27 Temmuz 2018 Cuma

PAUSE

Cuma, Temmuz 27, 2018 4
Hala(henüz mü demeliydim albayım:) bir kum tanesi gibi bir taş gibi dinlenmek mümkün olamasa da; 
Zorunluluk ve sorumluluk tanımı dışında kalan her an(yer-zaman-kişiler önemli değil albayım)
Tatil benim için artık.
Yine de bence bu yaz, beni farklı bir tatil bekliyor. Artık 'çocuklar çok büyüdüler' yetersiz bir tarif çünkü çocuklar fiziksel olarak baya bana tepeden bakacak kıvama geldiler. Bedenen kendilerini çok büyük görmek ile beraber zihnen ve deneyim olarak henüz hayata hazır değiller ;) Burada benim görevim başlıyor: Benim görevim-tabi eğer kabul edersem-(tabi ki ediyorum albayım:)Ben hep bugünleri beklemedim mi?Ve de son aldığımız habere göre maalesef;
''Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, " Yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır.') 
Ya işte insanlık öldüyse çocuklarımızı başıboş mu bırakalım? Onları öyle bir mesafeden takip edeceğiz ki kendilerini bir kuş kadar özgür hissedecekler lakin kafeste olacaklar. Yani tanjantı kotanjantı çok ince hesaplamak gerekiyor burada. 
İnsanlık ölse de annelik-babalık ölmedi albayım:))) Hele ki çocuklar ergen kategorisindeyse....
Tam bir ay(30 gün:) yaz tatili. İstikamet Altınoluk olsa da, pek çok yol üzeri ve civar yerleşim alanı kapsama alanımızda. Bayramdan sonra Ankara' ya dönüyoruz hem de 5. ve 6. sınıf öğrencileri ile :) 
Hoşçakal albayım.
"Ben de beynimi yıllık izne çıkarmak istiyorum. Bütün işlerimi bitirdim: Elimdeki son evrakı da bir alt kademeye havale ettim. Yarın tatile çıkıyorum çocuklar."
Not.Şu an okuduğum kitap Oğuz Atay: 'Tehlikeli Oyunlar' Tüm alıntılar oradan.
DEVAMINI OKU

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Ne Yani Dürüstüz Diye Biz Mi Kötü Olduk

Pazartesi, Temmuz 23, 2018 12
Ne derseniz deyin, ben doğru bildiğimden şaşmam. Bir ben de kalsam dünyada, düşündüğümü söylerim. Herkes yapıyor diye onlarla aynı şeyi yapamam. Kendinizle nasıl yalnız kalıyorsunuz arkadaşım ya? Kendinizle baş başayken hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Niye böyle atarlıyım, gelin bir bir anlatayım da siz kendiniz karar verin kim haklı.

Apartmana bir karı-koca taşındı. Adam emekli orgeneral mi tümgeneral mi pek anlamam bu işlerden, zaten çok göremedik kendisini, ama bir paşa. Karısı da Cengizay Teyze nasıl deyim, adam paşa ise Cengizay Teyze genelkurmay başkanı, o derece. Üç günde apartman görevlisini canından bezdirdi. Hepimize ayar vermeye başladı. Önce terlikleri toplattırdı kapı önlerinden, sonra çöpleri saatinden önce çıkarmayacaksınız dedi. İlk başta bize böyle biri lazımdı, iyi yapıyor diye düşünürken, ne olduğunu anlamadan işler çığırından çıkmaya başladı. Aslında görseniz bir komedi filmi çeviriyor sanırsınız Cengizay' ı. Ama giyim kuşam, tavırlar, mimikler, ses tonu o kadar ciddi o kadar gerçek ki kimse gıkını çıkaramıyor. Herkes oldu emir eri.

2 numaraya girenleri gözü tutmamış polis çağırdı. 5 numarada tadilat vardı, gürültüden uyuyamamış, kocasının beylik tabancası ile kapıya dayandı.  1 numaradaki Tahsin Amca geç vakit sarhoş geldi diye hepimizi ayağa dikip şahit yaptı, tutanak tutturdu. Şengül Teyze kedilere yemek veriyor diye belediyeyi başımıza musallat etti. 7 numarada öğrenciler tarikat toplantısı yapıyor diye evlerini bastırdı. Her gün olay, her gün olay. Hiç mi uyumuyor gece gündüz teyakkuz halinde Cengizay.

Arkasından da bir dedikodu, bir gıybet sormayın gitsin. Kadının ne deliliği kaldı, ne naziliği. Kimi diyor şikayet edelim, yok olmaz diyorlar sonra, kocası askeri istihbarattan emekliymiş, arkası çok sağlammış. Cengizay' ın arkasından konuşuyorlar ama yüzüne gelince hoş geldiniz Cengizay Hanımcığım'lar, ay ne iyi akıl ettiniz'ler, ay iyi ki geldiniz apartmanımıza düzen geldi'ler. Korkudan milim kıpırdayamıyor kimse, kadın ne derse kanun.

İki haftada bir dedi, apartman toplantısı tertip edeceğiz sırayla. Her şey muntazaman belli. 1 numaralı daire kısır yapacak, 2 numara peynirli börek vb. Bana da düşe düşe aşure düşmesin mi? Ne yedim ne de yaptım bu yaşıma kadar. Hikayesini sevmem en başta aşurenin. Neymiş her şey bitmiş de üzümle nohutu karıştırmış da falan filan. Cengizay' a dedim, dur demenin vakti geldi. Bu işi dedim, yaparsam ben yaparım. O deliyse, ben zırdeli. Vakittir, dedim. Savaş boyalarımı sürdüm, çıktım karşısına. Rüzgar durdu, zaman durdu, sessizlik hakim, nefesler tutuldu, sadece kalp atışları duyuluyor ortamda. Ben dedim, aşure yapmak istemiyorum Cengizay Hanım, dedim. Ben dedim, aşureye karşıyım. Yemem de, yapmam da dedim. 

Ortamda bir sessizlik, herkes Cengizay' ın gözüne bakıyor.  Cengizay' da tepki yok. Durdu durdu durdu, gözleri doldu, hepimiz fark ettik. Sonra hışımla arkasını dönüp, küüt diye daire kapısını yüzümüze çarpmasın mı? Üç gündür ayak sesini bile duymuyoruz. 

Ay arkadaş ne kıymetli Cengizay' ınız varmış, apartman kapımda. En hatırlıları sokuyorlar ki araya, gidip özür dileseymişim de, aşureyi onlar yaparlarmış da, falan da filan da... Huyumdur, haklıysam geri adım hayatta atmam. Yalaka takımı bana çok kıl şimdi. Aman be umurumdaydı sanki. Özür dileyecek ne yapmışım ki ben? Aşure yapmam dedim, ne var bunda? Ne yani dürüstüz diye biz mi kötü olduk?

Not.Görsel internet ortamından tesadüfen bulunmuş olup, kaynağı bilinmemektedir.
       Öykü hayal ürünüdür.

22 Temmuz 2018 Pazar

Anıl-Benim Çocuğum

Pazar, Temmuz 22, 2018 4
Orta sayılabilecek standarttaki yaşamımda her şey o kadar tek düze ve tahmin edilebilirdi ki, hayatın artık beni şaşırtamayacağını düşünmekte hiç de haksız sayılmazdım. Aslında bu hayatı kendim seçmiştim. Bu tercih bana güvenli, huzurlu bir hayat, hoş bir eş ve iyi bir evlat vermişti. Semra' ya karşı hissettiklerim tamamen pozitifti. Eğitimli, başarılı bir iş kadını, bilinçli bir anne, eğlenmeyi bilen bir arkadaş, sohbet edebileceğim bir dost, iyi bir insan ve güzel bir kadındı Semra.

Yaptığımız iş seyahatleri dışında, her yaz çekirdek aile olarak tatil yapmayı önemserdim. Anıl küçükken genellikle tercihimiz otelden yana olurken, son yıllarda rotalı tatiller yapmak bize çok iyi gelmiş, aramızdaki iletişimi güçlendirmişti. Ya da ben öyle düşünüyordum. Bu sene Muğla-Antalya arası bir rota çizmiş, dinleyeceğimiz müzikleri, konaklayacağımız, göreceğimiz, yemek yiyeceğimiz yerleri bir bir belirlemiştim. Tatiller eskisi gibi beni heyecanlandırmasa da istekli ve keyifli görünmek konusunda oldukça yetenekliydim.

Yola çıkacağımız sabah ilk ben uyanmış, duşumu almış ve kahvemi içmiştim. Depoyu bir gün önceden doldurduğum ve valizleri yerleştirdiğim için evden çıkışımız zor olmadı. Yolculuğun ilk iki saatine henüz uyanamamış Semra' nın mahmurluğu ve uyanmaya teşebbüs bile etmemiş Anıl' ın derin solukları eşlik etti.

Anıl köklü bir kolejde 7.sınıfa geçmişti ve adı hep övgülerle, başarılarla anılıyordu. Jimnastik alanındaki il ve ülke dereceleri asla tesadüf değildi. Bunda aldığı aile disiplini, çalışma azmi ve genetik yatkınlığının katkısı gözardı edilemezdi. Oğlumla gurur duyuyordum ama kafamı fena halde meşgul eden bir şey vardı. Aklıma her geldiğinde beni kahreden, küçük ipuçlarını bir araya getirdiğimde zihnimin şiddetle reddettiği bir olasılık. İlk kez Anıl henüz konuşmaya başladığı yaşlarda hissettiğim ve hep bir his olarak kalması için büyük bir çaba gösterdiğim bir olasılık.

Bir kaç kez Semra' ya bu konudan bahsetmek istemiştim ancak aldığım aşırı tepki beni durdurmuştu. Bu kez ise durum çok farklıydı çünkü gördüğüm şeyi unutmam olanaksızdı. Son yıllarda Anıl da eskisi gibi iş birliği içinde değil, çok daha asi ve mutsuz görünüyordu. Giderek aramızdaki iletişim tamamen kopmuş, ayrıca hızlı kilo kaybı, sağlığı konusundaki endişelerimi artırmaya başlamıştı. Bu tatilde bu konuyu çözmeye en başından karar verdiğimi o an anladım. Bir baba olarak yapılması gereken ne varsa yapacak ve ortada gerçekten bir sorun varsa bu tatilde hepsi hallolacak, huzurlu bir şekilde eve dönecektik. Bunca zaman, onca gözlem ile kendimi her türlü olasılığa hazırladığımı hissettim. Oğlum her ne olursa olsun, benim çocuğumdu, bunu içimden defalarca kez tekrar ettim. 
İlk duruşumuz; akşamüstü, bir butik otel, deniz kenarında... Anıl isteksiz, mutsuz, kulaklıkları hep kulağında. Semra telefonu ile hep meşgul. Ben çok heyecanlıyım. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. Önce dakikalar yıl gibi gelirken, saatler saatler saatler geçti ve biz hep konuştuk. Sabaha kadar, tüm içimiz boşalana kadar. Ağlayarak, sarılarak, kahrolarak, çaresizce, umutla konuştuk. Anıl ile tekrar iletişim kuruyor olabilmek doğru yolda olduğumuzun en önemli işaretiydi. Oğlum, kendi de ne olduğunu tam olarak anlayamamış olmakla birlikte transseksüeldi. Yani yanlış bedende doğmuştu. Aslında o bizim kızımızdı. Kendini kız sanıyordu. O yüzden hep yanlışlıkla kızlar tuvaletine gidiyormuş. O yüzden aynada hep göğüslerinin büyümesini bekliyormuş. O yüzden annesine ne zaman adet göreceğim diye sormuş. O yüzden mağazalarda hep kızlar bölümüne gitmiş. O yüzden sınıf arkadaşı Berke' ye bu kadar derinden bağlıymış. O yüzden, o yüzden, o yüzden, o yüzden....

Bu konuda hazırlıklıydım. Tüm olasılıkları okumuş ve ne ile karşı karşıya olduğumuzu az çok tahmin edebiliyordum. Semra benim gibi değildi. Ters giden bir şeyler olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu düşünüyordu. Çaresi neyse, neredeyse gidip tedavi ettirelim, diyordu. 

Bunları yaşayalı çok uzun zaman oldu. O akşamki ne yapacağımızı bilmezliğimizin üzerinden neredeyse on yıl geçti. Çok zor günler geçirdik. Bir dolu psikologla çalıştık. Yurt içinde yurt dışında bir dolu dernekle, doktorla, oluşumla iletişim kurduk. Hepsinden de ayrı ayrı faydalar gördük. Önce Anıl' a bir ucube olmadığını, onun gibi bir çok arkadaşı olduğunu gösterdik. Bir kızımız olduğunu tamamen kabullenişimiz iki yılımızı aldı. Ben çocuğumdan vazgeçmedim. Ne kızım, Anıl adını değiştirmek istedi, ne de ben onu değiştirmeye çalıştım. Şu an bir eğitim kurumunda Fizik öğretmeni ve mutlu, başarılı, kendine yetebilen, bağımsız bir birey. Ve kendisi gibi yanlış bedende doğan arkadaşlarına destek oluyor.

Bunları anlatmak istedim, çünkü bizim durumumuzda olan birileri varsa yalnız olmadıklarını bilsinler. Bunun suç, günah, sapıklık, hastalık olmadığını bilsinler lütfen. Ve çocuklarına sahip çıksınlar. Onlar zaten çok yalnız hissediyorlar, lütfen onları yalnız bırakmasınlar. Onlar kızımız, oğlumuz ne fark eder? Onlar bizim çocuklarımız. Bizim çocuklarımız. 

Not: İzlediğim belgeselden çok etkilenerek yazılmış olup, kendi hayatımla ilgisi bulunmamaktadır.

İzleyelim, izlettirelim. Benim Çocuğum

1 Temmuz 2018 Pazar

Mezuniyet

Pazar, Temmuz 01, 2018 13
Canım oğlum, seninle bir dönemeci daha dönüyoruz bu sene. Kreş ve ilkokuldan sonra ortaokul havasını soluyacaksın artık. Karakterin yavaş yavaş şekillenirken bana hissettirdiğin şey bir bilinmezlikten öte güven duygusu. Her şeyi başarabileceğini, her zorluğun üstesinden gelebileceğini, her ortamda ve şartta ayakta kalabileceğini hissediyorum.
Arkadaş çevrenden ve onlarla iletişiminden edindiğim izlenim beni şaşırtsa da bazen, ilgiyle takip ettiğimi söyleyebilirim ilişkilerinde ilerleyişini. İlkokul arkadaşların ''Eren Baba'' diyorlar sana:) Öğretmenin bizim için büyük bir şanstı; ellerinden öpüyorum, teşekkürler ediyorum O'na. Umarım bu güzel şansın hep devam eder. Hep kalbi çocuk sevgisiyle dolu, ruhu apaydınlık, güçlü, adaletli, idealist, hem eğitici hem öğretici öğretmenler çıkar karşına.
İlkokul mezuniyet yemeğinde her anne gibi ben de gurur duydum seninle. Ancak daha şimdiden oğlanlar bu kadar artist, kızlar bu derece havalı olunca sizlerin lise mezuniyetini hayal bile edemedim oğlum:)
Ortaokulda da yine ablanın izinden aynı okula gitmeni planlıyoruz. Devlet okullarında okuyan çocuklar olsanız da elimizdeki imkanlarla mümkün olan en iyi seçenekleri sunmaya çalışıyoruz sizlere. Bir çok çocuğa göre çok şanslı olduğunuzun bilincindeyiz yine de. 

Yeni okulunda, yeni hayatında yine çok başarılı olacağına, kaliteni ve farkını, dürüstlüğün ve bilginle ortaya koyacağına eminim oğlum.

Rotan dürüstlük, pusulan vicdanın olsun, yolun açık olsun oğlum...

Not: Kreş mezuniyeti

30 Haziran 2018 Cumartesi

Salda Gölü-Burdur/Sherwood-Göynük

Cumartesi, Haziran 30, 2018 2
Çocuklar küçükken tatillerde amaç bir an önce sağ salim hedef noktaya en kısa sürede ulaşmak iken şimdilerde ''acaba yol üzerinde görebileceğimiz yerler var mı'' diye bakınır olduk. Onlarla birlikte yeni yerler görmek ve seyahat etmek şu sıralar bize en keyif veren aktiviteler arasında. Salda Gölü de Ankara-Antalya güzergahında 2-3 saat ayırarak çok rahat bir şekilde gezilebilecek muhteşem bir doğa harikası.
Burdur Yeşilova Salda Gölü:
Salda Gölü; Türkiye’nin Burdur iline bağlı Yeşilova ilçesinde bulunan ve 184 metre derinlikle Türkiye’nin en derin üçüncü gölüdür. Türkiye’ nin Maldivler’ i olarak isimlendirilmiştir. İlçe merkezine uzaklığı 4-5 km kadardır. Gölün Burdur merkeze uzaklığı yaklaşık 70 km’dir. Salda Gölü; karstik karakterde bir göldür. Göl ve çevresi kuş çeşitliliği açısından zengindir. Ayrıca çevresinin karaçam ormanları ile kaplı olması ve doğal hayatın canlı olması nedeniyle 1989 yılında Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir.
Yılda bir kez otel tatili yapmak bizim için neredeyse geleneksel hale geldi. Otel tatilleri beni gezi tatilleri kadar heyecanlandırmasa da çocuklar orada kendilerini cennete düşmüş gibi hissediyorlar. Hele ki arkadaşlar ve kuzenlerle birlikte yapılıyorsa oldukça dinlendirici ve keyifli de olabiliyor.
Bizim için Haziran ayı oldukça hızlı geçti. Temmuz' da Ankara yazı ile flört edip, Ağustos' u Altınoluk' ta geçirmeyi planlıyoruz. 

Bu sene ah yaz geldi okullar kapandı. Bu yaz çocukları sarımsaklasak da saklasak yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak temalı bir serzenişim olmadı:) Çünkü onlar artık büyüdüler ve evde yalnız kalmaya (internet online:) başladılar. Tabi babaannemiz ile aynı apartmanda olmak işimizi epey kolaylaştırıyor. Temmuz ayını bir hafta ev bir hafta yaz okulu şeklinde geçirmek konusunda onlarla anlaştık :)
DEVAMINI OKU

29 Haziran 2018 Cuma

İkinci Bölüm

Cuma, Haziran 29, 2018 0
İKİNCİ BÖLÜM | İSTANBUL DT
2 perde | 2 saat 5 dakika

Yazan : NEİL SİMON | Çeviren : CEMİL BÜYÜKUTKU | Yöneten : HİDAYET ERDİNÇ

KONU: Karısını kaybetmenin acısını üzerinden atmaya çalışan bir erkek ve yeni boşanmış bir kadın. Hayatlarının ikinci bölümünde hak ettikleri aşkı bulabilecekler mi? Peki ya yıllardır evli, ama evliliğinden tatmin olmayan diğerleri...?

OYUNCULAR: AYŞEN İNCİ-ŞAHİN ÇELİK-M. LEBİB GÖKHAN-VEDA YURTSEVER İPEK


İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunlarından izleyip de keyif almadığım sanırım olmadı. İkinci Bölüm de bu sezon izlediğim 21. oyun ve sezonun benim için kesin final oyunu diyebilirim.

Neil Simon, Amerika' nın ünlü oyun yazarlarından ve bu bu komedi-dram türü oyunu 1977 yılında yazmış. Metni oldukça güncel, çeviriyi ise oldukça başarılı buldum. Çok derin analizler barındırmasa da kadın erkek ilişkilerine, evliliklere, evliliklerin sürekliliğine, beklentilere, kayıplara, aldatmalara dair çok sözü olan bir metin.
"İkinci Bölüm, derin bir aşkla bağlı olduğu karısının ölümüyle yıkılmış ve hayata küsmüş bir yazar ile mutsuz bir evlilikten yeni kurtulmuş ve gönül kapılarını sımsıkı kapamış bir aktris, aşkın kimyasıyla yoğurulup yeni kalıplara dökülüyorlar bu oyunda. Oyun kişileri gerçek hayattaki Neil Simon ve ikinci eşi Marsha Mason'i yansıtmakta. Oyun için 'Hayat bir yerde teklemeye başlayınca, onu -yeni baştan- ateşlemek için gereken kıvılcım aşkın korlarında gizlidir' diyor Neil Simon" (vikipedia)

Şahin Çelik (George; eşini yakın zamanda kaybetmiş ve ellili yaşlarda bir yazar) performansı, ses tonu harikaydı. Ayşen İnci (Jane; sorunlu bir evliliği yeni noktalamış bir oyuncu) performansı da çok etkileyiciydi. M.Lebib Gökhan (Leo; George' un kardeşi ve onu yeni arkadaşlar edinmeye teşvik etmekte) ve Veda Yurtsever İpek (Faye; Jane' nin en yakın arkadaşıdır ve Jane' in yeni insanlarla tanışmasını istemekte) başarılı iş çıkarmışlardı. 
Oyun neredeyse dört eşrol(başrol) içeriyordu. Her ne kadar olaylar George ve Jane' e odaklanmış gibi görünse de Leo ve Faye birer yan rol olmaktan çok öteydi. Oyuncuların etkileşimleri ve yakaladıkları sinerji bana her seferinde iyi bir temsil izlemenin ruhta nasıl olağanüstü bir etki bıraktığını tekrar hatırlatıyor. 
Sahnenin iki farklı ev düzeni iki farklı dekor ile bölümlendirilmiş olması hikayenin eş zamanlı ve sürekliliği için iyi düşünülmüş ayrıca mükemmel uygulanmıştı. Ben dekoru çok beğendim.
Kesinlikle tüm ekip kocaman bir alkışı hak ediyor. Zaten tiyatro oyunlarının en sevdiğim kısmı alkışta oyuncuların gözlerindeki o ışıltıya tanık olmak. Hafif nemli, çok ama çok mutlu o ışıltılı gözleri görebilmek benim için de inanılmaz büyük bir mutluluk :)

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Tamamen Doluyuz

Pazartesi, Mayıs 28, 2018 3
TAMAMEN DOLUYUZ | İSTANBUL DT
1 perde | 1 saat 25 dakika
Yazan : BECKY MODE | Çeviren : LALE EREN DALSAR | Yöneten : ELİF ERDAL
KONU :Sam, konservatuvarın oyunculuk bölümünden mezun bir gençtir. Kendi alanında iş bulamadığı için, şehrin en lüks restoranlarından birinde rezervasyon görevlisi olarak çalışmaktadır. Tek isteği mesleğini yapabilmek ve gittiği oyunculuk görüşmelerinin birinden olumlu cevap almaktır. Ancak hali hazırda, çalıştığı restoranın bakımsız bodrum katında, üç kişinin işini tek başına üstlenerek, Noel tatilinin yoğun rezervasyon trafiğine yetişmeye çalışmaktadır. Üstelik, bir yandan patronlarının mantıksız istekleri, zengin müşterilerin akıl almaz kaprisleriyle ilgilenip, bir yandan da ailesini ve dostlarını mutlu etmeye çalışmaktadır. Bakalım Sam içine düştüğü bu trajikomik ortamdan kendini kurtarıp, asıl işine geri dönebilecek mi?
Not: Yeni Tiyatro Dergisi 6. Emek ve Başarı Ödülleri;
Umut Veren Erkek Oyuncu: Efe Erkekli - Tamamen Doluyuz
Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri 2017 – 2018
Yılın Umut Veren Erkek Oyuncusu
Efe Erkekli / “Tamamen Doluyuz”
OYUNCULAR: EFE ERKEKLİ
Bu sene Devlet Tiyatroları perdelerini kapatmama kararı alarak, 1 Temmuz' a kadar nöbetçi tiyatro uygulaması başlattı. Ankara' da Küçük Tiyatro' da yıl içinde sahnelenmiş ve beğenilen oyunlar (buna turne oyunları da dahil) sahnelenmeye devam edecek. Ve bu benim için harika bir haberdi :)
Çünkü böylece bir İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunu daha izleme şansı elde etmiş oldum:) Efe Erkekli, başarılı ses sanatçıları ve tiyatro oyuncuları Altan Erkekli ve Şebnem Gürsoy Talay’ ın oğulları. Altan Erkekli' ye inanılmaz derecede benzediğini söyleyebilirim. 
Oyun tek kişilik ancak oyuncu sahnede hiç yalnız kalmıyor. Telefonda konuştuğu karakterler ve onlara ses veren başarılı, tanıdık oyuncular oyuna büyük bir katkı sağlamışlar. Efekt, ses, ışık ve oyun zamanlaması konusunda oldukça başarılı bir iş ortaya koyulduğunu söyleyebilirim.  
Telefon çaldığı anda, arayan kişinin temsili resmi görünüyor ve oyun donuyor. Dış ses arayan kişinin kişilik özelliklerini aktarıyor ve oyun tekrar telefon konuşması ile devam ediyor. Zamanlama ile söylemek istediğim sahneleme sırasındaki bu bütünlüktü ve gerçekten başarılıydı.
Metin, oldukça hareketli, performans gerektiren, koşuşturmacalı bir tempoya sahip olmasına rağmen Efe Erkekli bu işin üstesinden başarıyla gelmiş. Bence ilerleyen zamanlarda onu daha sık göreceğiz. 
Genel olarak oldukça eğlenceli bir seyirlik olmuş. Metin yazarının da Cosby Ailesi senaristlerinden olduğunu belirterek bu farklı komediyi izlemeyi tercih ederseniz, pişman olmayacağınızı söylemek istiyor ve tiyatrolu günler diliyorum.

Not:Sezonun 20.oyununu görmüş oldum:)

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Diyarbakır-Hasankeyf-Midyat-Mardin

Cumartesi, Mayıs 26, 2018 4
İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccar olmadığı için artık insanların dostları yok
Küçük Prens, arkadaşlıkla ilgili böyle söylemişti. Paranın satın alamayacağı şeylere sahip olduğumu düşündüğüm her an kendimi hayat bilgisi dersinde başarılı hissettim. Birlikte geçirdiğimiz üniversite yıllarından sonra tek bir kıvılcım ile alevlenen her muhteşem buluşmamızda olduğu gibi bu kez de gurur duydum kurduğum kalıcı arkadaşlıklarım için.
Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken... Murathan Mungan
Erteleme, yap, bugün değilse ne zaman:) mottolarıyla çıktığımız bu yolculukta rotamız Diyarbakır' dı. Süremiz kısıtlı, hava şartları uygun değil ama modumuz hep yüksek, aldığımız keyif maksimumdu. Yol arkadaşım ise tüm gezi süresince varlığından hep mutluluk duyduğum Elif' di :) 
Diyarbakır' da sur içi, şehir kapıları, dört ayaklı minare, bakırcılar sokağı ve kahvaltıdan sonra Hasankeyf' e yöneldik. Burayı görebilmek hepimiz için oldukça değerliydi. Bir tarihi güzelliğin yok olacağını bilmek, yok olmadan görebilmeyi dilemek demek. 
Ilısu Barajı yapıldığında burası sular altında kalıp yok olacak. Dilimizde tek cümle ile ayrılıyoruz oradan; 'Hasankeyf sular altında kalmasın.'
Tarih hoşumuza giden yemek çeşitlerinden tabağımıza keyfimize göre aldığımız bir açık büfe değildir. Tarihten işimize yarayanları, hesabımıza gelenleri, öyle hatırlamak istediklerimizi seçip alamayız. Tarih karşısında hiçbir dine, millete, halka, inanca borcumuz yoktur, tarih karşısında bir tek şeye borcumuz vardır: Hakikate. Murathan Mungan
Harita Metod Defteri' ni çok kısa süre önce okumuş ve Mardin konusunda aklımda hala Murathan Mungan cümleleri varken giriyoruz Midyat' a ve bir konaktayız; Hacı Şehmuz Mete Konağı.
 
Ve Mardin' de Kasımiye Medresesi' ni gezdikten sonra, yoğun yağış sebebi ile dönüşe geçiyoruz. Eski Mardin' i, Mardin Sokaklarını gezemeden biraz eksik biraz hüzünlü Mardin' den ayrılıp, Diyarbakır' a dönüyoruz. Gezimiz kısa ve konsantre ama bıraktığı tat eşsiz ve kalıcı oluyor.
Diyarbakır yemekleri, kaçak çayı, fıstıklı burma kadayıfı ve nicelerinin tadı damağımızda iken otelimize dönüp, beş dakika içerisinde tekrar bir araya geliyoruz. Gecenin geç saatlerine kadar sohbetimiz, neşemiz, hüzünlerimiz, anılarımız ile sıcacık oluyor kalplerimiz. Sonraki buluşma zamanını ve yerini kararlaştırıp, uykuya teslim olurken Dicle, Fırat, Mezopotamya ve bu mistisizm beni içine çekiyor... Ve böylece bir gece konaklamalı Diyarbakır gezimiz de anılarımızda yerini alıyor :)

Not: Öncesi
DEVAMINI OKU

6 Mayıs 2018 Pazar

Anna Karenina

Pazar, Mayıs 06, 2018 1
ANNA KARENİNA | ANKARA DT
2 perde | 2 saat 20 dakika
Yazan : LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY | Çeviren : CEVAT ÇAPAN Oyunlaştıran : HELEN
EDMUNDSON | Yöneten : İPEK ATAGÜN GEZENER
KONU: 19. yüzyıl Rusya’ sında aristokrasi varlığını sürdürmekte, toplum yazısız kurallarını birer anayasa gibi bireylerin ceplerine sokmaktadır. Hayatın tesadüfle var olan gerçekliği ise toplumsal kurallarla onulmaz bir savaş içindedir.
Anna Karenina, Kont Vronski’yi ilk kez bir tren garında görür. Kont Vronski de Anna’yı… Toplumun kurallarının sorgulanacağı, zaman zaman da toplumun kurallarının bireyi sorgulayacağı o büyük hikâye bir tren garında böylece başlar…
OYUNCULAR: ASLI ARTUK-CENGİZ UZUN-ÖZDEN GÖKÖZ-ŞEVKİ ÇEPA-CANER KADİR GEZENER-MİHRİBAN REZZAN SEYHAN-BARBAROS EFE TÜRKAY-MERT AKSU-İREM ULUSAN-YILDIZ VENEDİK-TUBA ERKAN TAZEBAŞ-B. TAYGA KONAK-BERK BAYKUT-M. ONUR KOCABAŞ-NAZLI ZEREN KUTLUYIL-CANSU ARSLAN-BERKAN GÖRGÜN-BAŞAK GÜLEÇ GÖKALP-PELİN GÜLTEN-ÖZKAN GÜLTEKİN-MİNA ESİN-MELİS KIZILASLAN-GÖKHAN KUTUM-BEGÜMHAN CANBULATOĞLU-R. ORHUN ÖZARAS-BAYRAMCAN TAŞKIRDI-EZGİ ÖZER-KEZİBAN BÖLEK-ALPER AYDOĞAN-BESTE ERDEM-N. DOĞA AMİKLİOĞLU-MERVE NUR ÖNEY

Kitabı: Tolstoy'un en önemli romanı olarak kabul gören Anna Karenina kesinlikle insanı paramparça eden, yürek yakan bir hikâye. Sevgisiz evliliğinin içinde tutsak olmuş Anna, akıl almazı yapıyor ve yakışıklı Kont Vronsky uğruna sahip olduğu her şeyden vazgeçiyor. Tolstoy'un seçtiği finalden de anlaşılacağı üzere, 
19. yüzyıl Rusya'sında böyle bir kadın davranışı asla hoş karşılanmıyor. Duygusal ve asi Anna ile yakışıklı asker Vronsky arasındaki sonu feci biten, hazin aşk hikâyesi tarihin en büyük romanlarından biri. Anna tutku yoksunu evliliğini reddedip toplumun ikiyüzlülüğüne katlanmak zorunda kalınca trajediler birbirini kovalıyor.19. yüzyıl Rusya'sının geniş ve zengin tuvali üstüne çizilen bu resimde, yedi ana karakter, aralarındaki daimi uzlaşmazlıklar, şehir hayatı ve kırsal yaşam arasındaki tezatlıklar, her türlü aşk ve ailevi mutluluk Anna Karenina'nın ana eksenini belirliyor.
Sinema Filmi: Anna Karenina yüksek sosyeteden biriyle yaptığı bir evlilik sonucunda, hiyerarşik yapıda oldukça rakımlı bir noktada konumlanmıştır. Sözüne oldukça güvenilen ve saygıdeğer biri olan kocası oldukça değerli biri olarak toplum tarafından kabul görmektedir. Bir gün Anna, her ne kadar engel olmaya çalışsa da, oldukça genç bir adama aşık olur. Meydana gelen bu skandal ortaya çıkacak mıdır? Anna, içerisinde yaşadığı bu derin aşkı içine atmayı öğrenebilecek midir? Berbard Rose’un 1997 beyazperdeye uyarladığı ölümsüz Leo Tolstoy eserinin baş rollerinde Sophie Marceau ve Sean Bean var.
Kitabı yıllar önce okumuş ve filmi de izlemiştim. Anna Karenina' nın tiyatro uyarlamasını ise Cüneyt Gökçer sahnesinde cuma akşamı izleyebildim. Bu kadar neden beklemişim, iyi ki gitmişim, farklı ve beni çok etkileyen büyük bir prodüksiyondu. 
Dekor muhteşem, çok yaratıcı ve zekice tasarlanmış ayrıca çok estetikti. Altı adet hareketli panel içerisinde bulunan sahneye, derinlik, yükseklik, iç mekan, dış mekan havasının çok başarılı bir şekilde verildiğini söyleyebilirim. Ayrıca iç mekan sahnelerinde gelen hareketli ahşap merdiven, ahşap valizler, tekerlekli komodinler, sandalyeler, kırmızı uzun kurdeleler ve hepsinin götürdüğü metaforlar etkileyiciydi.
Müzikler, kostümler, koreografi ayrıca büyük bir alkışı hak ediyordu. Nasıl çalışılmış, nasıl emek verilmiş olduğunu tüm dans sahnelerinde hissediyorsunuz. Ortada inkar edilemez çok ama çok büyük bir emek olduğu kesin.
Sahnelenmesi bu kadar zor bir konunun böyle başarılı bir müzikal şeklinde karşıma çıkması beni çok mutlu etti. 2 saat 20 dakika su gibi akıp geçti. Gelecek sezon belki tekrar izleme şansını elde ederim. Bu oyunla ilgili aklıma takılan tek şey daha önce hiç görmediğim şekilde oyuncuların birer mikrofon ile oynamasıydı.  

Anna Karanina - Aslı Artuk
Aleksey Karenin - Cengiz Uzun
Doli - Özden Gököz
Stiva - Şevki Çapa
Levin - Caner Kadir Gezener
Kiti: Mihriban Rezzan Seyhan
Kont Vronski: Barbaros Efe Türkay
Nikolay: Mert Aksu
Prenses Betsi: İrem Ulusan
Kontes Vronski: Yıldız Venedik
Kontes Lidya: Tuba Erkan Tazebaş
Seryoşa: B. Tayga Konak
Uşak: Berk Baykut
Vasily: M. Onur Kocabaş
Mürebbiye: Nazlı Zeren Kutluyıl
Hemşire: Cansu Arslan
Yüzü Görünmeyen Adam: Berkan Görgün
Dul Kadın: Başak Güleç Gökalp
Genelev Kızı Marya: Pelin Gülten
Dolli'nin Çocuğu Tanya: Cansu Arslan
Dolli'nin Çocuğu Grisha: Özkan Gültekin
Dolli'nin Çocuğu Lili: Mina Esin