30 Aralık 2009 Çarşamba

anne olunca...şimdi...

Çarşamba, Aralık 30, 2009 4

anneliğe ilk adımımı attığım 15 haziran 2006 dan bu yana hayatımda neler değişti...

FİZİKSEL :
bedenimde yalnızım...
9ay+9ay yaşadığım hamileliklerde hiç bedenimde yalnız olamamanın üzüntüsünü yaşamadım aslında, aksine hep mutlu ve huzurluydum ama 2.doğumumdan sonra gizli bir sevinç yaşadım kendi kendime "sonunda yalnız kaldım.."
göğüslerim bana ait... hamileliklerim sonunda 13ay+12ay yaşadığım emzirme seansları bana mutluluk verdi (gece uykularımı bölen bir işkenceye dönüşmediği sürece) hatta bu doğanın bir mucizesiydi.. göğüslerim cinsel birer obje olmaktan çıkmış, süt üreten birer kutsal tesise dönüşmüştü adeta.. şimdi bana aitler. .
periyotlarıma kavuştum... 9 ay hamilelik+ 8 ay sonrası + 9 ay hamilelik + 9 ay sonrası = 35 ay yaşamadığım için artık kendimi normal bir kadın gibi hissetmemeye başlamıştım.. şimdi normal seyirdeyiz...

SOSYAL :
kültürel...son gittiğim film "babam ve oğlum" oldu. kültürel faaliyetlerim 2007 kışında durdu. okuduklarımın ibresi aile, çocuk gelişimi, çocuk eğitimi, çocuk psikolojisi yönüne kaydı...
dost muhabbeti.. hız kesti.. konular dönüp dolaşıp çocuklara gelmeye başladı.. seninki şunu yiyor mu, gece uykusu nasıl vb. yine de her zaman güzel arkadaş buluşmaları...ayrıca yepyeni bir alan keşfettim.. anne-çocuk forumları, anne-çocuk blogları.. benimle aynı hormon düzeyinde, benzer şeyleri yaşayan bir sürü arkadaş bulmak beni inanılmaz rahatlattı. .
aile ilişkileri.. annemi anlamaya başladım.. neden bize ulaşamayınca aklına ilk en kötü senaryo geliyor çözdüm. aile ilişkilerim çok olumlu gelişti. çocuk sahibi olan ablamlarla, annemle paylaşımım arttı..
alışveriş.. lcw nin çocuk bölümü en zevk alarak gezdiğim mekan artık.. bayan mağazalarına ilgim sadece ihtiyaçla sınırlı kalırken daha önce hiç duymadığım birsürü çocuk mağazasını almasam bile gezebileceğim yerler listesine ekledim..
gezi-tatil... 2009 yazında yaptığımız 2 haftalık ilk 2 çocuklu ev düzeninde tatilden, çocuklar için çok eğlenceli ama büyükler için yorucu ve hizmetkar modunda geçtiği için ağzımızın payını almış olarak döndük. 2010 yazı için bol animasyonlu 1 haftalık otel tatili planlarımızda yerini aldı.

gezme... soğuk kış günlerinde sadece ev gezmeleri ve avm ler aklımıza gelirken; yazları çocuk parkları, yeşillik çimenlik açık alan mekanlar tercihimiz oldu...
tv... trt çocuk bizim evde tartışılmaz reytingiyle zirvede... eren bile uzaktan kumandayı getirip "çocuk, çocuk" demek suretiyle bu kanalı istediğini ifade ediyor. ana haber bülteni, diziler hep yalan oldu.. sabah 7 akşam 9 trt çocuk. yayın akışı ezberimde.

EKONOMİK :
iş...
eşim sadece 3gün+3gün hukuk sistemimizin babalara reva gördüğü yasal doğum sonrası iznini kullanırken ben doğum sonrası 13 hafta ve sonrasında 1 yıllık ücretsiz iznimi 19 ay arayla 2 kere kullandım.. neyseki devlet memuruydum ve bunu yaparken koltuğumun kapılacağı endişesini hiç yaşamadım. hatta görevde yükselme sınavlarıyla ilk ücretsiz iznimde "uzman", ikinci ücretsiz iznimde ise "şef" olarak bileğimin hakkı, alnımın akıyla ve de kendi çapımda "çocuk da yaparım, kariyer de" reklam jingle ının gerçekleştirilebilirliğini kendime ve çevreme ispatlamış oldum..
para... banka kredisi ile almış olduğumuz arabamız ailemizin 5.üyesi oldu çünkü o olmaksızın evimizden en yakın markete bile gitmemiz imkansız.. çevremizdekilerin "çocuklarınız küçükken birikim yapın sonra çok zor" uyarıları "uygulanamayan doğrular" listesinde...

SAĞLIK:
artık sağlıklı olmayı kendimden çok bakımıma ihtiyaç duyan çocuklarım için istiyorum... nezle grip gibi hastalıkları onlara bulaştırmak ise en büyük korkum.. çünkü yetişkin biri hastaysa ilacını alıp, dinlenir ama söz konusu olan bir bebek ya da çocuksa ilaç içirmek, yemek yedirmek, ateş ölçmek, uyutmak, sümküremediği için burnunu temizlemek sorundur.. ayrıca çocuk iyileşene kadar size uyku yoktur.

PSİKOLOJİK:
anneliğin; bedeninde bir can büyütmenin, tamamen sana muhtaç bir canlıyı dünyaya getirmenin, onu sütünle beslemenin, tüm bakım ve sorumluluğunu taşımanın ilk aylardaki yükü oldukça ağır. aylar ilerleyip, çocuk da biraz bağımsız hale gelmeye başlayınca anne soluklanıyor. her ne kadar kendi psikolojimin anneliğe hazır olduğunu düşünsem de bu yükü hissetmedim desem yalan söylemiş olurum.. çocuklar konuşmaya başlayıp da size "anne" diye seslendiklerinde, biraz daha büyüyüp "seni çok seviyorum anne" diyerek işi ilerlettiklerinde hissettiğiniz duyguyu, buraya ne yazsam boş, sadece anneliği yaşayanlar anlayabilir. ama bilin ki o başta yaşadığınızı düşündüğünüz yük öyle bir hafifliyor ki hatta o güzel sözler ayaklarınızı yerden kesiyor. kadri kıymeti ancak çocuklarımız anne baba olunca bilinse de, başta kolik sancıları sonrasında 2 yaş bunalımları, ergenlik fırtınaları zorlasa da dünyada yaşanılabilecek en güzel, en özel, en değerli deneyim annelik...

28 Aralık 2009 Pazartesi

eteğimden dökülenler

Pazartesi, Aralık 28, 2009 0

çok sıkıcı bulurdum sürekli çocuklarını anlatan, hayatının merkezine çocuklarını koyan arkadaşlarımı.. isterdim ki tek hayatım çocuklar olmasın, bana mutluluk ve heyecan veren başka güzellikler de olsun yaşamımda.. hobilerim, arkadaşlarım, işim... bir geziye, sinemaya ya da bir eğlenceye gittiğimde vicdanım sızlamasın, kendimi nasıl anneyim ben diye sorgularken bulmayım... kendi anne babamı az mı eleştirdim, tek hayatları bizleriz, herşey bizim üzerimize kurulu diye zamanında. bu başka bir yaşam şeklini bilmediği için emekli olunca bocalayan insanların durumuna benziyor. uzun bir dönem zamanınızın çok büyük bir kısmını işgal eden çocuklar yıllar geçtikçe çekilen denizin bıraktığı boşluk gibi uzaklaşırlar yaşamınızdan... açılan boşluğu doldurmak imkansızdır ama siz yine de kumun üzerinde duran bikaç kırık deniz kabuğunu, kurumuş deniz kestanesini toplayıp, kolleksiyonunuza katmaktan kaçınamazsınız. çocuklarınızın küçüklüklerine dair anılar, fotoğraflar hep sizinledir... eğer halihazırda yanınızda getirdiğiniz hayalleriniz ya da hobileriniz varsa bu noktada gerçekleşme zemini bulurlar ancak.. küçük bir cafe açmak, uzun bir seyahate çıkmak, fotoğraf çekmek belki...


çocuklu yaşam bir tercihse, getirdiği mutluluk hep daha yüksek oldu kendi adıma... yani bu saydığım şeyleri yaparak aldığım hazzın bilmem kaç katını aldığıma eminim çocuklarımı büyütürken.. şu an herşey yolunda sürekli benimle olmayı benim ilgimi talep eden iki tavşanım var. ama biliyorum bu uzun sürmeyecek, yaş 12 ergenliğin delilik hormonları pompalanmaya başladığında damarlara bizden kötüsü, bizden hegemonu, bizden geri kafalısı olmayacak... işte asıl o zaman terrible two, uykusuz geceler, iştahsızlık hepsi yalanmış diyeceğiz belki... çocukların hayatını ipoteklemeden takip etmeye çalışmanın ince ayarını tutturabilecekmiyiz bilmiyorum. bazen bir oğlak kadını olarak kendimi benjamin buttonun tuhaf hikayesindeki karakterle özdeşleştiriyorum...30 undan sonra gittikçe çocuklaşan oğlak kadını ergenliğini çocuklarıyla birlikte yaşar..eeee kasmayalım o zaman eğlence yeni başlıyor.

25 Aralık 2009 Cuma

doktor kontrolümüz

Cuma, Aralık 25, 2009 0

kontrolümüz vardı bugün. eren in 15.ayda suçiçeği aşısı ve rutin kontrolü, elif in ise kan sayımı, göz muayenesi, rutin kontrolü.. epeydir stresi sarmıştı beni özellikle elif ten nasıl kan alınacak, aklıma geldikçe içim daralıyodu.. damarlarım kaygan ve derinde olduğu için ancak bir kaç denemede kan verebiliyorum. bu yüzden sanırım şu kan verme olayını çok büyütüyorum gözümde..

doktor, karayel kardeşler gelsin dedi ve girdik içeri.. önce eren bey kontrol edildi.. 11390 gr ve 80 cm, baş çevresi 47,5cm. suçiçeği aşısı olurken kucağımdaydı.. şimdi çığlığı basacak diye heran tetikte beklerken oluverdi aşımız.. hiç ağlamadı eren... aferin dedim oğluma...

elif in rutin kontrolünden sonra kan alma kısmında yanında duramadım, eren i alıp aşağı kantinde beklemeye başladım elif ve babasını.. doktora gelmeden anlatmıştım kızıma "bugün doktora gideceğiz, doktor seni muayene edecek ama daha öncekilerden farklı olarak bu kez kan vereceksin. hemşire abla kolunu bağlayacak, sonra pıt pıt vuracak koluna damarını görmek için, sonra da iğneyle yavaşca kan örneği alacak, biraz acıyacak ama sen çok güçlü bir çocuksun, buna dayanacaksın zaten hemen geçecek" aşağıda bekliyordum ama aklım hep onlardaydı. 10 dk sonra baktım babasının elinden tutmuş bıdı bıdı bişeyler anlatarak geliyor... hiç ağlamadı dedi babası çok kolay oldu...
elif "ben çok güçlü bir çocuğum, iğneden hiç korkmadım, biraz acıdı ama hemen geçti."
ben mest bir vaziyette "canım kızım seninle gurur duyuyorum, sen gerçekten çok cesur bir çocuksun"
elif "ben de seninle gurur duyuyorum annee"

ohh.. epey bir rahatlamıştım.. sıra geldi elif ve benim göz muayenelerimize... önce elif şekilleri tanıdı: uçak, balık, gemi, çiçek.. sonra bilgisayar taramasından geçti ve herşey yolunda.. zaten sadece kontrol amaçlı gitmiştik göz doktoruna...
benim ise sağ alt göz kapağımda yer alan bir kitle yaşadığım iki gebelik süresince epey büyüdü... beni yakın zamanda gören insanlar bile bazen görüp tepki gösteriyolar ve herhangi bir rahatsızlık hissetmememe rağmen estetik açıdan hoş görünmüyor... doktor siz tarihi tespit edin, alalım bunu ve patolojiye gönderelim dedi.. şimdi top bende.. ocak ayı içinde bu işi halletmeyi planlıyorum..

24 Aralık 2009 Perşembe

bazı oyuncaklarımız

Perşembe, Aralık 24, 2009 0
düşündüm de küçükken hangi oyuncaklarım vardı.. anımsadığım sadece o zamanlar üniversite öğrencisi olan ablamın yüksek öğrenim kredisi ile aldığı bir sindy bebek.. o zamanlar 7-8 yaşlarındaydım ve bu bebek benim için çok değerliydi. ama daha eskileri hatırlamıyorum.. belki elif ve eren de ileride merak ederler düşüncesi ile evimizdeki bazı oyuncakları fotoğrafladım..

ahşap oyuncakları çok seviyorum.. özellikle de puzzle şeklinde olanları.. bu günlerde eren de yapmaya çalışıyor.. genellikle bir yetişkin eşliğinde oynuyorlar..

ahşap oyuncaklarımızın ikinci kısmı da aşağıda..

bu plastik oyuncuklarla çeşitli oyunlar üretip, çok fazla eğlenceli zaman geçirmek mümkün..

plastik oyuncaklar kategorisinin ikinci kısmında yer alan oyuncaklarımız da bunlar.. alternatif oyunlar türetmeye elverişli olduğu için oldukça oyalayıcı oluyorlar..

son olarak müzikli ve ışıklı oyuncaklar... şu an için eren in en çok ilgisini çeken oyuncaklar diyebilirim..

23 Aralık 2009 Çarşamba

kreş te resimlerle bir gün

Çarşamba, Aralık 23, 2009 0
heey.. selam millet ben geldim..
pantifleri giymek zor ama başardım galiba..
işte benim arkadaşlarıım..
çuf çuf tren oluup,
ellerimizi yıkıyoruz..
acıkmışım yaa..
hiç uyanmayacağımı sanmıştınız değil mi..
şimdi biraz oynayalım...
hoşçakalın arkadaşlar yarın sabah görüşürüz..
ve mutlu soon... sonunda anneme kavuştum...
DEVAMINI OKU

22 Aralık 2009 Salı

eren uyku köstebeğimiz…

Salı, Aralık 22, 2009 0
önce gaz sancıları dedik delik deşik olan uykularımızın sebebine.. gündüzleri neredeyse ayağımdan indirdiğim anda uyanıyor, ayağımda salladığım sürece uyumaya devam ediyordun. geceleri ise 2 saatlik bir uyuma durumu harika bir gece geçirdiğime işaretti. denemediğimiz kalmadı; çocuk çayları, nurse harvey's ve benzerleri.. aslında biraz tecrübem vardı bu konuda ablandan, bu tip ürünlerin çare olmadığını, tek çarenin zaman olduğunu biliyordum.. ilk 3 ay tuvalete gidemediğim, evde sadece atıştırarak beslendiğim, banyo zamanlarımın sorun olduğu ve akşamları dişlerimi fırçalayabilmişsem kendimi şanslı hissettiğim zamanlardı.. uykusuzluk vardı evet ama alışmıştım da sanki bu duruma, az uykuyla yetinme konusunda da idmanlıydım..tazeydi bilgilerim, tecrübelerim... emziriyordum seni ama bir süre sonra zaten uykusuz geçirdiğim gecelerimi bir de yalancı emzik pozisyonunda ve sana yapışık geçirmekte olduğumu farkettim. ne kadar zor olsa da tabi ki ne olursa olsun 1 yaşına kadar emzirmeye devamdı... 3 ayın sonunda biraz daha rahatlamıştık en azından gündüzleri seni kısa süreli de olsa yatağına bırakabiliyordum.

sonra bir gün iyi bir gün kötü herhangi bir istatistiği olmayan aylar başladı.. bazen çok güzel uyuduğun bir gecenin ardından sabaha kadar kucakta pışpış şeklinde geceler gelebiliyordu ve ben bu durumu etkileyen parametreleri bir türlü tespit edemiyordum... bugün banyo yaptı gece uykumuz çok kötüydü, dün muhallebiyi bitirmişti iyi uyumuştu, yatmadan kaka yaptı ama neden uyumadı ki gece...

şu an ki durumumuz ise; sen 15 aylıksın gündüz uykularında sorun yaşamıyoruz gündüzleri gayet mutlu,huzurlu ve uyumlu bir bebeksin lakin geceleri uyku vakti geldiğinde ne kadar yorgun ve uykun gelmiş olsa da uyumak istemiyorsun.. uyumaya direniyorsun uzun süreli bir çabayla uyutulabiliyorsun ancak 1 saat sonra uyanıyor ve tekrar uyumak ve uyutulmak istemiyorsun. bu durum sabaha kadar devam ediyor sonunda sabaha karşı artık pes etmemiz sonucu güne bir yerden başlıyoruz...

1 yaşındayken emzirme olayını bitirdik, biberonu 4 aylıkken reddettin, süt ve suyunu çay bardağıyla içiyorsun ve gece beslenmeleri emzirme bittikten sonra bitmiş oldu.

bir süredir geceleri seninle baban ilgileniyor ben de uzun zamandır uyuyamadığım kadar uyuyabiliyorum bu sayede... gece uykusuna babanla birlikte dalıyordun ve baban genellikle seni ilk adım olarak kucağında dik pozisyonda pışpışlayarak, sonrasında kucağında yatar pozisyonda pışpışlayarak, sonrasında ise ayağında sallayarak uyutmak suretiyle tüm uyku rituellerine aykırı alternatif bir yöntem geliştirmişti. bu sebeple seni uyutabilen tek kişi olmanın haklı gururunu taşımaktaydı.. :) ancak gece ilgilenmeleri babana geçince ve uykusuzluğu tavan yapınca o da daha kesintisiz bir gece uykusu için neler yapılabilir arayışa girdi..

son 5 gecedir seni ben uyutmaya başladım.. şöyle bir ritüel uyguluyorum.. baban elif i alıp, uyutmak üzere odasına götürüyor.. ben yastığını getiriyorum, tv yi kapatıyorum, ışığı kısıyorum, yere oturup yastığı ayağıma koyarak ninniler söylemeye başlıyorum.. sen odada biraz dolanıp uykulu bir şeklide yanıma yaklaşıyorsun, seni kucağıma alıp ninni söyleyerek biraz seviyorum ve sakince yastığa bırakıyorum :

1.gece : ayağıma koyar koymaz yay gibi olup çığlıklarla ağlamaya başladın. bu yaklaşık 40 dk sürdü ancak hiç gözyaşın yoktu. kalkmaya çalıştın hep, ama buna izin vermedim ve sonunda pes edip uyudun... (sakin kalmaya çalışsam da ben ne yapıyorum, yaptığım doğru mu, bu kadar ağlamaya yalnız uykuya dalmayı öğretemezmiyim acaba gibi düşünceler kafamda uçuştu.. ama bu çok ani bir geçiş olur diye düşündüm ve şu an için yastığı gördüğünde sakince uyumaya çalışmanın benim için yeterli olduğuna karar verdim)
2.gece : aynı senaryo süre 30 dk
3.gece : aynı senaryo süre 20 dk
4.gece : aynı senaryo süre 15 dk (mızıklanma sadece 2 dk sürdü sonra sakince uykuya dalmayı bekledin)
5.gece : aynı senaryo ağlama süresi 10 dk, uykuya dalma 20 dk, toplamda 30 dk (önceki geceye göre moral bozucu)
sanırım gece uykularında da biraz düzelme oldu...

şu an en büyük endişem eşimin yatağına yatıp kendi kendine uyuyan kızımın bu uyku alışkanlığını iyi niyetli ve töleranslı tutumuyla olumsuz yönde etkilemesi... pardon daha büyük bir endişem var: bu yazıyı okuyunca "al ikisini de sen uyut ben artık hiçbirşeye karışmıyorum" demesi..
DEVAMINI OKU

21 Aralık 2009 Pazartesi

2010

Pazartesi, Aralık 21, 2009 0

takvim yeni yıl yazısı yazma isteğimi körüklüyor... 21 aralık 2009... hep merak ederdim öğrencilik yıllarımda 10 yıl sonra nasıl bir hayatım olacak nerede ne yapıyor olacağım... nasıl bir işte çalışıyor, evli mi bekar mı, hangi şehirde yaşıyor, çocuklu mu çocuksuz mu, yalnız mı yaşıyor olacağım, hobilerim olabilecek mi kitap okumaktan öteye gidebilen. öylesine belirsiz, tahmin edilemezdi ki, bir olasılıklar deniziydi geleceğim... şu an bulunduğum konum : çok şükür çok şükür 1-bir kızım bir oğlum var 2-benim ve ailemin sağlığı yerinde 3-ben ve eşimin işi var. bunun yanında ne yazık ki 1-övünebileceğim bir hobi geliştiremedim 2- 2 çocuk büyütmek çok yıpratıcı. 3- şimdi merak etmiyorum 10 yıl sonrasını... çok büyük süprizler yapmazsa hayat az çok tahmin edebiliyorum tabloyu.. 1- elif 13 yaşında (ergen) 2- eren 11 yaşında(ergen adayı) 3-eşim ve ben 40 larımızı sürüyoruz (yolun yarısını geçmişiz bile) kafamızda çocukların okulları, geleceği ile ilgili planlar düşünceler... 4-çevremizde az sayıda kadim dost (hala bol muhabbet ve kahkahalı) , bol sayıda aile efradı.. benim beyazlayan saçlar boyalı, eşimde balkon genişlemiş...
2000 de işe başladım ve evlendim
2001-2005 özgürlüğü yaşadım kendi çapımda
2006 da hamileliği tattım
2007 de kızımı,
2008 de oğlumu aldım kucağıma..
2009 a kızımın 2 yaş bunalımı, oğlumun kolik sancıları ve uykusuz geceler vurdu damgasını..
2010 istanbul un orta yeri galata, kulenin altı şamata, çoluk çocuk herkes sokakta, bakalım bu yıl neler gelecek başıma, bakalım bu yıl neler gelecek başıma (trt çocuk/çocuk hazerfan)

elif ten inciler

Pazartesi, Aralık 21, 2009 0

4 ekim 2009 : elif yanlışlıkla oyuncak arabaya basıp, düştüğünde tepkisi :
"-inanamıyorumm"

9 ekim 2009: bir tartışma sonrası sinirlendiğinde :
"-neden beni sinirlendiriyosun anne"

1 kasım 2009: oyun oynarken :
"-anneciğim sen mükemmelsin, seni çok seviyorum canım annem"
elif kucağımda, eren elif i indirip kendi gelmek istiyor :
"-eren, o benim annem!"

5 aralık 2009:babası : -ahh sakar kızımm..
elif : -sakar ne baba??
babası:yaptığı işi yanlış yunluş yapan :))
elif :bernard gibi mi babaa....

10 aralık 2009: - sana kırıldım elif..
-bana nasıl kırıldın anne, cam gibi mi kırıldın...

17 aralık 2009:-biliyomusun kızım sana ne aldım
-biliyorum anne
-söyle bakalım ne aldım
-bilmiyorum anne, ne aldın??

19 aralık 2009:-büyüyünce ne olacağımı buldum anne..
-işe gitcem..
-anne gibi mi işe gideceksin..
-evet ama ben dönmeyen sandalyede oturcamm...

24 aralık 2009: elif kreşte öğrendiği bir şarkıyı söylüyor :
-güneşin halası çook
-her evin çilek'i çook
-analar çekmez yükü
-kimsenin bilezik'i yook

18 Aralık 2009 Cuma

ankara

Cuma, Aralık 18, 2009 6

bulutlu, sıcaklık 7 derece gri ve soğuk kent ankara da.. benden intikamını aldı sonunda.. senden uzaklaşmak için yaptığım planlar gerçekleşmişti oysa 2000 yılı ortalarında, ancak 7,5 yıllık ayrılığa yetebildiler. 2008 ocak ayında gene döndüm sana.. yalnız başımaydım giderken ama 4 kişilik oldu dönüşüm. hem de beni kabul et diye ne diller döktüm sana, ne uğraşlar verdim. araya adamlar mı sokmadım, her bir sokağından ayrı ayrı özür mü dilemedim.. gene de şükür kavuşturana.. yok tövbe artık kırmayacağım seni, neme gerek gene küstürürüm falan sınır dışı edersin beni.. mutluyum, huzurluyum şimdi.. hediyelerimi getirdim sana bir ankara aşığı koca, 2 de önce parklarında sonra bulvarlarında, sokaklarında dolaşacak, okullarına dersanelerine gidecek 2 minik can.. daha doğrusu can ile canan...her gece kartal yuvası evimden görüyorum ışıklarını, her sabah yavaş yavaş ilerlerken kalbine soluyorum tanıdık nefesini.. eski dostum, sırdaşım, beni ben yapan şehir....
DEVAMINI OKU

16 Aralık 2009 Çarşamba

2009-2010 kışı nezle ve grip kışı

Çarşamba, Aralık 16, 2009 0
kızımın kreşe başlamasıyla bizim evde nezle ve grip değişmez konuklarımız oldu. 3 ay oldu kreş maceramız başlayalı elif in de eren in tam olarak iyiler, iyileştiler dediğimiz günü olmadı. önce elifte hafif burun akıntısı, öksürük şeklinde başlayıp bir süre sonra burun tıkanıklığı, iştahsızlık, hafif ateş şeklinde devam eden bu şikayetler iki gün sonra eren i de esir alıyor...

doktora gittiğimizde ise genellikle hafif boğaz kızarıklığı ve geniz akıntısı teşhisiyle geri dönüyoruz. tedavi olarak 5 gün süreli soğuk algınlığı ilacı ve ateş kontrolü önerilen.. buna ek olarak evde her sabah 1 tatlı kaşığı bal, silme 1 çay kaşığı toz zencefil karışımını aç karnına veriyorum. başta acı ve garip gelen bu tat ben ısrarla vermeye devam edince zamanla alıştıkları ve kolayca ağızlarını açtıkları bir rutin haline geldi. ayrıca kış boyunca her gün vermeyi planladığım vitamin takviyesini ısrarla sürdürmekteyim. rahatlatıcı olarak ıhlamur çayı, burun spreyi, buhar makinesi, bol meyve...

genelde çok ağır seyretmese de hastalıklarımız, bu kadar sık tekrarlanması rahatsız edici, üzücü, yorucu ve yıpratıcı...beni en çok yıpratan iştahsızlık, sürekli öksürük, öksürürken kusma, zaten çok iyi olmayan gece uykularımızın iyice delik deşik olması... ayrıca çocuklar hasta daha da üşütmesinler diye ya da arkadaşlarımızın çocuklarına hastalık bulaştırmayalım düşüncesiyle iyice eve kapanmaya başladık haftasonları..

2009-2010 kışının güzelliklerini yaşamayı da dört gözle bekliyoruz aslında kızımla.. kar yağacak kartopu oynayacağız, kardan kale yapacağız, karlı kaydıraktan kayacağız... ama kış mevsiminin bu kısa süreli ve hasta olma riski taşıyan aktivitesi için değer mi diyorum bu kadar uzun süreli bir kış yaşamaya. ve artık dursun istiyorum bu burun akıntısı, bu öksürük, bu hastalıklar.. yazın beresiz atkısız kabansız özgürce dışarı çıkabildiğimiz güneşli günlerini şimdiden özledim...

9 Aralık 2009 Çarşamba

kızım kreşe başlıyor

Çarşamba, Aralık 09, 2009 2

10 eylül 2009.. elif 31 aylık... bende kızımın artık okullu olmasının hüznü, endişesi... acaba yemeğini yiyecek mi, henüz çok yeni kazanmış olduğu tuvalet eğitimi sekteye uğrayacak mı, hep ayakta sallanarak uyudu kreşte nasıl uyuyacak, çok hasta olacak mı, çok mu erken oldu, ama başka çaremiz yoktu gibi bin türlü düşünce...
daha önce tanışmıştık öğretmenimiz ayfer hanımla. sınıfımızı, uyku odamızı ziyaret etmiş, arkadaşlarımız hamur oynarken biz de ucundan katılmıştık. tamamen yabancı ve ilk kez gördüğü bir ortam olmaması gerektiği konusunda birkaç uzman görüşü almıştım çünkü. ilk gün elinden tutup kreşe giderken kalbim pır pır, onu sanki terk edecekmişim gibi bir vicdan sızısıyla, ayfer hanımın güven dolu gülümseyişi ve telkinleri sayesinde içim hafiflemişti biraz... istediğim sıklıkta arayabilirdim, saat 3 gibi alacaktım. gün boyu yaptığım telefon görüşmelerinde her şey olumluydu. bu kez neden her şey bu kadar güllük gülistanlık, benden bir şeyler saklıyorlar mı acaba diye komplo teorileri kurarken, ertesi gün beklediğim sorunlar gelmeye başladı hızla.. öğretmeni "biz sorun yaşıyoruz, elif çok başına buyruk, kurallara uymuyor, her şeyi dağıtıyor, ortak oyunlara katılmıyor, istediği şeyler olmayınca tepinip kendini yerlere atıyor vs vs evde de böyle mi" ben ne diyeceğimi şaşırmış durumdayım evet damarına basınca evde de böyle ama bahsedilen genelde otoriteye saygılı, mülayim, tatlı dilli, güler yüzlü, uyumlu benim kızımdan mı bahsediyor bir karışıklık olmasın sakın...

tuvalet konusunda da endişelerim yersiz çıkmamıştı. evde tamamen çözmüş olduğumuzu düşündüğüm bu konuyla, kreşten her gün eve kirli çamaşır, ıslak nevresim, yorgan, pijama taşırken bulduğumda kendimi tekrar yüz yüzeydim. kreşe uyum süreci bizi gerçekten zorlayacağa benziyordu. kreş psikologu benden görüşme talep ettiğinde bu da mı gelecekti başıma, ben kızımı çok normal zannederken meğer sorunluymuş benim kızım diye düşünmeye başlamıştım. kreş psikologunun tavsiyeleri zaten bildiğim ve uygulamaya çalıştığım şeylerdi. bu süreci zorlaştıran sebebin elif in erken abla olması olabileceğini söylediğinde ise bu ihtimali hiç düşünmemiş olduğumu fark ettim. ve evdeki davranışlarımı gözden geçirerek biraz daha elif odaklı biraz daha sevgi aktarımlı bir tavır sergilemeye başladım. bu arada bu zamana kadar babasına aşırı düşkün olan elif, bu düşkünlüğünü bana kaydırmaya başlamıştı. annem giydirsin, annem uyutsun, annem yedirsin, annem gelsin, anne, anne, anne, anne..
zamanla yaklaşık 1 ayın sonunda artık elif kreşi sevmeye başlamış, kreşten gelen şikayetler bitmişti. elif hiçbir zaman kreşe gitmeyeceğim demedi, hep sen de gel anne dedi. şuan kreş maceramız başlayalı 3 ay oldu. ben de elif de memnunuz kreşimizden. öğretmenleri çok sevdiklerini, elif in gitgide tatlandığını söylüyorlar. ee baştaki zorlu süreçten sonra böyle düşünmeleri doğal sanırım.

bu elif in ilkokul, ortaokul, lise, üniversite diye devam edecek uzuun yıllarının başlangıcı, profesyonel hayata ilk adımı, toplumsal kurallarla tanışması, kendini bir topluluğa ilk kez ait hissedişi.... kızım kreşe başlıyor, kızım hayatla tanışıyor..
DEVAMINI OKU