11 Ocak 2018 Perşembe

Teoride ve Pratikte

Perşembe, Ocak 11, 2018 12
Evlenmeden önce çocuk yetiştirmeye dair altı farklı teorim vardı. Şimdi altı çocuğum var. Herhangi bir teorim yok – John Wilmot, İngiliz şair (1647-1680)
Çok sevdiğim çok doğru bir söz. Ne anlıyorum: "pratik her zaman teoriden üstündür". Hele ki söz konusu hayatsa, yaşamaksa, çocuk eğitimiyse teoriler çoğu kez özlü sözler olarak kalıyor. Hayat bizi kıskaca alıyor ya da ters köşe yapıyor. Çevremiz hep doğru sözler söyleyip, yanlış yapanlarla dolu. Hayata geçirilemeyen teoriler uçuşuyor etrafta. "Bağırmayan anneler" -ne güzel, "öz güvenli çocuk yetiştirelim" -önden buyurunuz :), "ilişkilerimizde ön yargılardan arınalım" -a evet, "evliliğimizde sürprizli olalım" -e tabi, "kendimizi geliştirelim", "sen dili yerine ben dili kullanalım".... bunlar ilk aklıma gelenler :))

Kişisel gelişim kitaplarına ilgimi kaybedeli epey zaman oldu. Özellikle reçete sunan kitaplardan uzak duruyorum. İnsanlara ve tercihlerine olan saygım arttı. Eleştirmiyorum kimseyi. Dileyenler gözlemleyip eleştirebilir, sorun yok. Evet çocuğunu isteyen hiç emzirmez; dileyen beş yaşına kadar emzirebilir. Dileyen antidepresan kullanıp serotoninini maksimuma çıkarır, dileyen Müslümlü gecelerde kaybolur. Kendime inancım arttıkça dışsal motivasyonlara inancım azaldı. Kendi mikro yaşantıma, kendi değerlerime, beğenilerime, isteklerime önem veriyorum. Politikadan, kuramsal okumalardan, negatif düşüncelerden uzaklaştım. Neye mi yaklaştım:) Sanata, spora ve insana. Daha çok edebi kitap okuyup, daha çok tiyatro izlemek istiyorum mesela. Daha çok ve farklı türde müzikler dinlemek istiyorum. Daha fazla dost edinmek, dost muhabbeti istiyorum. Daha sağlıklı olmak, spor yapmak, farklı kültürler tanımak, farklı yerler görmek istiyorum. Artık yatırım yapmak deyince aklıma hiç arsa almak gelmiyor. İnsana yatırım yapmak geliyor. 
Ne mi oldu peki? Ne mi değişti? Bir insanın düşüncelerini ne değiştirebilir kalan zamanın azalmasından başka? Bildiniz evet dostlarım bugün 40. yaşım :)))
40 yaş çok güzel gelsenize :)))


2 Ocak 2018 Salı

Şempanzeler

Salı, Ocak 02, 2018 10
ŞEMPANZELER | ANKARA DT
2 perde | 1 saat 50 dakika
Yazan : SİMON BLOCK | Çeviren : İLKSEN BAŞARIR | Rejisör : A. SİNAN PEKİNTON
KONU
Sıradan bir cumartesi... Bebek bekleyen genç çift alışverişten dönmüş, haftasonu planları yapmaktadır. İstenmeyen satıcıların evlerine gelmesiyle hayat, para, sevgi, güven kavramları üzerinden ilişkilerini sorgulamaya başlarlar.

OYUNCULAR:
OLCAY AKIN KAVUZLU
ESAT TANRIVERDİ
DENİZ GÖKÇE KOÇMAN
MEHMET DEMİRALP

Yılın son temsilini yılın son iş günü Şinasi Sahnesinde izledim. Bu senenin yeni oyunlarından biri Şempanzeler. İngiliz oyun yazarı Simon Block tarafından yazılmış ve İlksen Başarır dilimize çevirmiş.
Şempanzeler ile Grönholm Metodu arasında bağlantılar buldum kendimce;
-4 kişilik oyunlar
-Sinan Pekinton rejisör
-Deniz Gökçe Koçman oyuncu
-Kişi zaaflarından çatışma çıkaran psikolojik savaş var her iki metinde de.
Açılışta morgage kredisi ödeyen, bebek bekleyen genç bir çift ile karşılaşıyoruz. Mark (Esat TANRIVERDİ) posta dağıtıcı işinden yeni ayrılmış bir ilüstüratör. Evde çocuklar için resimli alfabe kitabı hazırlamaya çalışıyor, kitabını bitirip, basıp, güzel bir geri dönüş almayı hedefliyor ancak henüz sadece A-Ayı, B-Balık harflerini tamamlayabilmiş. Stevie (Deniz Gökçe KOÇMAN) ise grafiker. Çalışan, modern, sert şehirli kadın rolünde.

Oyunda asıl çatışma eve ücretsiz keşif yapmak için gelen ama asıl amaçları tabi ki izolasyon satmak olan yüzsüzlük derecesinde ısrarcı iki pazarlamacının Lawrence Davidson (Olcay Akın KAVUZLU) ile Gabriel James (Mehmet DEMİRALP) ortaya çıkması ile başlıyor.
Oyun ilk sahnesinden son sahnesine kadar psikolojik gerilim ve çatışma içeriyor. Ne pahasına olursa olsun satışı amaçlayan pazarlamacılar bizi o dünyanın tüm acımasızlığı ve çirkinliği ile karşı karşıya bırakıyor. Zayıf karakter olan Mark üzerinden baskı yaratan; çiftlerin zayıf yönlerini ortaya çıkarıp, birbirlerine düşürmeyi bir pazarlamacılık yöntemi olarak gören satıcılar izleyici üzerinde tiksinti uyandırıyor.  
Oyun arasına buz gibi İngiliz esprilerine maruz kalıp, zayıf ve düşük tempolu bir metni kurtaramayan usta oyuncular izlediğimi düşünerek çıktım. Ancak ikinci perdede fikrim tamamen değişti. Lawrence' ın baskın kadın karakter Stevie' yi kendi kızı ile özleştirip tekrar insan olmaya başlaması ile oyun yeni bir ivme kazanıyor. Kişilik çatışmalarının dozu artırıyor, oyunculuklar tırmanıyor, başarılı bir gerilim tüm salonu geziyor, psikolojik savaş ortamı, herkesin tüyleri diken diken, seyirciye sirayet eden duygu geçişlerinden göz gözü görmüyor ve salon karanlığa büründüğünde evet belki bir alkış tufanı kopmuyor ama kesinlikle verilmek istenen mesaj ve duygunun yerine ulaştığına emin oluyorsunuz :)))
Oyunculuk anlamında Olcay Kavuzlu' yu ilk kez izleyen biri olarak kendisine hayran kaldım. Uzun süredir ADT' de olan tek kişilik oyunu Kontrabas' i izleyememiş olduğum için çok üzüldüm. Deniz Gökçe' nin ikinci perdedeki performansı harikaydı. Esat Tanrıverdi ve Mehmet Demiralp de karakterlerinin hakkını vermiş diye düşünüyorum.

Bu arada oyunda şempanzelerle ilgili hiçbir şey göremeyip de oyunun adının neden bu olduğunu benim gibi merak etmiş olabilirsiniz:
Mark A’ya Ayı (özgün metinde Armadillo), B’ye Balık (özgün metinde Bunny) çizmişken üçüncü harf C’ye ne çizecek acaba? Chimps! Şempanzeler… Bu başlıkla Simon BLOCK bize üçüncü harfi değil, üçüncü harfi çağrıştıracak insanları işaret ediyor aslında.
Çıktığınızda biraz allak bullak, biraz gergin hissediyorsunuz kendinizi. Oyun eğlence vadetmiyor ve  kesinlikle herkese hitap etmiyor. Ama kategorisinde çok başarılı ve izlenmesi gereken bir oyun olduğunu düşünüyorum.

Tiyatrolu bir yıl diliyorum :)))

30 Aralık 2017 Cumartesi

2017' ye Fotoğraflarla Bir Bakış

Cumartesi, Aralık 30, 2017 8
Bakalım 2017 de neler olmuş neler olmuş:)
Eren 9. Elif ise 10.yaşını bitirmiş.
Ayrıca Eren 3.sınıfı bitirmiş. Elif ise 4. sınıfı bitirerek mezun olmuş.
2017 nin Eylül ayında Elif, kreş ve ilkokuldan sonra hayatında 3.dönemece girerek 5.sınıf öğrencisi yani ortaokullu olmuş.
Eren 2017 nin büyük bölümünde satranç ile ilgilenmiş. Türkiye Şampiyonası(Antalya), İl ve Türkiye Takım Turnuvaları(Ankara-Çorum) ve bir çok yerel turnuvaya katılarak dereceler elde etmiş.
2017 ailelerimiz ile sevdiklerimiz ile iç içe sıcacık ve  çok mutlu geçmiş.
Eren 2017' nin Eylül ayından itibaren basketbol kursuna başlamış. Elif ise voleybola devam etmiş.
Arkadaş buluşmaları, kanki görüşmeleri bu yıl da devam etmiş.
Tema gönüllüsü olmuşlar. Okul gezileri, müzeler, tiyatrolar, sinemalar okul arkadaşları ile keyif içinde gerçekleşmiş.
Okumak çok ama çok önemli bir yer kaplamış bu sene. Ve Elif çocuk edebiyatından genç edebiyatına hızlı bir geçiş yapmış. Eren okumaktan zevk almaya başlamış.
Çekirdek aile olarak geçirdiğimiz zamanlar, çıktığımız geziler güzel birer anı olarak hafızalarda yerini almış.
Flash flash flash... Yılın son aylarında Elif' in boyu ve kilosu annesini geçmiş :)
Veee 2017 yılını Murathan Mungan ile uğurluyoruz:
Bir yıl daha bitiyor düşlerim, tasalarım,
yarım kalmış onca şey, her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden. Bana mı öyle geliyor, yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman, insan yaşlanırken? 

Mutlu seneler :)
2016 yılı için tık.
2015 yılı için tık.
2014 yılı için tık.
2013 yılı için tık.
2012 yılı için tık.
2011 yılı için tık.
2010 yılı için tık.

28 Aralık 2017 Perşembe

Eyvah Nadir

Perşembe, Aralık 28, 2017 4
EYVAH NADİR | ANKARA DT
1 perde | 1 saat 10 dakika
Yazan : AHMET METİN ÖNEL | Yöneten : ALİ MERİÇ
KONU:
Eyvah Nadir, dünden bugüne insanoğlunun bir mücadelesinin öyküsü elbette. Yaşamda değişmeden, bükülmeden, en önemlisi de dik durarak ayakta kalanların trajikomik öyküsü. Eyvah demenin bir zaaf, ötesinde bir yenilgi olduğuna inanan Nadir’in, yine bu sözcükten hal ve söylem olarak kaçma çabası, insanın onur ve vicdanıyla sürdürdüğü yaşam yolculuğunun da bir özeti sanki. Gülmek, gülerek düşünmek ve düşünerek özdeşleşmenin sahnede vücut bulduğu Eyvah Nadir, izleyiciyle de bir biçimde köprü kurmaktan geri kalmıyor.
OYUNCULAR: KORAY KARACA


Ankara' da hafta içi iş çıkışı yapılabilecek en keyifli etkinliklerden biri; saat 18.30' da başlayan Oda Tiyatrosu oyunlarını izleyebilmek. Oyunu; 60 kişilik salonda, hele de yeriniz sahneye yakınsa, oyuncuyla göz göze, nefes alış verişlerine, tüm mimiklerine tanık olarak izleme şansını elde edersiniz.
Bu yakınlıktan dolayı sanatçının izleyici ile etkileşimi çok yüksektir. Ortam samimidir ve izleyiciyi oyuna dahil etmek neredeyse kaçınılmazdır. Küçücük sahnede genellikle tek kişilik temsiller olur. İşte bu oyunlardan biri de 'Eyvah Nadir'. Bu sezon ADT' de 28 Kasım' da prömiyer yaptı, yeni taze bir temsil.
Metin, 'Kaşif_i Eyvah Nadir Efendi' adıyla Ahmet Önel tarafından yazılmış tek kişilik bir oyun. Nadir Hakarar' ın dedesinden babasına ve babasından Nadir' e uzanan nasihatlarla şekillen yaşamını (okul, iş bulma, çalışma, kız isteme, kabadayılık, mafya, hapis, ölüm...) hep başkalarının gözünden izliyoruz. Nadir' i bize onlar anlatıyor. 

Koray Karaca, 70 dakika süren oyun boyunca gösterdiği yüksek enerji ve kaliteli oyunculuğu ile gerçekten akılda kalıcı, etkileyici. Bir kaç saniye içerisinde çok sayıda farklı karaktere bürünüp, sesiyle, şivesiyle, mimikleriyle, bedeniyle harika bir modern meddahlık örneği sunuyor. Daha önce 'Teneke' isimli oyunda izlemiştim ama çok fazla bir fikir oluşturamamışım hakkında.   
Ankara' daysanız kaçırmayın derim. İyi ki gitmişim diyeceksiniz :)
Meddah veya kıssahan, bir topluluk önünde çeşitli hikayeler anlatan ve taklit sanatı yapan kişiye denir. Bu oyuna ise meddah oyunu denir. Bir tek oyuncunun çeşitli kılıklara girerek bir oyunu canlandırmasıdır.Meddah genellikle bir konu içinde geçen farklı karakterlerin seslerini, mimiklerini ve hareketlerini canlandırır.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Ben Frida Kahlo 'Otoportre'

Pazartesi, Aralık 11, 2017 11
ANKARA DEVİNİM TİYATRO
Süre : 1 Saat 30 Dakika
YAZAN VE YÖNETEN : Ahmet YAPAR
OYNAYAN : Fatmanur İSMAİLÇEBİ
MÜZİK DÜZENLEME : Abdullah Demir ÇİÇEK (Gitarist)
Didem DOĞAN (SOLİST)
Çağatay ÇİÇEK (GİTARİST)
REJİ ASİSTANI : Ozan DEMİRCİOĞLU
MAKYÖZ : Sema YAYLA
GÖRSEL TASARIM VE KARAKALEM ÇALIŞMA : Esma ŞENCAN
GRAFİK TASARIM : Bircan MUYAN

Ankara Devinim Tiyatro, Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo’nun yaşam öyküsünü sahneye taşıyor. 

Ahmet Yapar’ın yazıp yönettiği oyunda Frida Kahlo’yu Fatmanur İsmailçebi oynuyor. Oyunun müzik düzenlemesi Didem Doğan ve Abdullah Demir Çiçek’e ait. Oyun, Frida Kahlo’nun Meksika’ da gerçekleştirdiği ilk ve son resim sergisinde geçiyor. Frida’nın yaşadığı acı, aşk, resim ve devrim dolu yaşam öyküsünü Frida’ nın kendini ağzından izleyiciye aktarıyor. Çocukluğundan ölümüne kadar çektiği acılar, yaşadığı inişli çıkışlı aşklar ve komünist kimliğiyle içinde bulunduğu eylemleri resmeden, yazan Frida’ nın hikâyesi sezon boyunca seyirci karşısında olacak.

Yağmurlu bir Aralık akşamında CerModern' e ilk kez gidiyorum. İlk fırsatta tekrar gidip iyice gezme-inceleme isteği uyandırıyor bende. Yazın olan açık hava sinema gösterilerine, sergilerine gitme kararı alıyorum kendimce.
Gerçek adı Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon olan Meksikalı ressam, 1907 yılında doğmuş ve 1954 yılında henüz 47 yaşında iken hayata veda etmiştir. Bir tek sanatıyla değil, özel hayatı ve politik görüşleriyle de tanınan Kahlo’nun, şanssızlıklar ve acılarla dolu bir hayatı olmuştur. Ancak hiçbir zaman pes etmemiş, adeta küllerinden doğan bir Anka kuşu gibi hem ruhsal hem de bedensel olarak her defasında yeniden canlanmıştır. Yaklaşık yarım asır olan ömrü içerisinde bir sürü büyük acıyla karşılaşmış, henüz küçük bir çocukken tanıştığı şanssızlığından bir türlü paçasını kurtaramamıştır.
 
Fatmanur İsmailçelebi, doksan dakika boyunca Frida oluyor. Acılarla, isyanlarla dolu hayat hikayesinin tüm iniş çıkışlarını izleyiciye geçirmeyi başarabilen oyuncuya hayran kalmamak olanaksız.
6 Temmuz 1907’de Meksika'nın güneyindeki Coyoacan’da Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ile Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in 4 kızından üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Ancak Frida Kahlo sonraki yıllarda doğum gününü Meksika'nın devrim tarihi 7 Temmuz 1910 olarak değiştirecektir. Ailesiyle birlikte Coyoacan’da yaşayan Kahlo’nun oturduğu ev, sahip olduğu renkten dolayı Mavi Ev olarak anılıyordu. Ve sanatçı hayatının büyük bölümünü dış duvarları kobalt mavisi renkte boyanmış olan bu evde geçirecekti. Frida’nın Kızılderili asıllı olan annesi ressamın tabirine göre kibar, zeki, bazen zalim, hesaplı ve aşırı dindardı. Tam tersine babası ise şefkatli ve anlayışlıydı. Her zaman Frida’nın yanında olup onu destekleyen babası, hastalığı boyunca da kızı için elinden geleni yapacaktı.
Ankara' da özel tiyatro toplulukları arasında listenin en üstlerine yazıyorum Devinim Tiyatro' yu ve Ahmet Yapar' ı. Gerçekten çok kaliteli ve oldukça başarılı bir iş çıkarmışlar.
Henüz 6 yaşındayken çocuk felci geçiren Kahlo için bu hastalık, ölüme çelme attığı ilk hamlesiydi. Çünkü o zamanlar pek çok çocuk bu hastalıktan dolayı yaşamını yitiriyordu. Ancak Frida direnerek hastalığı yenmiş ama bir bacağı diğerine göre daha ince kalmıştı. Çocuk felcinden Frida Kahlo’ya yadigar kalan ince bacağı ona “tahta bacak Frida” gibi hoşlanmadığı lakaplar takılmasına neden olmuştu. Ve sonraları dünyaca ünlü bir ressam olacak küçük kız, bacağındaki incelme yüzünden hep uzun etekler giyecekti.
Bir erkek çocuğu gibi büyüyen ve okul yıllarında daha çok erkeklerle arkadaşlık eden Frida’nın başa çıkmak durumunda kaldığı ilk engeli bacağı olmuştur. Yılmayan Kahlo, tıp eğitimi almaya karar vererek, Meksika’daki Ulusal Hazırlık Okulu’na girdi. Nitekim dönemin en iyi okullarından biri olan bu okula girerek bir ilke imza atmıştı. 
 
Solist Didem Doğan ve Gitarist Çağatay Çiçek oyuna etkileyici bir renk kattılar. Söylenen şarkıları araştırdım açıkçası çok fazla sonuç elde edemedim. Bir çoğunun temsil için özel hazırlanmış olduğunu düşünüyorum ancak içlerinde Meksika Devrim Şarkıları da vardı. 
Çünkü daha önce okula hep erkek öğrenci kabul edilmişti ve Kahlo Ulusal Hazırlık Okulu’nda okuyan ilk kız öğrencilerden biriydi. Burada sanat, edebiyat ve felsefe gibi konularda kendini geliştiren Kahlo’nun, gelecekte Meksika’nın önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Alfonso Villa ve Jose Gomez Robleda gibi okul arkadaşları vardı. Ve Kahlo eğitimine devam ederken, zaman 17 Eylül 1925 tarihine doğru hızla akıyordu. Bu tarihte yaşanacak kaza Frida Kahlo’nun hayatında bir dönüm noktası niteliği taşıyacaktı.
1925 yılının 17 Eylül’ünde erkek arkadaşı Alejandro Gomez Arias ile okuldan dönen Frida’nın bindikleri otobüs bir tramvayla çarpıştı. Çok sayıda insanın hayatını kaybettiği kazada Frida da ağır şekilde yaralanmıştı. Sayısız kırık çıkığın yanı sıra karnından girip omurgalarını zedeleyerek dışarı çıkan demir bir çubukla hastaneye götürüldüğünde doktorlar yaşama şansının düşük olduğunu söylemişlerdi. Ama Frida bunu da atlatmış, ikinci kez ölümden dönmüştü. Feci kazadan tam 1 ay sonra, yani 17 Ekim 1925’te hastaneden taburcu edilmişti. Acılar içerisinde kıvranmasına rağmen bunu yansıtmayan Frida uzun süre boyunca doktor, hastane, ilaç, yatak ve korselerle iç içe olacaktı. Tam 32 kere ameliyat olan Frida’nın bütün günü yatakta geçiyordu. Ve bu süreç aileyi yalnızca manevi açıdan değil maddi açıdan da zorlamaktaydı.
 
Oyun sonu selamlama ve alkışlama bölümü oldukça değerli tiyatro izleyicisi için. Çünkü o an izleyici ve oyuncular arasındaki en güçlü iletişimin kurulduğu andır. Siz beğenilerinizi tüm kalbinizle alkışlarken sunarsınız ve sanatçıların gözlerindeki o mutluluk sizi duygulandırır. Benim belki eleştirebileceğim tek nokta alkış almak konusunda bu kadar isteksiz sanatçılarla tanışmak oldu. 
Kızının tedavi masraflarını karşılamakta zorlanan baba, evdeki değerli eşyalarını satışa çıkartmıştı. Her şeye rağmen kızının yanında olan Wilhelm Kahlo, Frida’nın yüzünü güldürmek için ona (tablolarında da göreceğimiz) bir karyola yapmıştı. Annesi ise Frida’nın kendisini görebilmesi için tavana bir ayna asmıştı. Ve bu ayna onun için bir başlangıç olacaktı. Çünkü çareyi resim yapmakta bulmuştu. Resim yaparak acılarını unutmaya çalışan Frida ilk portresini, tıpkı portresi gibi ilk aşkı olan Alejandro Gomez Arias’a hediye etti.
Her geçen gün biraz daha iyileşen Frida, yatakta geçirdiği süre boyunca resim yapmaya devam etti. Tavandaki aynası sayesinde bu dönemde pek çok otoportre yaptı. Kazadan yaklaşık 2 sene sonra yürümeye başlayan Frida, bu dönemde sanat ve politika camialarında boy göstermeye başlamıştı. Davetlere katılan Kahlo, siyasi tartışmalara da katılıyordu. Zaten kısa süre sonra Meksika Komünist Partisi’ne üye olmuştu. Ancak aynı yıl eşi olacak Rivera’nın partiden ihraç edilmesiyle Frida da üyelikten ayrılacaktı.
Fatmanur İsmailçelebi' nin makyajına da değinmeden geçmek istemiyorum. Çünkü gerçekten Frida' ya çok benzemişti. Bu noktada Sema Yayla' yı tebrik ediyorum.
Bir yandan siyasetle uğraşırken bir diğer yandan da resim yapıyordu. Ve beğenerek takip ettiği ünlü ressam Diego Rivera ile tanışmak istiyordu.Meksikalı Michalangelo olarak da bilinen ressamla tanışan Frida ona aşık oldu ve çift 1929 yılının Ağustos ayında tüm karşı çıkmalara rağmen evlendi.
Karşı çıkmalara dedim çünkü çiftin evlenmeleri, Frida Kahlo’nun annesi de dahil olmak üzere pek çok kişiye göre yanlıştı. Hatta anne Matilde onların ilişkisini bir güvercin ile filin birlikteliğine benzetiyordu. Fakat bu olumsuz eleştiriler Frida’nın umurunda bile değildi.
 
Frida' nın hayat hikayesini daha önce okumuş ve 2002 yılı yapımı Selma Hayek' in canlandırdığı sinema filmini daha önce izlemiştim. Metin bunların üzerine bir şey koyamasa da baştan sona mücadelelerle geçen bu hayata ne zaman kulak versem, böylesine güçlü olamayacağımı itiraf ediyorum kendime.
Güçlü kadın, kendisinden 21 yaş büyük olan ve sadakatsizliği ile tanınan komünist ressamın üçüncü eşi olmayı istemiş, istediğine de ulaşmıştı. Ancak sanatçı çiftin çalkantılı bir ilişkileri vardı. Kocası sık sık başka kadınlarla görüşüyor, Frida’yı aldatıyordu.
İnişli çıkışlı bir şekilde devam eden evliliklerinde çift çocuk sahibi olamadı. Birkaç kez hamile kalan Frida ilkinde bebeğini aldırmış, sonrasında ise iki kez arka arkaya düşük yapmıştı. Bu olaylardan fazlasıyla etkilenen kadın, resimlerinde hayali oğluna da yer vermişti.
Tutkulu bir aşık olarak da tanınan Frida, Rivera için; hayatında iki büyük kaza geçirdiğini, bunlardan birinin onu az daha öldürecek olan tren, diğerinin ise Diego olduğunu söylemiş, Diego’nun tren kazasına göre çok daha yıkıcı olduğunu belirtmişti. 10 yıl süren sarsıntılı evliliklerinin sonrasında Frida ile Diego Rivera boşanma kararı aldılar.
Ancak 1 sene sonra yeniden evlenip, Frida’nın çocukluğunun geçtiği eve yerleşmişlerdi. Ve evliliklerinde aldatan taraf yalnızca kocası değil, Frida da olmuştu. Evet, birbirlerini çok sevmelerine rağmen başkalarıyla da ilişkiler yaşayan çift, her şeye rağmen aşık tanımının hakkını vermişlerdi diyebiliriz.
Mesela; Frida evli olduğu sırada Amerikalı fotoğrafçı Nickolas Muray ile bir ilişki yaşamıştı. Ve Muray Frida’ya körkütük aşık olmuştu. Ancak Muraysonunda Frida’nın Diego’dan kopamayacağını anlamış ve ilişkileri sona ermişti. Frida Kahlo’nun birliktelik yaşadığı isimler arasında Rus devriminin önde gelen isimlerinden biri olan Lev Troçki de vardı. Ancak Troçki’nin eşinin ilişkilerini fark etmesinden sonra Frida, Troçki’den ayrılmıştır.
Frida Kahlo, Diego ile yeniden evlendiği dönemde sanatçı arkadaşı Andre Breton’un da desteğini alarak New York’ta bir sergi açtı. Bu sergiden sonra şöhreti yayılmaya başlamıştır. Sık sık rahatsızlanan Frida tüm gücünü kullanarak resim yapmaya devam etmiş, acılarını sanatla unutmaya çalışmıştır. Kendi ülkesinin yanında Amerika ve Fransa’da da sergiler açan Kahlo, 1943 yılında La Esemeralda isimli sanat okulunda öğretim üyeliği yapmaya başlamıştır.
Sağlığı kötü olmasına rağmen 10 yıl boyunca eğitim veren Frida, rahatsızlığı nedeniyle evinde ders vermiştir. Öğrencileri de Los Fridos (Frida Öğrencileri) olarak anılmıştır. 1950 yılında sağlık sorunları nedeniyle hastaneye yatırılan Frida 9 ay burada kalmıştır. 1953 yılında Meksika’da (ülkesindeki ilk kişisel sergisi olmuştur) bir sergi açan ressamın sağ bacağı aynı yıl kangren nedeniyle kesilmiştir.
Ve Frida Kahlo, 1954 yılında 47 yaşındayken akciğer embolisi teşhisi ile hayata veda etmiştir. İnsanın içine dokunan yaşamında verdiği son eser ise Yaşasın Hayat isimli natürmort tablosu olmuştur. Cesedi yakılan ünlü kişiliğin külleri, 1955’te eşi Rivera tarafından devlete bağışlanmış olan Mavi Ev’de saklanmaktadır. Cesedinin yakılmasını isteyen Frida Kahlo, ölmeden önce yatarak yeteri kadar zaman geçirdiğini, bu nedenle daha fazla yatmak istemediğini söylemiştir.
Az gösterimi olan bu oyunu fırsatınız varsa yakalayıp, izlemenizi öneriyorum :) Tiyatrolu günler dilerim :)) 

9 Aralık 2017 Cumartesi

Çocuklar ve Kurslar II

Cumartesi, Aralık 09, 2017 14
Devlet okulunda çocuk yetiştirmeye çalışan veliler olarak çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Özellikle sosyal-sportif-okul dışı etkinlikler anlamında çocukları desteklemek için maddi-manevi büyük fedakarlıklara hazır olmak şart.

Hobi kurslarında sürekliliği çok önemsememize rağmen maalesef bir hobide dikiş tutturamıyoruz :) Okul öncesini saymazsak Elif satranç ile başladı bir yıl sonra voleybola devam etmek istedi. Eren de satrançla başladı satrancı çok sevdi çok emek verdi sayısız turnuvalarda dereceler elde etti, yaklaşık 2,5 sene devam ettikten sonra bu yıl basketbola devam etmek istediğini söyledi.
Elif' in voleybolda üçüncü yılı. Ancak bu sene beşinci sınıf, okul değişince voleybol kulübünde de bir değişiklik oldu. Çünkü yeni okulunda sınıf arkadaşlarının da devam ettiği bir voleybol kulübü vardı. Şu an çok keyifli ve mutlu bir şekilde devam ediyor. Ondan beklentimiz ileride okul voleybol takımında oynayan yerel turnuvalara katılan, alt-orta düzey ama hep sporla ilgili bir genç olması.

Satranç başlangıç ve orta düzeyde çocuklar için oldukça tatmin edici ve eğlenceli bir spor. Ancak bir üst düzeye geçip zirveyle yarışmaya başlamak demek: Saatler süren çalışmalar, analizler, soru bankaları çözümü, ezberlenen sayısız açılış kombinasyonu, savunma kombinasyonları, taktik soru çözümleri, 4 saate varan maçlar, şehir dışı turnuvalar, Türkiye şampiyonası, il birinciliği, takım turnuvaları, milli takıma girme yarışı, antrenör seçimi, yüksek rekabet çok çok yıpratıcı, stresli ve oldukça maliyetli süreçler demek. Hem veli adına hem çocuk adına gerçekten zorlayıcı.
Açıkçası bu sene başında Eren satranç yanında basketbol ile de ilgilenmek istediğini söylediğinde 'buna değecek mi' sorusu düştü gündemimize. Eren' de tutku derecesinde bir satranç ilgisi olup olmadığıydı asıl merak ettiğimiz. Bunu ölçmek istiyorduk. Sadece birini tercih edebileceği restimize, rest ile yani 'basketbol' ile cevap vererek bizi çok şaşırttı. Bu sene başından beri bir kulüpte haftada 4 gün antrenman yapıyor ve bu süreçte satranca karşı ilgisini tamamen kaybetti. Bu da bize Eren' in doğru bir karar verdiğini düşündürüyor.
Çocuklarımız milli olsunlar, profesyonel olsunlar gibi bir hedefimiz olmadan sadece sporu bir yaşam biçimi olarak hissettirmeye çalışmaksa amacımız geldiğimiz noktadan oldukça memnunum. Her ne kadar bireysel sporları kendime daha yakın bulsam da takım sporlarının da kişisel gelişim anlamında çocuklara çok şey kazandıracağını düşünüyorum.

Bu sene rutinimiz yine oldukça zorlayıcı:
Elif: Pazartesi-Çarşamba-Cumartesi-Pazar
Eren:Salı-Perşembe-Cumartesi-Pazar antrenmana gidiyor.
Antrenmansız geçen tek cuma gününü çok ama çok seviyorum :)

Not: Çocuklar ve Kurslar I

1 Aralık 2017 Cuma

Giydirici

Cuma, Aralık 01, 2017 6
GİYDİRİCİ | İSTANBUL DT
2 perde | 2 saat 30 dakika
Yazan : RONALD HARWOOD | Çeviren : ERGUN SAV | Yöneten : HAKAN ÇİMENSER
KONU:II. Dünya Savaşı'nda, ölümüne tiyatro yapan bir grup.
OYUNCULAR:CELAL KADRİ KINOĞLU-HAKAN ÇİMENSER-RÜYAM PERİHAN DİRİN-HÜLYA GÜLŞEN-EBRU DEMİRDÖVEN-ARAL SESKİR-OSMAN TUNCA SOYSAL-SİNAN CEM-ÇABUK-GÜNEŞ YAKIN-CEM ŞAHİN-SUZAN SABANCI-ÖZGÜN BAYRAKTAR
22. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri
Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Celal Kadri Kınoğlu
5. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri (2016-2017)
Erkek Oyuncu Celal Kadri Kınoğlu
XVII Direklerarası (İstanbul) Seyirci Ödülleri
Performans Ödülleri-Erkek Oyuncu: Celal Kadri Kınoğlu

Geçen yıl da İstanbul Devlet Tiyatrosunun bir turne oyununu (Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş) izlemiştim. İDT turne oyunlarını kaçırmamaya çalışacağım artık çünkü gerçekten sahnede ustaları izlemek çok başka hisler bırakıyor. Küçük Tiyatronun güzel atmosferinde D sırasında keyifli bir oyun izledim dün akşam.
“Giydirici” (The Dresser) adlı tiyatro oyununu; İngiliz tiyatro oyun metni yazarı, romancı, film senaristi, Akademi Ödüllü Sir Ronald Harwood 1980 yılında yazmış. II. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere' de tiyatro yapmaya çalışan bir topluluğun yaşadığı zorlu süreci anlatıyor. Ön planda grubun başrol aktörü ile kendini ve yıllarını ona adamış giydiricisinin ilişkisi incelenirken, alt metinlerde sahne arkası, provalar, oyuncular arasındaki ilişkiler, kulis var. Oyunda en çok hoşuma giden bir tiyatrocunun tiyatroya, izleyiciye, diğer oyunculara bakış açısını yakalayabilmeniz.
Turnedeki tiyatro grubu bir gün Othello, bir gün Kral Lear' ı oynuyor. Baş oyuncu(Sir-Hakan Çimenser: aynı zamanda oyunun yönetmeni) kendisini çok beğense de aslında orta sınıf bir taşra oyuncusu. Ama Norman(Giydirici-Celal Kadri Kınoğlu)' ın gözünde tartışılmaz bir ilah. Lady(Hülya Gülşen), yıllardır Sir ile aynı sahneyi paylaşan bir oyuncu aynı zamanda Sir' ün sevgilisi. Madge (Rüyam Perihan Dirim) Sir' e yıllardır aşık olsa da aşkını içine atmış ama Sir' ün yakınlarından hiç ayrılamamış.
Oyun ilk sahnenin ilk repliğinden itibaren izleyiciyi içine alıyor. Olaylar Sir' ün tükenmişlik sendromu içerisinde, hasta-depresif bir psikolojiye girmesiyle başlıyor. Norman onu ayakta tutmaya akşam oynanacak temsile hazırlamaya çalışıyor. Ama nasıl bir oyunculukla... 
Celal Kadri Kınoğlu' nun insanüstü bir performansı var. Öyle yüksek enerjili bir karakter ki canlandırdığı bir an bile kıpırtısız, mimiksiz değil. Ses tonu, mimikleri, hareketleri ile rol ile bütünleşmiş ve bu oyunda aldığı tüm ödülleri sonuna kadar hak etmiş. Her gösteride eminim 2000 kalori yakıyordur :) 

Hakan Çimenser' in yönetmenliğini de oyunculuğunu da çok beğendim. Dedim ya ustaları izlemenin bıraktığı tat unutulmaz oluyor. Savaş ortasında sanat, sanatçının savaşa bakışı, sahne-kulis geçişleri gayet başarılıydı.

Hülya Gülşen, hepimize televizyondan çok tanıdık gelen bir sima. Ferhunde Hanımlarda, Bizim Evin Hallerinde yer almıştı. Temsilde ilerleyen yaşına rağmen oyunculuktan beklediği başarıyı elde edememiş, biraz sıkılmış bunalmış Lady karakterini içtenlikle canlandırmış.
Oyunun son sahnesi ise karşılıksız ve tutkuyla adanmış bir hayatın, karşı tarafın gözündeki değerini çok çarpıcı ve düşündürücü bir şekilde ortaya koyarken; verilen onca emeğin, özverinin karşılığında beklenen manevi takdirin alınamamış hayal kırıklığı ile izleyiciye veda ediyor.

Ben de bu yazıyı Sir' ın akılda kalıcı repliği ile bitiriyorum:
Oyuncular, yalnızca diğerlerinin anılarında yaşarlar. Dünyadaki en güzel şey hatırlanmaktır…
Başarılı bir oyun içinde oyun prodüksiyonu, kesinlikle izlenmeye değer :)

Not: Giydirici(The Dresser) 1983 yılında film olarak çekilmiş. Filmde : Albert Finney, Tom Courtenay, Edward Fox, Zena Walker, Eileen Atkins, Michael Gough, Cathryn Harrison rol almış.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Hoşçakal Sonbahar

Pazartesi, Kasım 20, 2017 26
Mevsim Sonbahar
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut
olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın
nemli, ağır kızıltılar…
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar…

Nazım Hikmet Ran
Adım Sonbahar
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış 
erik ağacının 
ışık içinde yüzüyor 
neresinden baksan 
gözlerin kamaşır 
oysa ben akşam olmuşum 
yapraklarım dökülüyor 
usul usul 
adım sonbahar 

Atilla İlhan

Acıyor
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır 
Sonbahar geldi hüzün 
İlkbahar geldi kara hüzün 
Ey en akıllı kişisi dünyanın 
Bazen yaz ortasında gündüzün 
Sevgim acıyor 
Kimi sevsem 
Kim beni sevse 
Eylül toparlandı gitti işte 
Ekim filan da gider bu gidişle 
Tarihe gömülen koca koca atlar 
Tarihe gömülür o kadar 

Turgut Uyar
Sonbahar
Sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur-
Sesinin solgun göğünde
Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
Savrulur her yana kavruk kelimelerle,
Yüreğini acıyla buruşturur.
Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına
Sonbahar -ki doyumsuz bir aşkın sonudur.

Metin Altıok


Eylül'dü
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.


Eylül’dü
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.

Eylül’dü
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman.

Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin. 

Cemal Süreya

Sonbahara Veda
Ankara, Dikmen Vadisi
DEVAMINI OKU