bıraktığı boşluk gibi uzaklaşırlar yaşamınızdan... açılan boşluğu doldurmak imkansızdır ama siz yine de kumun üzerinde duran bikaç kırık deniz kabuğunu, kurumuş deniz kestanesini toplayıp, kolleksiyonunuza katmaktan kaçınamazsınız. çocuklarınızın küçüklüklerine dair anılar, fotoğraflar hep sizinledir... eğer halihazırda yanınızda getirdiğiniz hayalleriniz ya da hobileriniz varsa bu noktada gerçekleşme zemini bulurlar ancak.. küçük bir cafe açmak, uzun bir seyahate çıkmak, fotoğraf çekmek belki...


çocuklu yaşam bir tercihse, getirdiği mutluluk hep daha yüksek oldu kendi adıma... yani bu saydığım şeyleri yaparak aldığım hazzın bilmem kaç katını aldığıma eminim çocuklarımı büyütürken.. şu an herşey yolunda sürekli benimle olmayı benim ilgimi talep eden iki tavşanım var. ama biliyorum bu uzun sürmeyecek, yaş 12 ergenliğin delilik hormonları pompalanmaya başladığında damarlara bizden kötüsü, bizden hegemonu, bizden geri kafalısı olmayacak... işte asıl o zaman terrible two, uykusuz geceler, iştahsızlık hepsi yalanmış diyeceğiz belki... çocukların hayatını ipoteklemeden takip etmeye çalışmanın ince ayarını tutturabilecekmiyiz bilmiyorum. bazen bir oğlak kadını olarak kendimi benjamin buttonun tuhaf hikayesindeki karakterle özdeşleştiriyorum...30 undan sonra gittikçe çocuklaşan oğlak kadını ergenliğini çocuklarıyla birlikte yaşar..eeee kasmayalım o zaman eğlence yeni başlıyor.

25 Aralık 2009 Cuma

doktor kontrolümüz

Cuma, Aralık 25, 2009 0

kontrolümüz vardı bugün. eren in 15.ayda suçiçeği aşısı ve rutin kontrolü, elif in ise kan sayımı, göz muayenesi, rutin kontrolü.. epeydir stresi sarmıştı beni özellikle elif ten nasıl kan alınacak, aklıma geldikçe içim daralıyodu.. damarlarım kaygan ve derinde olduğu için ancak bir kaç denemede kan verebiliyorum. bu yüzden sanırım şu kan verme olayını çok büyütüyorum gözümde..

doktor, karayel kardeşler gelsin dedi ve girdik içeri.. önce eren bey kontrol edildi.. 11390 gr ve 80 cm, baş çevresi 47,5cm. suçiçeği aşısı olurken kucağımdaydı.. şimdi çığlığı basacak diye heran tetikte beklerken oluverdi aşımız.. hiç ağlamadı eren... aferin dedim oğluma...

elif in rutin kontrolünden sonra kan alma kısmında yanında duramadım, eren i alıp aşağı kantinde beklemeye başladım elif ve babasını.. doktora gelmeden anlatmıştım kızıma "bugün doktora gideceğiz, doktor seni muayene edecek ama daha öncekilerden farklı olarak bu kez kan vereceksin. hemşire abla kolunu bağlayacak, sonra pıt pıt vuracak koluna damarını görmek için, sonra da iğneyle yavaşca kan örneği alacak, biraz acıyacak ama sen çok güçlü bir çocuksun, buna dayanacaksın zaten hemen geçecek" aşağıda bekliyordum ama aklım hep onlardaydı. 10 dk sonra baktım babasının elinden tutmuş bıdı bıdı bişeyler anlatarak geliyor... hiç ağlamadı dedi babası çok kolay oldu...
elif "ben çok güçlü bir çocuğum, iğneden hiç korkmadım, biraz acıdı ama hemen geçti."
ben mest bir vaziyette "canım kızım seninle gurur duyuyorum, sen gerçekten çok cesur bir çocuksun"
elif "ben de seninle gurur duyuyorum annee"

ohh.. epey bir rahatlamıştım.. sıra geldi elif ve benim göz muayenelerimize... önce elif şekilleri tanıdı: uçak, balık, gemi, çiçek.. sonra bilgisayar taramasından geçti ve herşey yolunda.. zaten sadece kontrol amaçlı gitmiştik göz doktoruna...
benim ise sağ alt göz kapağımda yer alan bir kitle yaşadığım iki gebelik süresince epey büyüdü... beni yakın zamanda gören insanlar bile bazen görüp tepki gösteriyolar ve herhangi bir rahatsızlık hissetmememe rağmen estetik açıdan hoş görünmüyor... doktor siz tarihi tespit edin, alalım bunu ve patolojiye gönderelim dedi.. şimdi top bende.. ocak ayı içinde bu işi halletmeyi planlıyorum..

24 Aralık 2009 Perşembe

bazı oyuncaklarımız

Perşembe, Aralık 24, 2009 0
düşündüm de küçükken hangi oyuncaklarım vardı.. anımsadığım sadece o zamanlar üniversite öğrencisi olan ablamın yüksek öğrenim kredisi ile aldığı bir sindy bebek.. o zamanlar 7-8 yaşlarındaydım ve bu bebek benim için çok değerliydi. ama daha eskileri hatırlamıyorum.. belki elif ve eren de ileride merak ederler düşüncesi ile evimizdeki bazı oyuncakları fotoğrafladım..

ahşap oyuncakları çok seviyorum.. özellikle de puzzle şeklinde olanları.. bu günlerde eren de yapmaya çalışıyor.. genellikle bir yetişkin eşliğinde oynuyorlar..

ahşap oyuncaklarımızın ikinci kısmı da aşağıda..

bu plastik oyuncuklarla çeşitli oyunlar üretip, çok fazla eğlenceli zaman geçirmek mümkün..

plastik oyuncaklar kategorisinin ikinci kısmında yer alan oyuncaklarımız da bunlar.. alternatif oyunlar türetmeye elverişli olduğu için oldukça oyalayıcı oluyorlar..

son olarak müzikli ve ışıklı oyuncaklar... şu an için eren in en çok ilgisini çeken oyuncaklar diyebilirim..

23 Aralık 2009 Çarşamba

kreş te resimlerle bir gün

Çarşamba, Aralık 23, 2009 0
heey.. selam millet ben geldim..
pantifleri giymek zor ama başardım galiba..
işte benim arkadaşlarıım..
çuf çuf tren oluup,
ellerimizi yıkıyoruz..
acıkmışım yaa..
hiç uyanmayacağımı sanmıştınız değil mi..
şimdi biraz oynayalım...
hoşçakalın arkadaşlar yarın sabah görüşürüz..
ve mutlu soon... sonunda anneme kavuştum...
DEVAMINI OKU

kreş bültenleri

Çarşamba, Aralık 23, 2009 0


gördüğünüz elif in kasım ve aralık 2009 kreş bülteni.. kalem kağıtla hazırlanıp fotokopiyle çoğaltılarak velilere ulaştırılmış.. bu blog gibi acemice hazırlanmış olsa da idealist bir anaokulu öğretmeninin heyecanını yansıttığı için çok beğendim.. üzerinize tıkladığınızda biraz büyüyerek okunabilecek büyüklüğe geliyor..


DEVAMINI OKU

22 Aralık 2009 Salı

eren uyku köstebeğimiz…

Salı, Aralık 22, 2009 0
önce gaz sancıları dedik delik deşik olan uykularımızın sebebine.. gündüzleri neredeyse ayağımdan indirdiğim anda uyanıyor, ayağımda salladığım sürece uyumaya devam ediyordun. geceleri ise 2 saatlik bir uyuma durumu harika bir gece geçirdiğime işaretti. denemediğimiz kalmadı; çocuk çayları, nurse harvey's ve benzerleri.. aslında biraz tecrübem vardı bu konuda ablandan, bu tip ürünlerin çare olmadığını, tek çarenin zaman olduğunu biliyordum.. ilk 3 ay tuvalete gidemediğim, evde sadece atıştırarak beslendiğim, banyo zamanlarımın sorun olduğu ve akşamları dişlerimi fırçalayabilmişsem kendimi şanslı hissettiğim zamanlardı.. uykusuzluk vardı evet ama alışmıştım da sanki bu duruma, az uykuyla yetinme konusunda da idmanlıydım..tazeydi bilgilerim, tecrübelerim... emziriyordum seni ama bir süre sonra zaten uykusuz geçirdiğim gecelerimi bir de yalancı emzik pozisyonunda ve sana yapışık geçirmekte olduğumu farkettim. ne kadar zor olsa da tabi ki ne olursa olsun 1 yaşına kadar emzirmeye devamdı... 3 ayın sonunda biraz daha rahatlamıştık en azından gündüzleri seni kısa süreli de olsa yatağına bırakabiliyordum.

sonra bir gün iyi bir gün kötü herhangi bir istatistiği olmayan aylar başladı.. bazen çok güzel uyuduğun bir gecenin ardından sabaha kadar kucakta pışpış şeklinde geceler gelebiliyordu ve ben bu durumu etkileyen parametreleri bir türlü tespit edemiyordum... bugün banyo yaptı gece uykumuz çok kötüydü, dün muhallebiyi bitirmişti iyi uyumuştu, yatmadan kaka yaptı ama neden uyumadı ki gece...

şu an ki durumumuz ise; sen 15 aylıksın gündüz uykularında sorun yaşamıyoruz gündüzleri gayet mutlu,huzurlu ve uyumlu bir bebeksin lakin geceleri uyku vakti geldiğinde ne kadar yorgun ve uykun gelmiş olsa da uyumak istemiyorsun.. uyumaya direniyorsun uzun süreli bir çabayla uyutulabiliyorsun ancak 1 saat sonra uyanıyor ve tekrar uyumak ve uyutulmak istemiyorsun. bu durum sabaha kadar devam ediyor sonunda sabaha karşı artık pes etmemiz sonucu güne bir yerden başlıyoruz...

1 yaşındayken emzirme olayını bitirdik, biberonu 4 aylıkken reddettin, süt ve suyunu çay bardağıyla içiyorsun ve gece beslenmeleri emzirme bittikten sonra bitmiş oldu.

bir süredir geceleri seninle baban ilgileniyor ben de uzun zamandır uyuyamadığım kadar uyuyabiliyorum bu sayede... gece uykusuna babanla birlikte dalıyordun ve baban genellikle seni ilk adım olarak kucağında dik pozisyonda pışpışlayarak, sonrasında kucağında yatar pozisyonda pışpışlayarak, sonrasında ise ayağında sallayarak uyutmak suretiyle tüm uyku rituellerine aykırı alternatif bir yöntem geliştirmişti. bu sebeple seni uyutabilen tek kişi olmanın haklı gururunu taşımaktaydı.. :) ancak gece ilgilenmeleri babana geçince ve uykusuzluğu tavan yapınca o da daha kesintisiz bir gece uykusu için neler yapılabilir arayışa girdi..

son 5 gecedir seni ben uyutmaya başladım.. şöyle bir ritüel uyguluyorum.. baban elif i alıp, uyutmak üzere odasına götürüyor.. ben yastığını getiriyorum, tv yi kapatıyorum, ışığı kısıyorum, yere oturup yastığı ayağıma koyarak ninniler söylemeye başlıyorum.. sen odada biraz dolanıp uykulu bir şeklide yanıma yaklaşıyorsun, seni kucağıma alıp ninni söyleyerek biraz seviyorum ve sakince yastığa bırakıyorum :

1.gece : ayağıma koyar koymaz yay gibi olup çığlıklarla ağlamaya başladın. bu yaklaşık 40 dk sürdü ancak hiç gözyaşın yoktu. kalkmaya çalıştın hep, ama buna izin vermedim ve sonunda pes edip uyudun... (sakin kalmaya çalışsam da ben ne yapıyorum, yaptığım doğru mu, bu kadar ağlamaya yalnız uykuya dalmayı öğretemezmiyim acaba gibi düşünceler kafamda uçuştu.. ama bu çok ani bir geçiş olur diye düşündüm ve şu an için yastığı gördüğünde sakince uyumaya çalışmanın benim için yeterli olduğuna karar verdim)
2.gece : aynı senaryo süre 30 dk
3.gece : aynı senaryo süre 20 dk
4.gece : aynı senaryo süre 15 dk (mızıklanma sadece 2 dk sürdü sonra sakince uykuya dalmayı bekledin)
5.gece : aynı senaryo ağlama süresi 10 dk, uykuya dalma 20 dk, toplamda 30 dk (önceki geceye göre moral bozucu)
sanırım gece uykularında da biraz düzelme oldu...

şu an en büyük endişem eşimin yatağına yatıp kendi kendine uyuyan kızımın bu uyku alışkanlığını iyi niyetli ve töleranslı tutumuyla olumsuz yönde etkilemesi... pardon daha büyük bir endişem var: bu yazıyı okuyunca "al ikisini de sen uyut ben artık hiçbirşeye karışmıyorum" demesi..
DEVAMINI OKU

21 Aralık 2009 Pazartesi

2010

Pazartesi, Aralık 21, 2009 0

takvim yeni yıl yazısı yazma isteğimi körüklüyor... 21 aralık 2009... hep merak ederdim öğrencilik yıllarımda 10 yıl sonra nasıl bir hayatım olacak nerede ne yapıyor olacağım... nasıl bir işte çalışıyor, evli mi bekar mı, hangi şehirde yaşıyor, çocuklu mu çocuksuz mu, yalnız mı yaşıyor olacağım, hobilerim olabilecek mi kitap okumaktan öteye gidebilen. öylesine belirsiz, tahmin edilemezdi ki, bir olasılıklar deniziydi geleceğim... şu an bulunduğum konum : çok şükür çok şükür 1-bir kızım bir oğlum var 2-benim ve ailemin sağlığı yerinde 3-ben ve eşimin işi var. bunun yanında ne yazık ki 1-övünebileceğim bir hobi geliştiremedim 2- 2 çocuk büyütmek çok yıpratıcı. 3- şimdi merak etmiyorum 10 yıl sonrasını... çok büyük süprizler yapmazsa hayat az çok tahmin edebiliyorum tabloyu.. 1- elif 13 yaşında (ergen) 2- eren 11 yaşında(ergen adayı) 3-eşim ve ben 40 larımızı sürüyoruz (yolun yarısını geçmişiz bile) kafamızda çocukların okulları, geleceği ile ilgili planlar düşünceler... 4-çevremizde az sayıda kadim dost (hala bol muhabbet ve kahkahalı) , bol sayıda aile efradı.. benim beyazlayan saçlar boyalı, eşimde balkon genişlemiş...
2000 de işe başladım ve evlendim
2001-2005 özgürlüğü yaşadım kendi çapımda
2006 da hamileliği tattım
2007 de kızımı,
2008 de oğlumu aldım kucağıma..
2009 a kızımın 2 yaş bunalımı, oğlumun kolik sancıları ve uykusuz geceler vurdu damgasını..
2010 istanbul un orta yeri galata, kulenin altı şamata, çoluk çocuk herkes sokakta, bakalım bu yıl neler gelecek başıma, bakalım bu yıl neler gelecek başıma (trt çocuk/çocuk hazerfan)

elif ten inciler

Pazartesi, Aralık 21, 2009 0

4 ekim 2009 : elif yanlışlıkla oyuncak arabaya basıp, düştüğünde tepkisi :
"-inanamıyorumm"

9 ekim 2009: bir tartışma sonrası sinirlendiğinde :
"-neden beni sinirlendiriyosun anne"

1 kasım 2009: oyun oynarken :
"-anneciğim sen mükemmelsin, seni çok seviyorum canım annem"
elif kucağımda, eren elif i indirip kendi gelmek istiyor :
"-eren, o benim annem!"

5 aralık 2009:babası : -ahh sakar kızımm..
elif : -sakar ne baba??
babası:yaptığı işi yanlış yunluş yapan :))
elif :bernard gibi mi babaa....

10 aralık 2009: - sana kırıldım elif..
-bana nasıl kırıldın anne, cam gibi mi kırıldın...

17 aralık 2009:-biliyomusun kızım sana ne aldım
-biliyorum anne
-söyle bakalım ne aldım
-bilmiyorum anne, ne aldın??

19 aralık 2009:-büyüyünce ne olacağımı buldum anne..
-işe gitcem..
-anne gibi mi işe gideceksin..
-evet ama ben dönmeyen sandalyede oturcamm...

24 aralık 2009: elif kreşte öğrendiği bir şarkıyı söylüyor :
-güneşin halası çook
-her evin çilek'i çook
-analar çekmez yükü
-kimsenin bilezik'i yook

18 Aralık 2009 Cuma

ankara

Cuma, Aralık 18, 2009 6

bulutlu, sıcaklık 7 derece gri ve soğuk kent ankara da.. benden intikamını aldı sonunda.. senden uzaklaşmak için yaptığım planlar gerçekleşmişti oysa 2000 yılı ortalarında, ancak 7,5 yıllık ayrılığa yetebildiler. 2008 ocak ayında gene döndüm sana.. yalnız başımaydım giderken ama 4 kişilik oldu dönüşüm. hem de beni kabul et diye ne diller döktüm sana, ne uğraşlar verdim. araya adamlar mı sokmadım, her bir sokağından ayrı ayrı özür mü dilemedim.. gene de şükür kavuşturana.. yok tövbe artık kırmayacağım seni, neme gerek gene küstürürüm falan sınır dışı edersin beni.. mutluyum, huzurluyum şimdi.. hediyelerimi getirdim sana bir ankara aşığı koca, 2 de önce parklarında sonra bulvarlarında, sokaklarında dolaşacak, okullarına dersanelerine gidecek 2 minik can.. daha doğrusu can ile canan...her gece kartal yuvası evimden görüyorum ışıklarını, her sabah yavaş yavaş ilerlerken kalbine soluyorum tanıdık nefesini.. eski dostum, sırdaşım, beni ben yapan şehir....
DEVAMINI OKU

16 Aralık 2009 Çarşamba

2009-2010 kışı nezle ve grip kışı

Çarşamba, Aralık 16, 2009 0
kızımın kreşe başlamasıyla bizim evde nezle ve grip değişmez konuklarımız oldu. 3 ay oldu kreş maceramız başlayalı elif in de eren in tam olarak iyiler, iyileştiler dediğimiz günü olmadı. önce elifte hafif burun akıntısı, öksürük şeklinde başlayıp bir süre sonra burun tıkanıklığı, iştahsızlık, hafif ateş şeklinde devam eden bu şikayetler iki gün sonra eren i de esir alıyor...

doktora gittiğimizde ise genellikle hafif boğaz kızarıklığı ve geniz akıntısı teşhisiyle geri dönüyoruz. tedavi olarak 5 gün süreli soğuk algınlığı ilacı ve ateş kontrolü önerilen.. buna ek olarak evde her sabah 1 tatlı kaşığı bal, silme 1 çay kaşığı toz zencefil karışımını aç karnına veriyorum. başta acı ve garip gelen bu tat ben ısrarla vermeye devam edince zamanla alıştıkları ve kolayca ağızlarını açtıkları bir rutin haline geldi. ayrıca kış boyunca her gün vermeyi planladığım vitamin takviyesini ısrarla sürdürmekteyim. rahatlatıcı olarak ıhlamur çayı, burun spreyi, buhar makinesi, bol meyve...

genelde çok ağır seyretmese de hastalıklarımız, bu kadar sık tekrarlanması rahatsız edici, üzücü, yorucu ve yıpratıcı...beni en çok yıpratan iştahsızlık, sürekli öksürük, öksürürken kusma, zaten çok iyi olmayan gece uykularımızın iyice delik deşik olması... ayrıca çocuklar hasta daha da üşütmesinler diye ya da arkadaşlarımızın çocuklarına hastalık bulaştırmayalım düşüncesiyle iyice eve kapanmaya başladık haftasonları..

2009-2010 kışının güzelliklerini yaşamayı da dört gözle bekliyoruz aslında kızımla.. kar yağacak kartopu oynayacağız, kardan kale yapacağız, karlı kaydıraktan kayacağız... ama kış mevsiminin bu kısa süreli ve hasta olma riski taşıyan aktivitesi için değer mi diyorum bu kadar uzun süreli bir kış yaşamaya. ve artık dursun istiyorum bu burun akıntısı, bu öksürük, bu hastalıklar.. yazın beresiz atkısız kabansız özgürce dışarı çıkabildiğimiz güneşli günlerini şimdiden özledim...

10 Aralık 2009 Perşembe

bizim evde bitmeyen oyuncak kavgaları

Perşembe, Aralık 10, 2009 4
genelde oyuncak kavgalarını başlatan eren oluyor. henüz çözemediğim bir nedenle elif in elinde ne varsa çok kıymetli durumda. hatta tıpatıp aynısı eren in elinde olsa bile sorun çözülmüyor. illa ki elif in elindeki olacak. eren in oyuncağı elde etme çabaları, elif in vermek istemeyişi ve eren i itmesiyle akabinde eren in ağlamasıyla ve benim olaya müdehalemle son buluyor. benim müdehalem genelde ağlayan eren i teselli ve elif e "kızım kardeşin seninle oynamak istiyor, ona bu şekilde davranman kardeşini üzdü, ben de üzüldüm.. oyuncaklarla birlikte oynarsak daha mutlu oluruz" gibi yaklaşımlar oluyor.. evin içinde birbirlerinden asla uzak kalamayan ve birliktelikleri ekseriye eren in ağlamasıyla son bulan iki kuzunun bu sorununa bir çare bulamadım henüz....

9 Aralık 2009 Çarşamba

elif in tuvalet eğitimi

Çarşamba, Aralık 09, 2009 0
okuması biraz sıkıcı olsa da ileride eren e tuvalet eğitimi verirken bana yol gösterici olur ve elif ile yaşadığım süreci unuturum diye not almıştım bunları.. blogumda da paylaşmak istedim...



15/04/2009-1.GÜN
08:00 bezi çıkardık
08:00-11:15 aralıklarla lazımlığa oturdu ama çiş yok
11:30 bol miktarda free çiş yapıldı
13:00 bezli öğle uykusuna yattı
14:30 da kalktı beze 1 kez çiş yapılmış
17:30 lazımlığa ilk çiş yapıldı
20.30 lazımlığa 2.çiş yapıldı
bezlenerek uyudu

16/04/2009-2.GÜN
08:00 bez bol çişli (3) ve kakalı bezi çıkardık
11:30 lazımlığa çiş
12:00 free çiş ve kaka
13:00 bezli öğle uykusuna yattı
14:30 da kalktı bez kuruydu
14:45 lazımlığa çiş
16:15 free çiş
17:30 lazımlığa çiş
19:10 lazımlığa çiş
20:30 lazımlığa çiş
bezlenerek uyudu
NOT: oldukça ümitliyim, başarabileceğimize son 3 çişten sonra inanmaya başladım. ama kaka konusunda ciddi endişelerim var.

17/04/2009-3.GÜN
07:00 bezi çıkardık. bezde 3 çiş vardı.
09:50 lazımlığa çiş
11:30 lazımlığa çiş
NOT: bezli öğle uykusu, uyanınca misafirliğe gittik bez çişliydi (3). orada bezi çıkardık 2 kez lazımlığa çiş yaptı. gelirken yolda bağladık, evde bezi kuru olarak çıkardık lazımlığa 1 kez çiş yaptı.. gece uyurken tekrar bez bağladık. bugün hiç kaka yapmadı normalde hergün mutlaka yapar..

18/04/2009-4.GÜN
07:00 bezi çıkardık. bez bol kakalı ve çişli.
08:30 lazımlığa çiş
10:20 lazımlığa çiş
11:20 lazımlığa çiş
12:10 lazımlığa çiş
NOT:bezli öğle uykusuna yattı. kalktığında bezimiz kuruydu. bir kez lazımlığa çiş yapıp, parka gittik. giderken bezi bağladık. dönüşte babanneye gittik bezde 3 çiş vardı. bezi çıkardık. yatana kadar 2 kez daha lazımlığa çiş yapıp, bezi bağladık ve yattık. yarın sabah kakasını yakalamaya çalışacağım.

19/04/2009-5.GÜN
07:00 bezi çıkardık bezde 3 çiş vardı. kaka bekliyoruz.
08:30 lazımlığa çiş (kaka yok)
09:10 kiloda kaka yaparken yakaladım. biraz yapmıştı hemen lazımlığa oturduk ama devamı gelmedi.
10.30 lazımlığa çiş
11:00 free çiş(hem şaşırdım hem üzüldüm. çok su içmişti ondan oldu galiba)
11:30 lazımlığa çiş

12:00 lazımlığa çiş
12:30 bezli öğle uykusuna yattı. 2 çişli bezle uyandı.
NOT:bez değişti dışarı çıktık. geldiğimizde bezde 3 çiş vardı. bezi çıkardık.
18:15 lazımlığa çiş
19:15 lazımlığa çiş
20:00 free çiş (bugünkü 2.hata. acaba üşüttü mü)
20:30 lazımlığa çiş, bezleniş ve yatış.

20/0472009- 6.GÜN
07:00 bezi çıkardık
07:10 lazımlığa çiş ve kaka (OLLEEEEEEEEEY!!!)
08:15 lazımlığa çiş
10:45 lazımlığa çiş
12:00 lazımlığa çiş
12:30 lazımlığa çiş,bezlenme ve öğle uykusu
15:30 öğle uykusundan kuru bezle kalktı ve lazımlığa çiş yaptı
16:15 free çiş ( :((( )
17:00 lazımlığa çiş
17:45 lazımlığa çiş
18:45 lazımlığa çiş
19:30 lazımlığa çiş
20:30 lazımlığa çiş gece bezi bağlandı ve uyudu.

21/04/2009-7. VE SON GÜN
NOT: bugün son günümüz olacak. yarından itibaren elif babanneye gidecek. bu sebeple bugün bizim için çok önemli. alıştırma kilodumuzu da çıakrdık. artık normal kiloda geçtik.
06:30 bezi çıkardık. lazımlığa çiş yaptık.
07:30 lazımlığa çiş
09:30 lazımlığa çiş
10:45 lazımlığa çiş
11:15 lazımlığa kaka (OLLEEY!!)
12:00 lazımlığa çiş (KENDİSİ SÖYLEDİ :))))) )
12:30 bezleniş ve öğle uykusu
15:30 bezi çıkardık(2 çiş vardı)
16:15 lazımlığa çiş
17:00 lazımlığa çiş (kilodunu pantolonunu indirip lazımlığa kendi oturdu) :)))
18:00 lazımlığa çiş
19:00 lazımlığa çiş
20:00 lazımlığa çiş
21:00 lazımlığa çiş gece bezi bağlandı ve uyudu.
NOT: bugün bu işi başardığımızı düşünüyorum. hiç hatamız olmadı. kızım tuvaletini öğrendi :)))

kızım kreşe başlıyor

Çarşamba, Aralık 09, 2009 2

10 eylül 2009.. elif 31 aylık... bende kızımın artık okullu olmasının hüznü, endişesi... acaba yemeğini yiyecek mi, henüz çok yeni kazanmış olduğu tuvalet eğitimi sekteye uğrayacak mı, hep ayakta sallanarak uyudu kreşte nasıl uyuyacak, çok hasta olacak mı, çok mu erken oldu, ama başka çaremiz yoktu gibi bin türlü düşünce...
daha önce tanışmıştık öğretmenimiz ayfer hanımla. sınıfımızı, uyku odamızı ziyaret etmiş, arkadaşlarımız hamur oynarken biz de ucundan katılmıştık. tamamen yabancı ve ilk kez gördüğü bir ortam olmaması gerektiği konusunda birkaç uzman görüşü almıştım çünkü. ilk gün elinden tutup kreşe giderken kalbim pırpır, onu sanki terkedecekmişim gibi bir vicdan sızısıyla, ayfer hanımın güven dolu gülümseyişi ve telkinleri sayesinde içim hafiflemişti biraz... istediğim sıklıkta arayabilirdim, saat 3 gibi alacaktım. gün boyu yaptığım telefon görüşmelerinde herşey olumluydu. bu kez neden herşey bu kadar güllük gülistanlık, benden bişeyler saklıyorlar mı acaba diye komplo teorileri kurarken, ertesi gün beklediğim sorunlar gelmeye başladı hızla.. öğretmeni "biz sorun yaşıyoruz, elif çok başına buyruk, kurallara uymuyor, herşeyi dağıtıyor, ortak oyunlara katılmıyor, istediği şeyler olmayınca tepinip kendini yerlere atıyor vs vs evde de böyle mi" ben ne diyeceğimi şaşırmış durumdayım evet damarına basınca evde de böyle ama bahsedilen genelde otoriteye saygılı, mülayim, tatlı dilli, güler yüzlü, uyumlu benim kızımdan mı bahsediyor bir karışıklık olmasın sakın...

tuvalet konusunda da endişelerim yersiz çıkmamıştı. evde tamamen çözmüş olduğumuzu düşündüğüm bu konuyla, kreşten hergün eve kirli çamaşır, ıslak nevresim, yorgan, pijama taşırken bulduğumda kendimi tekrar yüzyüzeydim. kreşe uyum süreci bizi gerçekten zorlayacağa benziyordu. kreş psikoloğu benden görüşme talep ettiğinde bu da mı gelecekti başıma, ben kızımı çok normal zannederken meğer sorunluymuş benim kızım diye düşünmeye başlamıştım. kreş psikoloğunun tavsiyeleri zaten bildiğim ve uygulamaya çalıştığım şeylerdi. bu süreci zorlaştıran sebebin elif in erken abla olması olabileceğini söylediğinde ise bu ihtimali hiç düşünmemiş olduğumu farkettim. ve evdeki davranışlarımı gözden geçirerek biraz daha elif odaklı biraz daha sevgi aktarımlı bir tavır sergilemeye başladım. bu arada bu zamana kadar babasına aşırı düşkün olan elif, bu düşkünlüğünü bana kaydırmaya başlamıştı. annem giydirsin, annem uyutsun, annem yedirsin, annem gelsin, anne, anne, anne, anne..
zamanla yaklaşık 1 ayın sonunda artık elif kreşi sevmeye başlamış, kreşten gelen şikayetler bitmişti. elif hiçbir zaman kreşe gitmeyeceğim demedi, hep sen de gel anne dedi. şuan kreş maceramız başlayalı 3 ay oldu. ben de elif de memnunuz kreşimizden. öğretmenleri çok sevdiklerini, elif in gitgide tatlandığını söylüyorlar. ee baştaki zorlu süreçten sonra böyle düşünmeleri doğal sanırım.

bu elif in ilkokul, ortaokul, lise, üniversite diye devam edecek uzuun yıllarının başlangıcı, profesyonel hayata ilk adımı, toplumsal kurallarla tanışması, kendini bir topluluğa ilk kez ait hissedişi.... kızım kreşe başlıyor, kızım hayatla tanışıyor..
DEVAMINI OKU

7 Aralık 2009 Pazartesi

eren in gelişimi

Pazartesi, Aralık 07, 2009 0
oğlum 17 eylül 2008 doğumlu işte onun için önemli olaylara kronolojik bir bakış..

19 haziran 2009 ilk dişimiz...
30 haziran 2009 uzun mesafe emekleme..
8 temmuz 2009 baba, dede,cici,mama,abla diyor..
11 temmuz 2009 ellerinden tutunca yürüyor..
2 ağustos 2009 tutunarak ayağa kalkıyor..
* alkış,baybay,gelgel,yastığa yat,müzikle dans ediyor, salıncakta sallanmaya bayılıyor..
10-15 ağustos 2009 3 diş birden çıkardı, toplam diş sayısı 4 oldu
5 eylül 2009 yerden tutunarak ayağa kalktı.. banyoya bucubucubucu diyor..
15 eylül 2009 emmeyi bıraktı..
21 eylül 2009 ilk adımını attı, anne diyor..
5 ekim 2009 3 adım attı, kaşlarını kaldırıp öpücük atıyor..
16 kasım 2009 7-8 adım atıyor..
17 kasım 2009 eren tam 14 aylık ve yürüyor..

4 Aralık 2009 Cuma

eren in doğum hikayesi

Cuma, Aralık 04, 2009 2

Kızımız doğduğunda ve izleyen aylarda büyük bir özlemle beklediğim anneliğin tadını çıkartıyordum. Bu muazzam özel kendini güçlü hissettiren harika bir duyguydu.. Minicik hücrelere hayat verebilmek, onu sütünle beslemek, büyümesini izlemek anlatılmaz, anlatılamaz, yaşanır belki sadece...

Değişimin adıydı Elif.. Şansımızdı.. Eşim ve benim terfilerimizin sebebi, çok istediğimiz tayinimizin oluşunu sağlayan faktördü, belki bize göre yaşantımızdaki tüm olumlu değişikliklerin yegane sebebiydi…Onu seviyor, çok seviyor, üzerine titriyor, büyümesini izliyor, gurur duyuyor, geç gelen, çok özlenen, çok beklenen kızımızla birlikte olmaktan büyük bir haz alıyorduk… Elif tedaviyle ve zorla elde edebildiğimiz bir bebekti ve ona kardeş yapma düşüncesi hep aklımızda olmakla birlikte doğal yollardan böyle bir durumun söz konusu olamayacağını, ancak zamanı geldiğinde aynı çetrefilli yollardan geçerek belki bir bebek daha yapabileceğimizi düşünüyorduk eşimle.

Kızımız 11,5 aylıkken, beklediğim döngünün gelişi gecikirken, hiç ihtimal dahiline sokmadığım bir gerçeğe adım adım yaklaşıyormuşum meğer. Aslında döngüm hala emzirme döneminde olduğum için rutine binmemiş oldukça düzensiz bir şekilde gerçekleşiyordu. Artık gecikmenin olağan bir gecikme olmadığını düşündüğümde yanımda ablam vardı, bir test yapma düşüncesini aklıma o soktu.. Oysa Elif i beklediğim 6 yıl boyunca hiç test yapmama değecek bir gecikme yaşamamıştım, bu konuda oldukça tecrübesizdim. Aldığımız ilk testi beceriksizliğim yüzünden heder ettim. Ertesi gün aldığım testi yapmadım daha sonraki gün sabah uyandığımda elimde test dikkatle kullanım kılavuzunu okuyup uyguladığımda ve hiç beklememe gerek kalmadan büyük bir hızla çok net iki tane kırmızı çizginin oluşumunu gördüğümde yaşadığım şey büyük bir şoktu. İstemsiz bir şekilde bacaklarım titriyordu, uzun bir süre hiçbirşey düşümeksizin tuvalette kaldım. İçeride ablamlar, annem, babam tüm ailem vardı.. Eşim hariç.. Ben Ankara' da tayinimizin çıktığı şehirde, eşim ise son ilişkilerimizi kesmek üzere Muğla-Milas taydı. Testi cebime koyup tuvaletten çıktığımda annemle burun buruna geldim ve ona testin pozitif olduğunu söyledim. Sonra da ablamlara.. Onlar şaşkın ben şaşkın öylece kalakaldık. Elif in ağlama sesiyle kendime geldim minik kızım uyanmıştı. O minicikti.. henüz abla olmaya hazır değildi…diye düşünürken ben de onunla birlikte ağlamaya başlamıştım. Hiçbirşey düşünemiyordum. Öyle içim bomboş kalmıştı ne sevinebiliyor ne üzülebiliyordum. Hemen duygusal bir bağ kuramamıştım içimde büyüttüğüm canla ama bir an bile içimden onu atmayı düşünmedim. Önce eşime gelene kadar söylememeyi düşünsem de dayanamayıp haberi telefonda verdim. Onun yaşadığı şaşkınlık da azımsanacak gibi değildi. O gece Ankara yolcusuydu eşim. Eminim uzun bir yolculuk geçirmiştir. 1,2 gün sonra doktordan randevu alıp ultrasona girdiğimde ve minicik davetsiz fasulyenin kalp atışlarını duyduğumuzda eşimle, bu bebeğin doğacağını biliyorduk. Çevremden her ne kadar sonlandırma ihtimalim de olduğu konusunda düşünceler gelse de kayınvalidemin annemlerin cesaretlendirmesi ve zaten 2.bir çocuğu istiyor olmamız nedeniyle hiçbir zaman bu düşünce tartışmaya dahi açılmadı nezdimde. Evet bu fasuleyeyi istiyordum. Hesaplamalarımıza göre kızım tam 10 aylıkken hamile kalmıştım nitekim iki çocuğum arasında tam 19 ay var.

Hamileliğim büyük bir hızla ve normal seyrinde geçti.. Elif in bakımını yapabiliyor, işe gidebiliyordum. Aylık rutin doktor kontrollerimizde 2.fasülyemizin artık minik bir insan figürüne benzeyişini dikkatle izliyorduk. Sanırım 4,5 aylıkken bir oğlumuz olacağını öğrendik ne yalan söyleyim çok ama çok mutlu oldum.. Bir kızım ve bir oğlumun olmasını her zaman çok istemiştim ve bu gerçekleşme zemini bulmuştu şimdi.. Oğlum karnımda oldukça hareketliydi.. İnsanın karnında büyüttüğü can tarafından tekmelenmesi kadar enterasan bişey yok bence.. Önce çok cılız olan bu tekmeler zamanla güçlenir ve ben burdayım der bebek adeta...Bu mucizeyi dileyen tüm kadınların yaşamasını isterim. Bu arada kızıma karnımda bir bebek olduğunu adının da Atay olduğunu söylüyor Atay ı sevme alıştırmaları yapıyorduk.

Kızım sürpriz yapıp erken katılmıştı aramıza, oğlumunda böyle bir sürpriz yapmasından çok korkuyordum ama korktuğum olmadı ve doktorumuzla kararlaştırılan günde 17 Eylül 2008 de Hacettepe Üniversitesinde genel anestezi ve sezeryan yoluyla saat 08,30 da oğlum geldi…3,350 gr. Kırmızı beyaz bir bebekti... Onu ilk olarak odaya çıktığımda yatağıma yerleştirilirken gördüm. Benden önce gelmiş yatağına kurulmuştu.. Herşey yolundaydı ve çok sağlıklı bir bebekti oğlum.. Kusursuz görünüyordu...Hemen emzirme çalışmalarına başladık neyseki bu konuda ikimiz de çok başarılıydık..Annelik mucizesini 2.kez yaşıyordum. Hastanedeki birçok anneye göre daha tecrübeliydim ama hiçbir tecrübe anneliğin ilk günlerindeki duygu şelalesine gem vuramıyor. Sürekli gözüm oğlumda hastanede 2 gece geçirdik. Bu süre zarfında yanımda ablam vardı, eşim gündüzleri yanımızda akşamları ise kızımızın yanında evimizdeydi.

Kızımı çok özlüyordum eşim onun resimlerini çekip bana getiriyordu. Oğlumun minimini suratını, ince cılız bacaklarını gördüğümde onun mis bebek kokusunu içime çektiğimde mutluluktan başım dönüyordu. Sanırım bu kokunun müptelası olmuştum artık. 6 senelik bebek özlemimi kızımla sonlandırmış bundan tam 19 ay sonra da oğlumu kucağıma alarak o bebek hasretiyle yandığım günlerin artık sadece anılarda kaldığına inanmıştım. Artık 2 çocuğa sahip bir anneydim...

Doğumunun 8.gününde ablasında da yaşadığımız yenidoğan sarılığı nedeniyle tekrar hastaneye yattık ve 2 gece daha hastanede kaldık. Sorun yine anne sütü sarılığıydı..Oğlumda da anne sütü + mama şeklinde beslenmelerimizi sürdürmeye başladık. Bu arada ani bir şekilde adının Eren olmasına karar verdik. Hep Atay ve Eren arasında kalmış en sonunda hastaneden acil olarak TC kimlik no istediklerinde nüfus cüzdanı çıkartma aşamasında ben son kararı eşime bırakmıştım. Eren olmuştu adı...ELİF ve EREN bu iki isim bana çok uyumlu gelmiş ve isminin gerçekten Atay olmadığına sevinmiştim.

Oğlumuzla evimize geldiğimizde ve onu ablasıyla tanıştırdığımızda kızımız çok ilgilenmedi bebekle... Ama günler aylar ilerleyip, Eren etrafla özellikle de ablasıyla daha ilgili olmaya başladığında iletişim kendiliğinden geldi.. Zor bir bebekti Eren, gaz sancılarımız tam bir kabustu.. Sabahtan akşama kadar kucağımda gezdiriyor, gene de teselli veremiyor, ağlamaklı bebeğimi zorlukla teskin edebiliyordum. Benim için 2009 eylül-mart ayları oldukça zorlu geçti... Kızımı büyütürken 1 yıl ücretsiz izin kullanmıştım, şimdi oğlum için tekrardan ücretsiz izne çıkarak evde onu büyütmeye çalışıyordum. Yeni tayin olup geldiğim Ankara da işe başlar başlamaz kızım için ücretsiz izne ayrılmış, işe hamile olarak dönmüş ve 5 ay sonunda tekrar doğum iznine ayrılmıştım. Bu durum karşısında amirlerim şaşkın ama bir o kadar da anlayışlılardı...

Üstüste iki hamilelik, iki doğum, iki lohusalık, 2 yıl evde birebir çocuk bakımı beni hem bedensel hem zihinsel olarak yormuştu.. Eşim elinden geldiğince bana yardımcı oluyor yükümü hafifletmeye çalışıyordu ayrıca biraz sosyalleşmem için ısrar ediyor aile ve arkadaş görüşmelerini destekliyordu.. Kızım ise hergün babannesine gidiyor akşam babasıyla birlikte eve dönüyordu. İki bebeğime aynı anda bakabilmem ilk 6 ay mümkün değildi Eren çok ağlayan bir bebekti Elif ise ilgime bakımıma muhtaç 2 yaş sendromunun kucağında minik bir abla...Ama daha sonra ikisine aynı anda bakabilmenin güzelliğini ve yorgunluğunu da yaşadım.. İmkansız diye bişey yoktu... Düzen bir şekilde kuruluyor bir şekilde akşam oluyordu...Şimdi Eren 14, Elif 33 aylık..Elif tam 2,5 yaşında kreşe başlamak durumunda kaldı, Eren ise babannesinde bakılıyor... Bu kadar yakın yaşlara sahip iki çocuk büyütmenin kolay olduğunu söyleyemem aksine çok zahmetli çok sabır isteyen hem fiziksel hem ruhsal olarak yıpratan bir süreç... Ama iki çocuğumu yanıma alıp, bir parka götürdüğümde ya da onları birlikte oynarken gördüğümde hissettiğim mutluluk gurur karışımı hazzı hayatta başka hiçbirşeyden alamayacağıma eminim... Onların yüzlerindeki bir gülücük, oğlumu kucağıma aldığımda başını omzuma yaslaması, kızımın anneciğim diye seslenişi tüm dünyaya bedel bana göre...Güzel kızım, yakışıklı oğlum ve bu mutluluğu, bu yorgunluğu benimle paylaşan sevgili eşimle çok mutluyum... 18/11/2009

elif in doğum hikayesi

Cuma, Aralık 04, 2009 4

Yaz aşkıydı, ikimiz de öğrenciydik henüz. Birlikteliğimizin güzel bir hayat arkadaşlığına dönüşeceğini bilemezdik o zamanlar. Hissettiklerimiz yön verdi ilişkimize ve 4 yıl süren güzel bir flört dönemi yaşadık.

İşler bulundu, askerlik derken sabırsızlıkla beklediğimiz evliliğe bir engelimiz kalmamıştı ve 2000 yılında evlendik. Evliliğimizin ilk yılları maalesef maddi sıkıntılarla geçti oldukça yüklü bir borçla evlenmiştik çünkü.

Eskiden beri çok istememe rağmen çocuk yapmayı ertelemek zorundaydım. 3 yılın sonunda artık yavaştan denemelere başlamıştık zaten büyüklerden de isyan sesleri yükselmeye başlamıştı artık. 1 ay, 2 ay, 6 ay derken 1 yıl geçmesine rağmen bebeğimiz gelmiyordu.

Doktora gitmeye karar vermiştik. Rutin tetkikler sonucunda eşimin küçük bir operasyon geçirmesi gerektiği anlaşılmıştı. Bu durumu ailelerimizden ve çevremizden saklıyor, hala bebek istemiyor gibi davranıyor, hem kendi ruh sağlığımızı korumaya çalışırken hem de onların ısrarlı tavırlarını bertaraf etmek zorunda kalıyorduk.

Bu operasyon sonrası doktor 6 ay daha doğal yollardan denemelere devam etmemizi önerdi. Sonuç olumsuzdu. Bu durumda güçlendirilmiş sperm hücrelerinin, iyi durumdaki birkaç yumurtaya ulaşabilecekleri en yakın noktalara bırakılarak şansımızı oldukça artıran aşılama yöntemi önerildi. Artık gerçekten umutlanmaya bu kez olabileceğine inanmaya başlıyorduk. Ama maalesef olmadı. 1.2.3.deneme ve her deneme sonrası yaşanan büyük hayal kırıklığı ve hüsran…

Aslında tespit edilebilen bir sorun yoktu. Teşhisimiz açıklanamayan interfilite. Olmuyordu işte… Reklâmlardaki çocuklar, çevremden gelen hamile haberleri, arkadaşlarımın çocukları sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Çocuk sevemez olmuştum. Ben bu derece isterken yeni doğmuş bebeklerini çöpe atanlar, kürtaj olanlar bana kötü bir şaka gibi geliyor; Tanrının beni neden görmezden geldiğini anlamakta zorlanıyordum. Artık isyanımı içimde tutamaz olmuş, ara ara ağlama nöbetleri geçirmeye başlamıştım. Eşim de çok üzülüyordu emindim buna, ama birimizin daha güçlü durması ve teselli edici olması gerekiyordu, bu görev de eşime düşmüştü. Olacağına inanıyor ve beni de eninde sonunda anne olacağıma ikna etmeye çalışıyordu.

Ben ise her ay yaşadığım doğal döngü yaklaştıkça umutlanıyor, hayaller kuruyor; sonrasında ise büyük bir hüsran yaşıyordum. Gitgide evlat edinmeyi ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım. Ama öncesinde denememiz gereken son bir şey daha vardı. Artık tedavinin son noktası "tüp bebek"…

Bu kez umutlarımda ve hayallerimde daha temkinliydim. Devletin desteklediği 3 denemeyi yapıp, olumsuz sonuçlanması durumunda evlat edinme konusunda ciddi adımlar atmaya kararlıydım. Anneliği tatmayı, bebek kokusunu içime çekmeyi şiddetle arzuluyordum. Bu bir şekilde olacaktı. Bebeğim ya karnımda büyüyecekti ya da yüreğimde…

Tüm bunlar olurken zaman da geçmeye devam ediyordu evleneli 5,5 yıl olmuş, bu sürenin 2,5 yılı bebek özlemiyle ve tedavilerle geçmişti. Artık ardı ardına alınan sevk kâğıtları durumu gizlemeyi olanaksız kılmış gerek iş çevremiz gerekse ailelerimiz tüp bebek denemesi arifesinde olduğumuzu öğrenmişti. Maaşımızdan artakalan tüm paramız doktor ve ilaçlara gidiyor en ufacık bir birikim yapamıyorduk. Bu denemeyi de ancak banka kredisi çekerek finanse edebildik.

Evet, işte başlıyorduk, iğneler, yumurta ölçümleri, yumurta toplama, embriyo oluşumu ve sonunda transfer. Geçen 2 haftalık bekleme süreci ve kanda HCG ölçümü… Sonuç 156…Bu rakam şunu ifade ediyordu ki ben hamileydim… Öyle büyük bir şaşakalma yaşadım ki, o kadar istek, uğraş, ağlama, tedavi, dualar, beklentiler, hayaller… Yani neye şaşırdım bilmiyorum. İnanamama, merak, heyecan, sevinç, mutluluk, şaşkınlık hepsi bir arada. Doktor kontrolünde keseyi ve içinde atan minimini kalbi görene kadar yaşadığımın hamilelik olduğuna tam inanamamıştım sanırım.

Sonraki her kontrolde biraz daha insana benzeyen bu içimdeki canlı benim bebeğimdi. İlk cılız pıt pıtlarını hissettiğimde ise eli sürekli karnında, saf ve masum bir gülümsemeyle dolaşan anne adaylarına katılmıştım… Tekmeler güçlendikçe, aynadaki görüntüm bir hamileye benzedikçe sabırsızlanıyor, kontrolleri iple çekiyor, kızımın aramıza katılacağı günü hayal ediyordum. Normal doğum tarihi 7 Martı gösteriyordu, doktorumla 26 Şubata karar kılmıştık, öncesinde zaten yurt dışında olacaktı.

Biz karar kılmıştık kılmasına ama kızım sanırım bu tarihi biraz geç bulmuş olacak ki 15 Şubat sabaha karşı saat 4 de ben bir sıcaklık hissettim yatağımda… Suyum geliyordu, tuvalete gittiğimde nişan denen belirtinin de gelmiş olduğunu gördüm zaten eşim başımda bekliyordu. Doğum çantamız neyse ki hazırdı. Hastaneyi aradık kendi doktorum yoktu biliyordum ama napalım ya nasip ya kısmet deyip çıktık yola. Ailelerimizden uzaktaydık o yüzden yanımızda haber verebileceğimiz kimse yoktu. Neyse ki sancım falan da yoktu da sakin sakin kimselere haber vermeden, arabaya binip müziği açıp, hastanenin yolunu tutabildik. Sezeryana girmeden, sadece 3 saat uzakta yaşayan ablama haber verebilmiştim.

Ameliyathanede oldukça sakindim. Genel anestezi uygulandı, Elif tam bir memur çocuğu olarak 15 Şubat 2007 de saat 07.50 de dünyaya merhaba dedi. Kendime gelirken daha önce başkalarından duyduğum üşüme ya da aşırı ağrı gibi şeyler hatırlamıyorum. "aşkım, kızııım" diye sayıklamışım. Elif 50 cm di ve 3080 gr dı. Gözleri şiş, kirpiksiz ve kıpkırmızıydı. Hemşire onu göğsüme verdiğinde hemen emmeye başlamış ve benim de sütüm gelmişti.

O huzuru sanırım ömrüm boyunca hiçbir yerde ve hiçbir şekilde bulamam… Hastanedeki 2 gün hiç uyumayıp, biblomu karşıma alıp sürekli onu seyrettim. Bu kadar kusursuz ve en küçük ayrıntısına kadar mükemmel… Karnımdan çıkmıştı, bu bir mucizeydi, o benim mucizemdi. Ben ayrı bir boyuta geçmiştim. Sadece kızım ve ben vardık… Ne gün, ne zaman, ne çevremdeki koşturmaca, ne arayanlar, tebrikler hepsi formaliteydi; gerçek olan kızım ve bendik…

Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde onun için hazırladığımız yatağında minicik görünüyordu… Yanından hiç ayrılmıyordum, o gece de hiç uyumadan kızımı seyrettim, seyrettim. İnanılmazdı. Ertesi gün sarılık ölçümü için tekrar hastaneye gittik ve maalesef fototerapi için hastaneye yatmamız gerekti, sarılığı bir türlü düşmüyordu. Tam 6 gün hastanede kaldık, o günlerde kendimi çok umutsuz ve perişan hissettim. Anne sütü sarılığı olabileceği için mamaya da başlamıştık. Napalım doktor ne derse yapıyorduk… Sonunda değerleri hastaneden çıkabileceğimiz düzeye indi ve tekrar evimize dönebildik.

Kızım gün be gün büyüdü, iştahlandı, hem beni hem mamayı bırakmadı. Persantiller üstü bir gelişim grafiği sergiledi. Kocaman akıllı bir fıstık oldu… Şuan 16 aylık ve bir mucize daha gerçekleşti, Elif inanılmaz bir şekilde abla olmaya hazırlanıyor. Kızım 10 aylıkken daha henüz her şey yepyeniyken, tam düzene girmemişken 2.kez hamile olduğumu öğrendim.

Ve ilki kadar şaşakaldım… Bir kez daha doğaya belki de müdahale etmenin anlamsızlığına ve her şeyin bir zamanı olduğuna inandım. Şimdi 5,5 aylık hamileyim ve aynı pıt pıtları hissederek karnımda ikinci mucizemi büyütmekteyim. Eğer her şey yolunda giderse Eylül 2008 de bir de oğlum olacak. Ve ben daha 2 sene önce bebek bebek diye yakarırken, şimdi hayatımın en büyük hayali olan bir kız bir erkek çocuk sahibi anne olacağım günleri bekliyorum. Hem de dünyanın en anlayışlı, en sabırlı, ruhumu okşamayı her zaman bilen ve babalığı yaşamayı en çok hak eden yaz aşkımdan… 30.05.2008